TKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2014 Cuma

TKP bölündü

TKP’de ayrı Kongreler sonrası Atılım Kongresi Bileşenleri ve 12. Kongre Bileşenleri isimlerinde karar kıldı: TKP Atılım Kongresi bileşenleri Komünist Parti (KP), 12. Kongre bileşenlerinin kurdukları partinin ismi ise Halkın Türkiye Komünist Partisi (HTKP) olmuş.

HTKP, TKP'deki ayrılık sonucunda ideolojik ve siyasi olarak TKP çizgisini koruyoruz açıklamasını yapmıştı. Leninizm tartışması ile iyice alevlenen tartışmalar (18 Ağustos itibariyle 2015) yazında bir ayrışma ile sonuçlandı. HTKP'den ayrılan grup TKH (Türkiye Komünist Hareketi)'yi kurdu. ⋆

Bu ayrışmanın tarafları arasında birbirlerine karşı ağır ithamlar, sürtüşmeler yaşansa da kabul edilsin ki bölünmesi bol Türkiye sol tarihinin en ‘medeni’ ayrışması gerçekleşti.

Ne acıdır ki, solun fikir ayrılıkları ile geçmişi epeyce sorunlu. Öyle ya biz solcuların ayrılırken teorileri de hazır, ayrılmak arındırır, partiyi güçlendirir. TKP’lilerin yerinde olsam masa ve sandalyeleri çekilmez ‘Komünist’ yöneticilerin alıp gitmesi için kapının önüne koyar, evlerinize gidin ve düşünün derdim: ‘Bize şöyle sağlam ideolojik ayrılık diyebileceğimiz fikir ayrılığı bulun!’

Şimdi n’olacak (?) TKP denen şey zaten gençlerdi, o gençler bir araya gelip Tayyip’e dur diyordu. Anlaşılan şimdi o gençlerin arası açılacak, kurulan dostluklar yıkılacak, Tayyip’e dur demek yerine birbirine dur diyecekler. Yazık ettiler, hem kendilerine, hem ülkeye, hem de o gençlere.

2026 TKP şema güncellemesi.

⋆ Ek: HTKP'den ayrılan grup 2015 yazında bir ayrışma sonucunda Türkiye Komünist Hareketi (TKH)’yi kurdu. HTKP geldiği geleneksel sol anlayışa karşı daha hareket anlayışına yakın bir örgüte dönüşürken. TKH ise geleneksel komünist parti tarzında örgütlenmeyi sürdürüyor. Bu üç grup hakkında yorumlarımı yazmayacağım. Her birinin kendin içinde ayrı ayrı ama ‘Komünist Parti’ olma iddiaları taşıdığı kesin. Belirtmek gerekirse hepsinin iyi olduğu başlıklar varken Türkiye karşısında bir eksiklik de hissediliyor. 

» Benzer başlıklar:

24 Şubat 2012 Cuma

TKP dışında gittikçe yalnız kalanlar

“Herhalde ileridedir / Yaşanacak günlerin en güzelleri…”
(Nâzım Hikmet)

80 öncesindeki TKP’lilerin çoğunun iyi ya da kötü yorum yapmadığı, bugünlerdeyse TKP Kurucular Kurulu (daha önceki adıyla Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi - SBGYG)’nin kuruluş açıklaması yaptığı ve artık iki TKP’nin olduğu günümüzde İsmail Bilen ismi güncelliğini koruyor, bu bağlamda TKP’nin önderlerinden biri olan İsmail Bilen hakkında kısada olsa bir bilgi notu olsun istedim bu yazı. Bu yüzden tarihsel olarak bakıldığında TKP’nin 7 önemli önderlerinden biri olarak öne çıkıyor. Ürün Dergisi çevresinin ateşle savunduğu, Nâzım Hikmet’in şiirinde isminin geçtiği, bana göre gizini koruyan biri İsmail Bilen.

Örneğin bazı TKP önderleri, bunlar sırasıyla:
Mustafa Suphi
Dr. Şefik Hüsnü Değmer
Reşat Fuat Baraner
Dr. Hikmet Kıvılcımlı
Zeki Baştımar
İsmail Bilen
Mihri Belli
İsmail Bilen: 1902 Rize doğumludur ve, “Laz İsmail” olarak tanınır. Bundan başka “Marat”, “S. Üstüngel”, “R. Davos” gibi takma isimler de kullanmıştır. Gençliğinde motor-makine kurslarında eğitim gördü ve tersanede çalıştı. Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen çeteler içinde faaliyet gösterdi.
1922 yılında TKP’ye üye oldu. Daha sonra Sovyetler Birliği’ne gidip orada 1925 yılında Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi (KUTV)’da okudu. Ülkeye geri döndüğünde TKP adına güney illerinde örgütlenme faaliyetlerinde bulundu. 1927 tevkifatında gıyaben yargılandı, 3 aya mahkum oldu. 1929’da Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Ferit Kalmuk ile tutuklandı. (Bu tevkifatta bazı tavırlarından dolayı, Hikmet Kıvılcımlı ile aralarının açıldığı söylenir.) 4 yıl 6 ay 15 gün ceza aldı. 1934’te Sovyetler Birliği’ne gitti ve ölümüne kadar yurtdışında kaldı. Komintern’de çalıştı. Bu yıllarda Stalin’in temizlik hareketine adı karıştı. Her ne kadar bir iddiayla birlikte tartışılsa da Vikipedi gibi, özgür ansiklopedilerde bu bilgi geçmez ama Baytar Cevdet, Baytar Salih Hacıoğulu ve bir grup Türk komünistinin ölüm ve sürgün olaylarından sorumlu tutulur.
1960 sonrası önce TKP Merkez Komite üyesi, sonrada Genel Sekreter Zeki Baştımar’ın ölümüyle 1973’te TKP Genel Sekreteri oldu. “Ürün” ve “TKP Merkez Komitesi Yayın Organı Atılım Dergisi”nde yazılar yazdı. Ulusal Demokratik Cephe (UDC) tezlerini geliştirerek ulusal-demokratik güçler adını verdiği CHP ve solundaki güçlerle eylem ve cephe birliği politikasını savundu.
“Savaş Yolu”, “Günümüzdeki TKP”, “Güneşli Dünya”, “Çetin Savaş” gibi kitapları da bulunan İsmail Bilen, TKP’nin 5. Kongresinden sonra 1983’te ölmüştür.
Evet, İsmail Bilen TKP’nin nicel ve nitel olarak gücünün zirvesine ulaştığı atılım döneminin genel sekreteri olarak parti tarihinde son derece önemli bir yeri bulunmuştur ve önemlidir. Oysa dün olsun tıpkı bugünde de olduğu gibi TKP’yi birer aydın kulübüne dönüştürmeye çalışma arzusunda olanlar, ikinci - üçüncü hatta dördüncü parti çalışmaları içinde ve bunların hepsi bilinçli ya da bilinçsiz bi’şekilde kendileriyle çelişmeye başladılar.

Örneğin legal TKP mi olur diye yıllardır ulu orta yazılar yazıp ardından da yazdıklarına sadık kalamayanlar, legal partiler kurma telaşına düştüler. Bende merak ediyorum: öyle ya legal zemine geçmek istiyorlarsa zaten mevcut legal bir TKP var, seçimlere katılıyor, çalışıyor, burjuva medya bile bu isme yer vermek zorunda kalıyor. 

Kabul etmekte gerekir ki, hakikaten de iyi işler yapıyorlar. TKP’li biri olmayarak Türkiye’nin güncel sorunlarının dışına çıkıp, liberal yavşakların ve diğer emperyal işbirlikçilerin cirit attığı bir ortamda bir birilerine ileride parti açmak için birer tipoloji oluşturmuşcasına zemin hazırlıyor gibi davranışlar sergilenmeye başlandı başkaları tarafından. Bugün Marksist-Leninist bilime dayanan, onu Türkiye şartlarına göre uygulamak isteyenlerin bir birlik ve geniş cephe savaşı örgüt olarak karşımıza çıkıyorken, Türkiye’de gelişen hep aynı köktür ve bunun adı da TKP’dir.

Kabulümdür ve kabul edin, 1919’dan beridir TKP legalite özlemindedir. 

SİP, TKP olmuş, TKP I. Kongre SBGYG ile TKP Kurucular Kurulu olup TKP adını alıp bütün açıklamalarını cemaatçi yayınlar üzerinden yapıyor, TKP-Atılım ve TKP.Net, kaldıysa Savaş Yolu çevresi ise zeminin oluşmasını bekliyor. Sosyalistler işi gücü bırakmış, sosyalistler arası mücadele veriyor.

O yüzden her şey bir yana, bütün bu tartışmalarda bütün TKP taraftar ve sempatizanları şu soruyu kendilerine sormalıdırlar. O da, TKP’nin bugüne mirasladığı yönlerin ne olduğu sorusudur yoksa, yalnız kalmaya mahkumdurlar.

20 Şubat 2012 Pazartesi

Komünizm lazımsa

Lenin’in bir sözü var der ki “Her canlı doğasına uygun bir yöntemle savaşır. Bazı böcekler etraflarına kötü bir sıvı salarlar”, burjuvalarla proleterler arasındaki yüz yıllık savaşı bilmeyen yoktur, neticede o savaş halen devam etmektedir ve sosyalist sol bunun bir parçası olmak adına sipariş edilse belki de bu kadar olmaz dedirtecek görüngüde peşi sıra ardında izler bırakarak suni tartışmalar ve sürtüşmelere cereyan ediyor. Deyim yerindeyse ortalık toz duman.

Takip etmeyenler bilmeyebilir, konu kurulan ikinci TKP üzerinden devam ediyor. Artık ülkede yasal iki tane mevcut Türkiye Komünist Partisi var.

Süreci başından itibaren takip ediyorum, Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi (daha sonra TKP Kurucular Kurulu adını aldılar) ve bu isimle çeşitli açıklamalar yaptılar. Kaldı ki bende daha önce şurada değinmiştim. Özetle süreci kendimce önemsediğimi ama bu işin herhangi bir heyecanın olmadığını anlatmaya çalışmıştım.

Başından itibaren şöyle bir soru soruyorum “bir ülkede kaç komünist parti olur” ya da olmalı mıdır ve/ya da o ülkenin komünist partisi ne yapar?

Oysa bu kadar bölünmüşlük ve bu kadar çok parçalanmışlık Türkiye sosyalistlerine düşmüştür izlenimi vardır ve aslında bu doğrudur da. Sanırım bu soruya en iyi cevabı geçmişte de olduğu gibi Türkiye’li devrimcilerin takınacağı durum verecek.

Türkiye’de kabul edin ya da etmeyin Türkiye Komünist Partisi adıyla bir Komünist Parti (KP) var, siz ona istediğiniz kadar eski adıyla Sosyalist İktidar Partisi (SİP) deyin, ister TKP deyin. Bugün ki şartlarda bakıldığında TKP yasal ve mevcut haliyle siyasal mücadelesine bi’şekilde devam ediyor.

Burada üstünlük ve öncülük kimdedir bilinmez ama mevcut TKP’nin çözümlemeleri, analizleri hakikaten daha somut ve nicel bir durumu kapsıyor. Çoğalıp - azalmak ya da azalıp çoğalmaya çalışmak bağlamında da önemlidir.

Tıpkı ikinci bir TKP’nin kuruluş açılımında kendine biçtiği kavramı yorumlamaya çalışması gibi.

Öyle ya sosyalist sol gelenek içinde yer alan herhangi birine mevcut partiyi sorduğunuzda, onların TKP’li değil, SİP’li olduğu cevabını alırsınız. En azından diğer devrimci fraksiyonlar legal bir zeminde hareket ettiği için TKP'lileri böyle tarif ederler. Kendilerine TKP diyor ve yasal olarak bu isim kullanılıyorsa da sosyalist bünye onların bu ismini kabul etmemiştir. Pek çok sosyalist yapı bu parti mensuplarına hala SİP diye hitap etmekte…

SİP’in TKP adını alması, buna hakkı olup olmadığı ve Ürün dergisinin bu konudaki yıllar süren mücadelesi yazının konusu değil. Tüm bu tartışmalarda Ürün çevresi başından sonuna dek kendince haklı da olabilir fakat bunlar Fethullah Gülen’in finanse ettiği bilinen gazete ve dergi sayfalarında tartışılacak konular değil. Okuduğunuz haber sadece cemaatin tescilli dergisinin sol içindeki en küçük yarılmayı dahi kendi safını güçlendirmek adına nasıl kaşıdığı ve yine sol içindeki kesimlerin de maalesef bu işe nasıl alet olduklarını teşhir için yazıyorum. 

İşte kurulan ikinci TKP tam da bu görüngüde hareket ediyor.

Oysa var olan ve mevcut TKP'nin her türlü ayrımcılığa ve her türlü gericiliğe karşı seslerini yükseltmeleri, sadece emperyalizm karşıtı değil; aynı zamanda da açık bir yüreklilikle yurtsever olduklarını haykırmaları, emekten yana oluşları, baraj altında kalmalarına rağmen özellikle TKP'li gençlerin çok iyi örgütlenerek meclisteki muhalefete ders verecek nitelikte AKP faşizmine, cemaate karşı övülesi mücadeleleri, KCK tutuklamalarındaki hukuksuzluklara kadar Ergenekon vb. davalardaki hukuksuzlukları da dillendirmeleri ve en önemlisi Türk-Kürt birlikteliğinden yana bir tavır sergilemeleri birilerini çok rahatsız ediyor olabilir. Bir ara ayrılıkçı Kürt grupların saldırılarına bile uğradılar sırf bu yüzden. Kemalist Türk burjuva devriminin milliyetçilik hariç ilerici bir damar taşıdığını itiraf etmeleri, Kemalizm eleştirisi yaparken bu ilerici yönlerinin de hakkını teslim etmeleri nedeniyle liberaller, liberal solcular ve yine ayrılıkçı Kürt gruplarca Türkiye Kemalist Partisi diye eleştirilmekte.

Evet, eleştirilecek yönleri olabilir. Örneğin TKP'li arkadaşların 1970'lerde partiye sıçrama yaptırmış, yığınlarla kucaklaştırmış Laz İsmail gibi değerlere yeterince sahip çıkmamasıdır. Fakat bir hakkı teslim etmemiz gerekmiyor mu sizce(?) var olan TKP büyük bir cesaret örneği göstererek TKP adını özgürleştiren, bu topraklarda inatla bunun mücadelesini veren, kapatılmaya karşı direnen ve en önemlisi ilkeli siyasetinden asla ödün vermeyen bir parti konumuna geldi. En azından komünist sözcüğünü bugünün gericiliğine rağmen seçim alanlarında meşrulaştırdılar.

Umarız ki, Ürün dergisi çevresinde olan eski gelenekçi arkadaşların iyi niyetli olduklarını kabul edelim. SİP'li dedikleri ve TKP adı ile faaliyet gösteren devrimcilere, "Biz TKP'de siyasal mücadelemizi vermek istiyoruz, sınıfsız sömürüsüz bir dünya için tekrar elimizi, yüreğimizi taşın altına koyuyoruz" dediler de TKP Merkez Komitesi bu soylu talebi geri mi çevirdi? Ürün dergisi çevresindeki arkadaşlar, Komünist Partisi ilk söyleşisini siyasal İslam’ın simgesi bir dergiye mi verir?

Hem TKP ile Ürüncülerin nezdinde girişilen TKP dinamiğini birbirinden ayırmak ve hem de, her ikisini de nesnel olan mücadele zemininden uzaklaştırmak. Böylece egemen ideolojiye ve politikaya bağlamak üzere komünist çevrelerdeki iradeleri zayıflatarak akıl bozmak. Sanırım olan da bu.

Komünistler (aynı anlamda kullanıyorum) sosyalistler, tarihin ilerleme çizgisinde ifadesini bulan diyalektiğin yasallığına göre, egemen sınıfın ve onun ideolojik-politik hegemonyasının tahrip ettiği bu çizginin, emperyalist kapitalizmin ve işbirlikçilerinin gerilettiği noktasında, diğer bütün sınıfsal ama egemen sınıfa karşıt olan güçlerle birlikte yer aldığının ve buradan daha geriye gitmeyeceğinin, dolayısıyla bu noktaya püskürtülen bütün diğer güçlerle birlikte ama ileriye doğru hareket ederek, asıl düşmana karşı mücadele etmesi gerektiğinin, bu anlamda bütün bu güçlerin öncüsü olmaya aday olduğunu göstermek için, doğru temelde, yani bilimsel temelde, ideolojik-politik konumlanması gerektiğinin bilincinde olmalıdır. Ve bu bilinçte, Türkiye’nin olduğu kadar, bölgenin ve dünya konjonktürünün, dolayısıyla bu konjonktürdeki sınıf mücadelesinin renginin doğru değerlendirilmesi ve politikanın bu temelde şekillendirmesi görevi de olmalıdır.

Her fırsatta, artık hangi batı merkezinde duyup akıllara sokulmuşsa, resmi tarihe veryansın edenlerin, gözlerinin önündeki gayrı resmi tarih belgelerine ilgi göstereceğini bekleyecek değiliz. Ama olup bitenleri farklı değerlendirdiğimiz açık: Türkiye artık bir ölüm kalım savaşı içindedir ve buradan ya sosyalizmle çıkılacak ya da Türkiye denilen bu yaralı şiir yarım kalacak.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Ayaklanma Çağrısı - Nihat Behram

Şiir bitti! Kurudu esin çağlayanı umudun
Dindi suların tendeki çılgın uğultusu 
Öpüşlerden düşlerin filizleri yolundu 
Kimse ağlamıyor özlerken. 

Şiir bitti! Uçukladı dudakları sevginin
Bakışlar yapayalnız, yalnızlık çırılçıplak
Gülüşler kuşsuz, kıvılcımsız 
Can bitkin, dil tutsak. 

Şiir bitti! Bulandı yüreğin özgür sesi 
Teslimiyet başıboş 
Yiğitlik evcil 
Onur sessizce köreldi gözevlerinde 
Dişlerin arasında bilendi küfür: paslı, keskin 
Oyuncu arsız, seyirci bezgin 
Ne dövüş soylu ne seviş 
Çığlığı duyulmuyor sevincin. 

Şiir bitti! Söndü içtenliğin güven ateşi 
Sevgilin zehrin kılabilir gizemli anıları 
Dostun katilin olabilir 
Nefret hırçın, şefkat uyuşuk, merak sinsi 
Acının sırdaşı ayrılıklar uluorta kudurgan. 

Şiir bitti! Tozlandı hançeresi sezginin 
Susan da ikiyüzlü konuşan da 
İhanetin sinmediği giz unutuldu 
Yalan doruklarda çığırtkan.

Şiir bitti! Bozuldu ışıktan büyüsü duyguların 
Korkunun da ucuzları türedi coşkunun da 
Erdem sığlaşıp özüne yabancılaştı 
Dal kuru, dalga uysal 
Herkes her şeyin sahtesine alışkın... 

Şiir bitti! Soldu içli sesin beslediği tomurcuk
Alaycı çalgıcılar dökülüyor şarkılardan
Hüzün sürgün, aşk yılışık.

Şiir bitti! Dindi rüzgârı tükenmez gücün
Ağıtlar yetim türküler öksüz 
Zalim yaradana pervasız, mazlum ölümüne çaresiz. 

Şiir bitti! Soğudu tezcanlı yüreğin yanardağı 
Ne dövüşün külhanı kaldı ne sevişmenin 
Suskunluk kanıksandı, kabalık azgın 
Ne Dadal'a sadık halk ne Karacaoğlan'a 
Sokakta sabrın tiryakisi ruhsuz bir kalabalık. 

Tek umut ki - yaşam bitti demeye varmıyor dilim - 
O da çocukların sesleri.

İsyan edin, isyan edin, isyan edin!
2009 - 1 Şubat'ında gerçekleşen TKP 9. Kongresi'nde Nihat Behram’ın okuduğu “Ayaklanma çağrısı” şiiri. 

26 Kasım 2010 Cuma

Suni dengeyi bozmak için…

Yeraltından Notlar’ı oluştururken 4. kuvvet medyanın kendine çeki düzen vermesi gerektiğinden söz ederek başlamıştım yazmaya, temelde link uzantısı sayfanın adından da anlaşılacağı gibi 'Halkın Günlüğü'ydü ve ben Halkın Günlüğü'nü tutacaktım, şimdiyse Yeraltından Notlar başlığıyla devam ediyorum bu günlüğe. . Neticede amacım bir düşü paylaşmaktı.

Proletaryanın düşüydü bu da.

Tabii ki gerçek bir tartışmayı da mümkün kılabilmekti amacım ve insanların “düştüğü çocukça hatayı tamir etmek” gayesini taşıyordum, şimdi anlıyorum ki bu hatayı tamir edebilmek oldukça güç ve zor. Varsın olsun devrimci durumun ana belirtilerini saymaya devam edeceğim. Çünkü burjuva demokrasinin, ötesinde liberal aymazlığın ve rezilliğine ve de dini motiflerle süslenmiş bir halkaya övgüler diziliyor olması hem de yine burjuva demokratlar tarafından yapılıyor olması meşruluğumu gösteriyor.

Ki, bu devrimci durumun ana belirtilerine cereyan eden ana neden asıl olarak, Türkiye’nin içinde bulunduğu buhranın AKP eliyle hem literatürü, hem edebiyatı -görelilikler içerisinde- ‘mutlak’ın izini sürme kudretini göstermesine tepki gösteremeyen kudretsizler yığının pespayeliğine bir nebzede olsa ses çıkaramayan ve bu zahmete tahammül edemeyen bütün eğilimlere, yerli yersiz mutlaklıklar, kesinlikler, aklar ve karalar ifade eden cümlelerle dolu bir sistemin pervasızlığına göz yumanlar en az iktidar koltuğunda oturanlar kadar da suçludur benim gözümde bununda altını çizmek istiyorum.

Bugün, birçok ''Marksist politikacı''nın huzuru, dünyanın değişmemiş olmasına bağlı kılarken, Marks, Lenin ve diğerleri, dünyayı ve toplumsal tarihi yeterince çözümlemişlerse de bugünün dünyası hem o zamanın dünyası olmayı sürdürüyorsa ve “siesta” (öğle uykusu)’na devam edebiliyorlarsa bu emeğin biçimlenişindeki erdemde saklıdır diyorum. O erdeme çok şey borçlular!

İşte ‘İşçi Sınıfı’nın kazanımlarını önde tutan, proletaryanın birleşik bir cephede örgütlenmesini arzu eden ve bu temelde internette dahil yayın yapan ve Türkiye Devrimci (Sosyalist) Hareketi’ne legal/illegal bütün oluşumlara: yazılı ve görsel alanda bulunan bütün platformlara da destek vermeye devam edeceğim.

Dünya ölçütünde anti-faşist, anti-kapitalist ve anti-emperyalist oluşumlar yanında Türkiye’de de anti-AKP’ci olan bütün ilerici unsurlar dostumdur. Diline, ırkına, mezhebine ve dinine bakmıyorum. Temelinde insanı taşıyan herkesle ortak paydada mücadelede yanında olmayı amaç edinmekteyi(z)m ki, Yeraltından Notlar!’ artık kolektif bir sayfa haline dönüşmeye başlamıştır, buda sanırım diyalektiğin kanunlarından kaynaklanmaktadır.

Bundan dolayı yarın İstanbul’da hem de Yeraltından Notlar’ın üst beyin sitesi olan ve aynı adı taşıyan Halkın Günlüğü sayfasında TKP’ye en sert eleştirisi olan ben -27 Kasım, Cumartesi, Saat 19.00’da- İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu'nda gerçekleştirilecek olan TKP'nin 90. yıl kutlamasına katılmayı devrimci bir görev buluyorum!

Ama her halükarda suni dengeyi bozmak için: “Sürekli emperyalist işgale, sürekli faşizme karşı, sürekli devrimci durum, sürekli silahlı mücadele!” demekten de kendimi alı koyamıyorum.

» Benzer yazılar:
Toplumsal zorunluluklar ve TKP
TKP ve 90. yıl üzerine
TKP bölündü

21 Kasım 2010 Pazar

42 sayısı

İnsan bazen sıkılabilir, bazen de karamsarlığa bürünüp sinirlenebilir ve küfür edebilir. Ve bazen beyin hücrelerine deli gömleği geçiriliyor hissi alarak barikatların ardında sisteme dayanabilir insan. Aslında bütün bunlar bir süreçler silsilesidir. Gelir ve geçerlerrr…

İşte o süreçlerde anlarsınız, bu ülkede karşı devrim 12 Eylül 1980’lerden itibaren hep görev başında olmasını. Çünkü kendini hep restore etmiştir, finansmanları da gölgeler altında kara elleriyle yeşil yeşil dolarlar saymaktadır. Dün laik odakları besleyen bu sermayedarlar, bugün dini ritüelleri kullanan ve geçmiş dönemde aklına her geldiğinde cihat çağrısı yapanları bir bakmışsınız desteklemişlerdir. Şimdi de Fethullahçı ideolojiyi restore ediyorlar, bundandır Fethullah dönebilir manşetleri, 11 yıldır CIA denetiminde yerleştirildiği FBI’a çiftliklerinde bir dinginlikle oturan Gülen Çetesinin yakın elemanı pozisyonunda bulunan Zaman gasetesi (gazete yerine -gaSete- özellikle yazılmıştır) Hüseyin Gülerce 32. Gün programına katılarak 2011 genel seçimlerinden sonra ülkeye döneceğini, kalabalık bir karşılama töreni istemediğini (bak sen şu mütevazılığa), ancak yurt gezilerine çıkacağını dillendirirken, TV ve gazete sayfalarından bilinçaltlarımıza bir çalışma yine yapmıştır. Kaygılanacak bir şey yok, her zaman ki çalışmalarından biridir ve vesayet palavraları etrafında da bunlar sizlere yutturuldu. Sizlere diyorum çünkü bizler yutmamıştık, başından itibaren ne faşist sosuna bulandırılmış Ergenekon masalını ne de 8 yıldır AKP’nin demokrasi palavralarını. Sistemin ulusalcılarla başlayan Ergenekon operasyonundan sonra, Kürtlere yönelik KCK davasıyla süre gelen ve devrimcilere yönelik başka bir operasyonla Devrimci Karargâh Örgütü üzerinden ve SDP genel başkanı dâhil, birçok TÖP üyeleriyle, Bilim ve Gelecek Dergisi editörü Baha Okar’la birlikte RED Dergisi yazarlarından Hakan Soytemiz’inde içlerinde bulunduğu gözaltı olayından sonra suskunluğunu solda durmak adına koruyanların sessizliği onların boynuna ağır bir boyunduruk olarak geçmiştir, haberleri olsun.

Bu yüzden demokrasi başlı başına “Yetmez ama evet”lerle, cemaatlerin kıçlarına takılarak yapılmıyor. Çünkü demokrasi her ülkede halk tarafından denetlenir, Türkiye’deyse halkla birlikte aksine tartaklanıyor. Öyle ki liberalizmin pespayeliği altında oturup demokrasi ve özgürlükler üzerine ahkâm kesen bazı dangalaklar sosyalist sola akıl vererek bunu yapıyorlar. Öyle bir demokrasi hovardalığı ve anlayışıdır ki bu, hiç utanmadan polis, Erdoğan kliğinin “Ananı da al git” dediği köylüyü gördüğü yerde gözaltına alıyor olması bir yana, o köylü hem küfür yiyor hem de tartaklanıyor. Kadir Topbaş’ın koca billboardlara yapıştırdığı evet afişlerine katılan Doğan Tarkan’a teşekkür eden Erdoğan kliğine, TEKEL işçileri hakkında söylediği sözlerini hatırlatmak isterim yinede. O kadar ki yeri geldiğinde de Tayyip ağa ana/bacı edebiyatıyla terbiye timsali olarak ortaya çıkabiliyor.

Keza basın üzerinde yürüttüğü temizlik operasyonun son adımlarını da inanılmaz bir tutarsızlığa imza atarken de hiç utanmıyor.

Sorsak çemkirebilir, sol düşünce, sol değerler bugün halen ağır ve etkilidir. Geçmişte de görüldü ki, milliyetçisinden, İslamcısına burjuva siyasetinin geniş bir cephesi zaman zaman kendini “Aynı zamanda solcu” olarak sunacak kadar ileri gitmiştir. Bunun için TEKEL direnişi en son yaşanan somut işçi eylemlerindedir. Gerisiyse hikâyedir!

Cepheleştirmeye çalıştıklarımızdan mısınız,
cepheleştiremediklerimizden mi?
Kısacası eşyanın tabiatına aykırıdır, eşyayı ismiyle çağırmak gerekiyor. Belki haberiniz vardır; “Ortak ihtiyaçlar ve devrimciliğin gerekleri örgütsel biçimi de yaratacaktır” bu başlık TKP’nin 3 Kasım 2010 tarihinde soL Gazetesi ve soL Haber Portalı’nda yayımlandı. “Cephe’den önce cepheleşmeye çağırıyoruz” diye başlayan çağrı metni içerik olarak Halkevleri, ÖDP ve EMEP’i ilk etapta içine alıyor. Bu metin dururken BDP'nin yine ÖDP ve EMEP ile birlikte CHP’ye önerdiği "AKP'ye karşı sol blok" çıktı. (Not: Doğan Tarkan denen adam bundan oldukça alınmışa benziyor, marksist.org adlı kendi sitesinde bundan alındığına dair izlenimler edindim, hani başkan Apo seninde başkanındı neee oldu liderleri mi karıştırdın.)

Şimdi bundan sonra ne olur bilemem ama asıl işimiz yüzü bir türlü kızarmayan akıl terörünün ilk öncülerinden olan Erdoğan kliğiyle birlikte gericilik çağını bu liberal sözde solcularla birlikte kapatmaktır, çünkü AKP’de basın ve internet üzerinde sansür kurullarını devreye sokacak, meslek odalarına, sendikalara, barolara saldıracaktır. Neticede işleri budur. Yandaşlar ve yardakçılar atağa kalkacaktır, emir aldıkları yer bellidir.

AKP karşısında ciddi bir cephenin olması direncin artması anlamını taşıdığını belirteyim. Çünkü AKP’liler karşılarında direncin -örgütlenirse-, canlanırsa, cepheleşirse fena halde canını sıkacağını biliyor. 42 sayısı AKP’ye ve başta Erdoğan kliği olmak üzere diğer yardakçı liberal aymazlara kafa tutma çağrısını birde somutlaştırırsa, kendilerine demokrasi palavrası üzerinden gördükleri desteğin yok olacağını bilmektedirler. O yüzden cepheye yığınak yapmak, cepheyi öncü haline getirmek, halkı partiye dönüştürmektir.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Menşevikliğin hızlı kokusu ve TKP’de Menşevikliğin hortlaması

Öncelikle bu yazıyı kaleme almadan önce, belirtmek istediğimiz gayet tabii ki, herkes istediği gibi istediği bir partiyle ilişki kurabilir. Kiminle ilişki kurulacağı bireyin özgür kararına bağlıdır. Sadece bilgilendirmek ve SİP'in (TKP’nin) gidişat yolunun ne taraf olduğunu olurken de tavır ve tarafını belirlemek isteyenlere bir bilgi mahiyetindedir bu yazı. Bayrak tartışmalarından sonra TKP'nin (SİP) Irak işgali sırasında İskenderun limanına gelen ABD savaş gemilerinin üzerine hem SİP / TKP hem de Türk bayrağı asamadığı için bugün bayrak asma (taşıma) iddiaları yerini almış oluyor. Bu yazı bayrak tartışmalarından çok; SİP ve TKP dönemlerinin birer özeti mahiyetindedir.
Şu legal TKP’cilerin yayınladığı fikir kırıntılarını okudukça bir garip oluyorum. Partimizdeki en Menşevik fikirliler bile bunlar gibi yazmazdı. Sovyetler tek kurşun atmadan çöktüğünden beri dünya sınıf mücadelesinde dengeler değiştiği için, bunlar da yeni dengelere uydular. Eski, köhnedikçe köhneleşen görüşleri en çıplak, en utanmaz biçimleriyle pervasızca savunmaya başladılar. Yurtseverlik böyle bir konu. Devletçilik desen keza. Ya “Ülke çıkarlarının savunması”na gösterdikleri hassasiyete ne demeli? “Ülkeyi böldürmeyiz” türünden açıklamalarını, “Yeni” şeyler yaratacaklarına ilişkin döktürdükleri de cabası. Bu arkadaşların dilleri, üslupları, her şeyleri komünizme yabancı! Legal TKP’cilerin kendi görüşlerini ortaya atmalarına, kendilerine ortak aramalarına fazlaca itirazımız yok. Zaten olamaz, çünkü herkes kendi bildiklerini savunur. Tabii, sol, sosyal demokrat, ilerici vb. kılıf altında her bir görüşü savunabilirler de, kendilerine “Komünist” dedikleri zaman durum ayıp olmuyor. Buna izin vermemek gerekir. 

Çünkü legal TKP’cilerin “Komünist” kılıf altında kendi görüşlerini kamuya yutturmaya çalışmaları gerçekten sahtekârlıktır. İleri sürdükleri abuk sabuk görüşlere Marks’ı ortak etmeye çalışıyorlar. Yaptıkları Marksizm kalpazanlığıdır.


Bu süreç neden ilgilendiriyor. Amaç uzun bir dönemdir yolunu legal-reformist bir çizgide çizmiş olan Sosyalist İktidar Partisi’nin, (isim değiştirerek TKP adını alan) gidişatı ve bu gidişatın genç komünistlerin kafa bulanıklarını gidermek olduğunu ama belirttiğimiz üzere yolunu çizmiş olan SİP / TKP Merkezi’ne sıkılmadan ve nakarat edercesine bunu tekrarlamaktır. Bunu bir yükümlülük olarak gördüğümüz için böylesi bir girişim içindeyiz. Ama onlar bunu önemsemeyip değerlendirmeyip üzerinde durmayabilirler. Durmasınlar...