27 Mayıs 2010 Perşembe

Her şey küçük Amerika olabilmek içindi: ‘Gerileyen Türkiye yahut Adnan MENDERES'e öğütler...’ / Nâzım Hikmet

Şaşkınlığın bu kadarına doğrusu ya pes.
Bindiğin dalı kesiyorsun Adnan Menderes.
İlle de asıp kesmek geliyorsa içinden
Ezmekte devam et Barışçılar'ı, ama sen
Meselâ Yalçın'ı da tıkıyorsun deliğe (1)
İhtiyarcık sana azıcık cilve yaptı diye,
Git, koş, elini öp, af dile, yüzünü güldür,
O, yalnız altın kafeslerde öten bülbüldür.
O, matbaalar yıktırıp kitaplar yaktıran, (2)
O, büyük demokrat, O, hürriyetçi kahraman,
Moskova'yı atomla yalım diyen insancı...
Kendine acımazsan bize bir parça acı.
A be Adnan Menderes, böyle bir dal kesilmez,
Böyle şaşkınlıkların sonu da iyi gelmez...
Şu muhalefetle de alıp veremediğin ne?
Niye öyle hışımla yürüyorsun üstüne?
Kore'ye asker gönderdin de "Hayır" mı dedi?
"Kan aktı hesabı sorulmalıdır!" mı dedi?
Orduyu emrimize verdin, ses çıkardı mı?
"Olmaz olsun" mu dedi Amerikan yardımı?
Feryat mı etti "İstiklâl elden gitti" diye?
Zavallı, sımsıkı sarılmış demokrasiye :
"Başvekil merasimsiz karşılanmalı" diyor. (3)
Bir de bazen coşarak "Hayat pahalı" diyor.
Bu aksoylu muhalefeti ezilir görmek
Türkün Batılı dostlarını pek üzüyor pek. (4)
Şaşkınlığın bu kadarına doğrusu ya pes.
Bindiğin dalı kesiyorsun Adnan Menderes.

Hani, her işte bizden örnek alacaktın ya?
Hürriyet nizamına sâdık kalacaktın ya?
Vaadettin tanımadın işçinin grev hakkını.
O hakkı bizim tanıdığımız gibi tanı.
Elli istiyorlarsa ateş aç, sonra beş ver.
Ama ufak tefek grevlerde anlayış göster.
Sendika liderlerinizin birçoğu zaten
bizde olduğu gibi emir alır polisten.
Niye telaşlanıp kaybedersin vekarını?
Hem de kırarsın liderlerin itibarını?
Şaşkınlığın bu kadarına doğrusu ya pes,
Bindiğin dalı kesiyorsun Adnan Menderes.

Senin bindiğin dallar ve bindiğimiz dallar,
Unutma bu dallardan başka asıl ağaç var,
öfkeyle homurdanan yarı çıplak, yarı aç,
bizi silkip atmaya fırsat kollıyan ağaç...

(1955)

(1) Adnan Menderes tevkif ettiği gazeteciler arasında Hüseyin Cahit Yalçın'ı da hapiste attı. (2) 1945 yılında Tan gazetesi başta olmak üzere birçok gazete, dergi matbaası yıkılıp yağma edilmiş, meydanlarda kitaplar yakılmıştı. Bu faşist sürülerine "İleri" emrini Yalçın vermişti. (3) Burjuva muhalefet gazeteleri ve partileri, Adnan Menderes'e İstanbul'a filan gelip gidişlerinde merasim yapılmasına itiraz ediyorlar. (4) Nev-York Tayms yazısını şöyle bitiriyor: "Bu durum Türkiye'nin Batıdaki dostlarını kederlendirmektedir."

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Kod adı: Gandi

Kemal Kılıçdaroğlu artık CHP’nin yeni lideri biliyorsunuzdur. Genel başkanlık koltuğuna oturmadan önce CHP Kurultayında ezilenlerden – emekten ve yoksulluktan söz etti. Herkes CHP’de artık tılsımlı bir imge aramaya başladı. Ve/ya da Sol’a yeni bir misyon ekleme derdine düştü, Kılıçdaroğlu Sol’u biçimlendirecek bağlamında yazılar düştü önlerimize(...) Sol’a akıl veren liberaller başta olmak üzere önerilerde bulunanlar çıktı her kulvarda.

Bu şerit içerisinde bütün her şey ahenk içinde yürüyor burjuva cephesinde… Nihayetinde bizimde Hindistan ve Hindistan Bağımsızlık Hareketi'nin siyasi ve ruhani lideri Gandi gibi bir liderimiz var.

Gerçek ve kötülüğe karşı aktif ama şiddet unsuru içermeyen direniş ile ilgili olan Satyagraha felsefesinin öncüsü olan ve fiziksel olarak gerçektende şu Gandi’ye benzeyen yeni bir yüz… Yüz derken CHP genel başkanlığı koltuğuna oturan bir yüzden söz ediyorum. Eminim bu isim Kemalist cepheyi heyecanlandırmıştır. Belki de haklılardır kim bilebilir? AKP son sekiz yıllık iktidarlığı döneminde ciddi bir biçimde Kemalizm’i reforizme etti, yani hakikaten Kemalist rejimi salladı ve kontrolden çıktı… Ve nihai hedefineyse neredeyse ramak kaldı.

Bu yüzden yeni bir yüz olarak Kemal Kılıçdaroğlu iktidardaki etkili isimleri bir bir yaraladı. Ama siyasette onu bekleyen bir istikbal var mı? Bu bilinmez ama arkasında – yanında söylendiği gibi var olan ciddi bir rüzgâr var.

Gandi’ye ithaf edilen (Mahatma) yüce ruh Kılıçdaroğlu’nda var mı ya da Sol’a gerçekten ilham olacak bir kaynak var mı bu da bilinmez ama Kılıçdaroğlu’da Gandi gibi belki Afrika ve diğer topluluklar için yoksul çiftçi ve emekçileri baskıcı vergilendirme politikasına ve yaygın ayrımcılığa karşı protesto etmeleri için örgütlemediyse de Türkiye’de aç kimse kalmamalı politikalarıyla AKP’nin bayağı canını sıkacağa benziyor. Benziyor benzemesine de konumuz aslında bu değil…

Konumuz gerçek anlamda Sol’un üstendiği misyon!?

Bence Sol’u daha da fazla daha da çok güçlendirmek ve güncellemektir. Öyle ki Ecevit’in işçilere sarf ettiği ve üzerindeki mavi gömleği yıllar sonra işçiler için bir kâbus olmasın. Tıpkı Kılıçdaroğlu’nun ezilenler ve yoksullardan söz eden o sol yumruğunu kaldıran ve o gün bugündür İstanbul sokaklarını yerel seçimlerde ki “Sol” yumruğu emekçi ve işçi sınıfının başına balyoz gibi inmesin…

Düne kadar Kılıçdaroğlu, kafasını dosyalar içine gömmüş, iş bitinceye kadar masasından kalkmaya yanaşmayan bir memur portresi çiziyordu.. "Adalet dağıtan, yolsuzluklarla mücadele eden adam" kimliğinde kaldığı sürece bir problem yaşanmaz mı(?) falan derken, "Ama eğer bir gün bu kimliğine ve rolüne "Umut dağıtan adam" rolünü de eklemeye kalkarsa, işte o zaman fincancı katırlarını ürkütecektir…

Son söz olarak Kılıçdaroğlu’nu çok sevdiyseniz ona yapacağınız en büyük kötülük K. Okuyan’ın da belirttiği gibi: “Temeli olmayan bir 'Solculuk'la umut pazarlamada kendisine yardımcı olmanızdır" bunu yapmayın…

Çünkü ‘Sol’ gerçek anlamda burjuva sınıfına ve eşitsizliğe, sömürüye karşı açılmış bir savaş çağrısıdır, adı da 'Sosyalizm'dir…

21 Mayıs 2010 Cuma

Tarifsiz duygular, belirsiz yüzsüzler

Bir akıl tutulması yaşanıyor son sekiz yıldır bu ülkede, son sekiz yıl içerisinde Balıkesir, Bursa ve Zonguldak grizu patlamalarıyla madende mahsur kalan, ölen maden işçileri haberleriyle uyandı bu ülke.

Kapkara bir toprakta ölmeye yatanların öyküsü var artık. Bir de adına “AKP diyen edepsizdir”, “biz AK Partiyiz” diyen bir zihniyetin kapkara gölgesi düşmüş durumda. Denetleme yapmadan, önlem almadan “Madencinin kaderidir bu” diyen bir zihniyetin kara / kapkara bir öyküsüyle başlamaktadır buradaki acı haberde… Belki de bir hikâye. Evet, bir hikâye… İktidar penceresinden kendisinin 40 yıl iktidarda kalacağını sanan ve bütün toplum katmanlarını hikâye gören bir zihniyetin yansımasıdır maden ocaklarında yaşananlar.

Rahatsız olmayan, vicdanı sızlamayan halk topluluklarına karşı avazı çıktığı kadar bağıran: rengi bazen pembemsi, bazen kırmızı, bazen mor, bazen yeşil olan bir iktidarın yüz mimiklerini görebilirsiniz işte madencilerin ölümünde ve o ölümlere kaderci damgasını vurup, kurgusal palavralarla sessiz sedasız inleye – inleye iktidar koltuğuna kaçıp, sırça köşklerinde oturmaya yine başlayacaklar. Başladılar da. Ve biz bundan sonra unutacağız madenlerdeki grizu patlamalarını ve yine başka bir grizu patlamasında hatırlayacağız onları.

Zonguldak'ta Karadon Müessese Müdürlüğü'ndeki grizu patlamasında madende mahsur kalan 30 işçiden 28'i şimdi yok, geriye sadece annesini teselli etmeye çalışan ve babası göçük altında kalan Ebral’ın “Üzülme anne babamın elbiselerini koklarız” sözcükleri kalıyor geriye…

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Ser, sır, #İbrahimKaypakkaya

Kim bilir kaç şehir, kaç aşk terk etmiştir acı ve ayrılık gibi 
kaç umuda işlenmiştir resimler gibi…

14 Mayıs 2010 Cuma

CHP Genel Merkezi’nde yangından kurtarılacak tek şey: Baykal’ın koltuğudur!

Gündemimiz yine değişti, hani alışıktık ABD’nin ya da AKP’nin gündemimizi değiştirmesine… Hazır birkaç yıldır "Demokrasi" ile birlikte "Değişim" adıyla bu olgular moda oldu ve bunun ilk öncüsü de Obama’ydı “Change” diyerek ve yine Irak'ı işgal ederken bay Bush "Demokrasi" derken bu sefer onların yerine Baykal’ın gündemi oyalayan video görüntülerinin medyaya yansımasıyla devam ediyorlar(…) peşi sıra Baykal’ın CHP Genel Başkanlığından istifa kararıyla devam etti süreç. Malumunuz halende CHP’nin başında kim gelecek ya da Baykal dönecek mi / dönmeyecek mi senaryolarıyla devam ediyor süreç.

Neyse malum dedim ya biliyorsunuzdur Deniz Baykal'ın seks görüntüleri ortaya çıktı gerçi videoda Deniz Baykal'ın performansı ile ilgili fikir sahibi olabileceğimiz görüntüler yok (Türkiye hava sahasında bu görüntüleri izlemek yasak ama sözüm olsun ben yazının makul bir bölümünde, makul bir şekilde, bu makul görüntüleri izleyebileceğiniz bir link vereceğim, doya doyaaa izleyin) fakat bir şekilde Nesrin Baytok'un kıçının büyüklüğünü görebiliyoruz, Deniz Baykal'ın da donlu görüntülerini. Sevişme öncesi ve sonrası görüntüler mevcut, görüntü kalitesi pekiyi değil ama videodaki kişi Deniz Baykal'a benziyor falan(¿)

“Eğer diyoruz” eğer CHP Genel Başkanlığı demirbaşı haline gelen ve hani istifada etti ya Baykal'ın koltuğu başkasına devretmesi yakındır da diyebiliriz. Etmeyebilir de!

Neticede Erdoğan gibi Baykal’da diğer büyükbaşlar gibi burjuva ahlakı kendine değer almış durumda, ee almasına almış ama Hüseyin Üzmez çukuruna bir ton söz edenler (bence de haklılar) ama Baykal’ın bu görüntüleri karşısında ses çıkaracağına duygusal bir travma yaşadı “Kendinden menkul camiamız” hem de sanatçısından, siyasetçisine, Tv’cilerden, futbolcusuna ve en önemlisi de sokaktaki halk topluluğuna… Ne acıdır değil mi? Oldu mu kahraman, aklıma geliyor da: birisini düzerken birisi deşifre ediliyor ve hem de deşifre edilen bu adam bir ülkede ana muhalefet partisi genel başkanı… Düşünsenize bir kitle topluluğu böyle bir adam için açlık grevine giriyor ve diğer birileri de hüngür hüngür ağlıyor… Şimdi bu adam kahramandır hem de okkalı bir kahraman!

Evet, dünya cinsellik üzerine kurulmamıştır ve tamam seks hayatın bir parçasıdır… Ama gerisi yoktur… Burada bir “Nokta” gereklidir. Ve bence bitmiştir!

Neden bitmiştir konusuna gelince(?) Deniz Baykal gibi bir parti “Genel” başkanın bu tür olaylarla anılıyor olması ve en önemlisi de birilerinin böylesi birini içselleştirmesi. Örneğin sabaha karşı erken bir saatte kalk ve “Hakkın için mücadele et”, “Haksızlıklar karşısında öfkenden dolayı ağla, isyan et, örgütlen” desen bu çoğunluğun bir bütünü büyük bir ihtimalle şöyle diyecektir: “Bananeee…”

Bütün bunlar olsa anlarım karşımdakini oysa karşımızda düpedüz başka bir kurgu ve başka bir ahlak anlayışı var… Bu ne biçim bir anlayışıdır ki, cinsel ahlak ve kültürünü terbiye edememiş birisi için birileri ağlasın?

Ve üstelikte bağırırsın: “İnadına Baykal, inadına sol” diyerek utangaç madalyası takacağın ve deşifre edeceğin bu ahlak anlayışını da onure etsinn.. Aymazca bir tutum ve davranış… Tahmin etmek zor değil bence alt kadroların birer koro şeklinde yalakalar serenadıdır yaşananlar yine de ama neyse. Demek istediğim ortada bir kulisin olduğu muhakkak.

Bilemiyorum! Kemal Okuyan’ın “Baykal ve ahlaksız tasarım” başlıklı yazısında da vurgu yaptığı gibi Washington “Canını sıkan Erdoğan’a son bir mesaj olarak da görülmeli”midir bilinmez bütün bu gelişmeler, ortada bununla birlikte birçok senaryonun geçeceği de muhakkaktır. Olabilir de, Amerika Erdoğan’dan kurtulmak için önce Baykal’ı tasviye etmek için tercih etmiş olabilir… Ya da Fethullahçı güruhun AKP ile birlikte birer gözdağı projesidir ne de olsa onlarında Amerika gibi "Bizim çocuklar başardı" diyeceği bir alt kadrosu var.. Fetoşçu güruh AKP ile köprüleri de atmak istiyor olabilir(¿) olasıdır, beklenir ve de olabilir! Kuvvet dâhilindedir. Birçok olasılılık güdülebilir.

Yine de Erdoğan’ın gezdiği – gördüğü her ülkede bir dilenci gibi “Gelin vizeyi” kaldıralım girişimleri ve İsrail çıkışları ve bu paralelde Baykal’ın anti-Amerikan karşıtı söylevleriyle birlikte bu kurguyu güçlendirebilir. Kabullenmekle birlikte Erdoğan’ın bir alternatifinin olmayışı ve yine muhalefetlerinin bu paralelde yönelişlerinin olmayışı olmasıdır. Doğrudur da. K. Okuyan haklıdır “Halkın tamamen dışarıda tutulduğu bir işlem”dir bu ve herkesin kolayca algıladığı bir biçim ve şekil formatında yürümeyecektir. “İnadına sol” diyenlere solun tanımını yapın desek eminim doğru-dürüst bir tanım bile yapamayacaklardır.

Nasıl demeyeyim ki ahlaksız bir tasarımın içinde biçim verdirilmeye çalışılıyor… Her şeyden(?) daha da çok tiksinelim diye… Tıpkı (içeriği görmek için Vpn ayarlarınızı değiştirin) “İspanyol gazetesi El Mundo’nun yer verdiği ama Türkiye’de yasaklanan Baykal’ın görüntülerinin yer aldığı şu video görüntülerinde olduğu gibi” ne diyorduk, Amerika hep öbür türlü sever. Uysal, söz dinleyen, itaatkâr!

Erdoğan öbür türlüydü şimdiyse sokaktaki halktan farkı yok, keza Baykal içinde geçerli bu… Şimdi Baykal’ın genel başkanlık koltuğuna sokakta geçen herhangi bir adamı durdurup yoldan çevirin ve o koltuğa oturtun inanın Baykal’dan daha çok pirim yapacaktır…

Eminim Amerika bile sıkılmıştır, bu tür ikiyüzlülerden. Kurtulmak için yavrularını bile gözden çıkaracaktır.. Neticede yenileri lazım... Çıkarıyor da!
Son Dakika: Kemal Kılıçdaroğlu gerçekleşecek olan CHP'nin 33. Olağan Kurultayı'nda Genel Başkanlığa adaylığını açıkladı..