11 Aralık 2017 Pazartesi

"İsrail bir terör devletidir”

Kolaj: @_banderanegra 
Filistin coğrafyasında Siyonist İsrail devletinin katliamlarını ifşa etmek 'İsrail bir terör devletidir' demek gerici dinci akımlara kolay geliyor. Oysa pratikte emperyalistlerin oyuncağı olmuş AKP’nin hem İsrail politikaları hem de içeride kendisi gibi düşünmeyenlere uyguladığı baskı, zor ve şiddet ortadayken mesele meşru mücadeleyi yürütmeye gelince aralarında pekte bir farkın olmadığını görmek kaçınılmaz. Ödevimiz dini ritüellerle kuyrukçuluk yapmak değil, Filistin mücadelesinde öncülük edecek devrimci bir partiyi hem Filistin özelinde kitlelerin örgütlenmesi için hedef göstermek, yönlendirmek hem de Anadolu topraklarında yaratmak olmalıdır. 

18 Kasım 2017 Cumartesi

Antifa nedir, nereden doğdu?

“İlk tepkimiz hiçbir zaman şiddet değildir, ama şiddet, siyaset çantamızdaki aletlerden biridir.” (Antifaschistische Aktion) 
Almanya’da Hitler’in NSDAP’si (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) ikinci büyük partisi haline yaklaşık altı milyon seçmen ile 1930 yılında kurularak geldi, KPD ise (Almanya Komünist Partisi) Nazilere karşı 24 Mayıs 1932'de NSDAP hizbin üyeleri, Reichstag'daki komünist milletvekillerine baskın düzenleyince ertesi gün, anti-faşist eylemi açıkça ilan etti. 

“Anti-faşist eylem, örgütlü kırmızı kitlesel kendini korumanın en geniş birleşik cephesinde Hitler faşizminin cinayet terörünü ortadan kaldırmak zorundadır”, “Bütün işçilerin birleşik cephe” vasıtasıyla ortaya çıktı. 

“İşçi sınıfının eylem birliği” olarak adlandırılan KPD ve SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) çalışanlarının yanı sıra Hıristiyan örgütlü işçiler, sendikacılar ve örgütsüz örgütlerden oluşmaktaydı.  

Antifa objektif ve özet olarak Nazi faşizmine karşı, işçi ve işsizlerin, çiftçiler, esnaf ve entelektüellerin bir üniforma hareketiydi. Nazi Partisi'ne doğrudan tepki olarak 28 Eylül 1930 tarihinde faşizme karşı mücadele etmek için KPD ile ittifak eden Mücadele Birliği (KGF) yapısı mevcuttu. Her şeyden önce, KGF işletmelerde ve mahallelerde işçileri organize etmek için pratik bir girişimdi.

Anti-faşist eylemin temeli 1923 yılıdır. İlk Antifaschistische Aktion (Anti-Faşist Eylem) konfederasyon 1932 yılında Berlin'deki Reichstag Kongresi'nde gerçekleşti. Aynı zaman zarfında bir daire içinde iki fırtınası sağ kırmızı bayraklarla simge hala ağırlıklı olarak özerk antifaşist grupların orijinal veya değiştirilmiş formda kullanılır ilk kez çıktı.

9 Ekim 2017 Pazartesi

Öldüremediler gerillayı

Che, bütün isyanlarıyla geri geldi. Zaten o hiçbir yere gitmemişti ki… V/ @fraccion_ 
Şairler ve filozoflar O'na coşkulu methiyeler dizdiler, müzisyenler O’na adanmış besteler yaptılar ve ressamlar O’nu kahramanca pozda sayısız kes resim ettiler. Asya, Afrika ve Latin Amerika’da kendi toplumlarını ‘devrimcileştirmek’ isteyen Marksist gerillalar, savaşa girdiklerinde O’nun bayrağını yükseltmeye çalıştılar. Che öldürülmüş olabilir, ancak ruhu yaşamaya devam ediyor. O’nun emperyalizme karşı verdiği gerçek mücadele her yerde yinelendi ve devrimci, özgürlükçü örneği bizler için halen geçerli.

Che'nin ispatladığı bir gerçek bu, en yalın şekilde bizlere gösterdiği devrimcilik bir meslektir gerçekliği. Çünkü o doktor olup insanları iyileştirmekle uğraşacağına gerilla olup insanları iyileştirecek bir devrimci düzen kurmaya girişti. Ve kurduğu düzen o kadar başarılı oldu ki kendisini infaz eden katilini bile iyileştirdi! Kim bilir ilk başlarda annesi, babası belki hayıflanmıştır oğlunun doktorluk yerine devrimciliği seçmesine... Evet, Che aslında katili Mario Teran'ı çoktan affetti. Çünkü o basit ve kandırılmış bir askerdi. Che şu an kendini kandıran başkalarına bakıyor.

Doktorlara... Mühendislere... Avukatlara... Öğretmenlere... Askerlere... Savcılara… Başbakanlara… Cumhurbaşkanlarına bulundukları makamları insanlık için birer velinimet olduğunu düşünerek kendilerini kandıranlara. Çünkü kazanan Che oldu! Devrimci olmayan doktorların, avukatların, mühendislerin, öğretmenlerin, savcıların ülkeleri ve rejimleri insanlara eğitim, sağlık, adalet sunamıyor ama Che'nin ülkesi ve düzeni sunuyor. Evet, Che gülümsüyor, çünkü gerilla başardı! Mario Teran en fazla utanç içindedir. Ama utancın büyüğünü kandırılmışlar değil, kendilerini kandıranlar ve başkalarını kandırmaya (!) çalışanlar yaşamalıdır.

Evet, öldüremediler gerillayı, çünkü Che'nin düşünceleri, gerilla mücadelesi, direnişi emperyalistlerin düşünemediği kadar yeni, güncel, güçlü ve 1967'den bugüne önderliğini sürdürüyor. Che aynı anda her yerde ve hiçbir yerde! Hepimizin gözlerinde, hepimizin yüreğinde ve yüzlerinde bir Che var, ‘Hasta la victoria, siempre’ diyen...

Che üzerine ilgili yazılar:

2 Ekim 2017 Pazartesi

Bu coğrafyayı güzelleştiren bizimkilerdir

‘Tiocfaidh ar la!’ -  Bizim de günümüz gelecek!

Bobby Sands yüksek sesle söylememiz için bir çağrı bıraktı: ‘Bizim de günümüz gelecek’

Bobby Sands, 9 Mart 1954’te Kuzey İrlanda’da, Belfast’ın kuzeyindeki Newtownabbey bölgesinde dünyaya gelir. Çocukluğu boyunca kraliyet yanlısı Protestanların (loyalist) tehditleri dolayısıyla ailesiyle birlikte bir kaç kez ev değiştirmek zorunda kalırlar. 1969 yılında on beş yaşındayken okulu bırakarak tamirci çıraklığı yapmaya başlar, ne var ki bu işte de yalnız üç yıl çalışabilir, çünkü loyalistlerin (İngiltere’den ayrılmaya taraftar olmayan Protestan Kuzey İrlandalılar ya da İngiliz kralına sadık kimse) silahlı tehditleri sonucu işinden ve kaldığı evden ayrılmak zorunda kalmıştır. 1972 yılında ailecek Belfast’a taşınırlar.

14 Haziran 2017 Çarşamba

Che bütün isyanlarıyla geri döndü, zaten o hiçbir yere gitmemişti ki..

Che, aşkın daraltılmış tüm tariflerinin reddidir ve tüm devrimciler için bir yüzleşme zeminidir…
Che’yi efsane yapan: Fidel ve O’nun önderliğinde ki Küba devrimi ve daha sonrasında giriştiği diğer Latin Amerika kıtasında ki devrim deneyimleriydi. Kuşkusuz Che’yi bir devrimci olarak olması gerektiği gibi davrandı ve yaşadı. Bir savaşçı, gerilla komutanı, bir teorisyen, bir bakan, bir devlet adamı ve tüm bunların toplamı olarak bir devrimciydi.

Tarih her 14 Haziran 1928’i gösterdiğinde Che’yi böyle anıyoruz… Bende ki yeri de; idolümüz, ikonlaşan ve mitleşen enternasyonalist bir değer. Bu yüzden Che’nin, doğduğu ve katledildiği günün de önemi yok aslında, istenmediği kadar ölümsüz. Yaşı sabit değil bu yüzden, öyle ya tarih 14 Haziran 1928 ve Che’nin doğum günü olunca aklıma 2005-2006 yılları arasında kitaplığımda yer alan Jon Lee Anderson’un İthaki Yayınları’ndan çıkan “Che Guevara, Devrimci Bir Hayat” adlı yapıtı geliyor. Belirtmem gerekir ki Anderson’un Che üzerine yazdığı kitap şimdiye kadar yazılmış en kapsamlı ciddi portreyi ve biyografiyi oluşturuyor.  Şüphesiz eser, yirminci yüzyılın en büyüleyici devrimcilerinden birini, bugüne kadar bilinmeyen pek çok yönüyle aydınlattığına kuşku yok. Che'nin gizemli hayatı bu kitapla biraz daha aydınlanmış oluyor. Fakat en çokta her zamankinden daha belirgin karşımıza çıkıyor.


Kitabın giriş bölümünde (sf: 17-18) Che’nin annesinin yıllardır sakladığı bir sırdan söz ediyor...

Sır şu:
“…Aslında nüfus kâğıdında yazılı olan tarihten bir ay önce, 14 Mayıs’ta dünyaya gelmişti. O, ikizler değil, dik başlı ve kararlı bir boğa’ydı. Bu kandırmacaya başvurmak zorunda kaldığını, çünkü Che’nin babasıyla evlendiğinde üç aylık hamile olduğunu açıklamış, evlendikten hemen sonra Buenos Aires’ten ayrılmış, Misiones’in uzak ve insan eli değmemiş ormanlarla kaplı bir bölgesine gitmişlerdi. Orada, kocası bir çay plantasyonunda işletmeci olarak çalışırken, kendisi de hamilelik dönemini Buenos Aires sosyetesinin gözlerinden uzak geçirmişti. Hamileliğinin son döneminde, karı koca Parana nehri boyunca seyahat ederek Rosario kentine gitmiş; doğum orada gerçekleşmiş ve bir doktor arkadaşları bebeğin nüfus kâğıdına ana babayı bir skandaldan kurtarmak için bir ay sonrasının tarihini atmıştı.”
Yazarın kitapta da dediği gibi “Çocuk büyüyünce ünlü devrimci Che olmasaydı, ana babasının sırrı onlarla birlikte gidebilirdi”, bu yüzden Che Guevara modern zamanların doğum ve ölüm belgeleri tahrif edilmiş kişilerinden biridir, zira Che hayata küçük bir çelme takarak başladı.

O, hayatını tüm insanlığın kurtuluşuna adamış, hiç durmadan savaş neredeyse orada bulunmuş ve o savaşa öncülük etme derdine girmiş Arjantinli bir doktordu. Sierra'lardan, And Dağları'na ve Kongo'ya kadar devrimci mücadeleyi ilmek ilmek örmüş bir insandı Che!

'İyi kinin' en çok yakıştığı iyi ki doğdun..

Zafere kadar... 


Che üzerine ilgili yazılar:
Che’nin intikamını üç kurşunla alan kadın 
Öldüremediler gerillayı

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Dont Let Nuriye and Semih Die

RAF’tan IRA’ya kadar Avrupa’da da açlık grevleri sivil direniş eylemi olarak görülür: Açlık grevinin amacı vicdanlara seslenmektir. Bu yüzden bizlerin gündemi de Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın gündemidir. Darbe mağduriyeti üzerinden gericiliğin tavan yaptığı bu zamanda her türlü baskı, zor ve gericiliğe karşı Nuriye ve Semih’in direnişini her yerde desteklemek ve bu büyük / onurlu açlık grevini Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yı yaşatmak için mücadeleyi yürütenlerin sesi olmalıyız. Zira aynı slogan 'Dont Let Bobby Sands Die' İRA'nın önderi Bobby Sands de dahil olmak üzere 10 kişinin öldüğü Belfast’ta 1980/1981 açlık grevleri için İrlanda'da da kullanılmıştı; ‘Nuriye ve Semih'in ölmesine izin vermeyelim!’