31 Mayıs 2017 Çarşamba

Dont Let Nuriye and Semih Die

RAF’tan IRA’ya kadar Avrupa’da da açlık grevleri sivil direniş eylemi olarak görülür: Açlık grevinin amacı vicdanlara seslenmektir. Bu yüzden bizlerin gündemi de Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın gündemidir. Darbe mağduriyeti üzerinden gericiliğin tavan yaptığı bu zamanda her türlü baskı, zor ve gericiliğe karşı Nuriye ve Semih’in direnişini her yerde desteklemek ve bu büyük / onurlu açlık grevini Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yı yaşatmak için mücadeleyi yürütenlerin sesi olmalıyız. Zira aynı slogan 'Dont Let Bobby Sands Die' İRA'nın önderi Bobby Sands de dahil olmak üzere 10 kişinin öldüğü Belfast’ta 1980/1981 açlık grevleri için İrlanda'da da kullanılmıştı; ‘Nuriye ve Semih'in ölmesine izin vermeyelim!’

11 Mayıs 2017 Perşembe

'Hayır'ın ötesi 'Boykot'tur

Öncelikle şunu söyleyeyim 15 Nisan referandumunda ‘Hayır’ oyu kullanan milyonların kendini çok özel hissettirdiğini söyleyeyim, hissettirmeli de. Tarih bu onursuz dönemleri elbet yazarak anlatacak. Ve elbette tarih çocuklarınız büyüdüğünde soracak, 'Anne, baba onursuz bir dönem yaşandı, sizin tavrınız neydi’ dendiğinde vicdanı rahat olacaklar var (!) bir de aksi şekilde er ya da geç bu onursuzluğu omuzların da taşıyacaklar mevcut olacak. Tıpkı geçmişte 12 Eylül anayasasının savunulacak bir yanın olmadığı gibi, bu referandum süreçlerinin bugün artık toptan reddetmek gerekliliğinin bir zorunluluk olduğunu kavramak gibi. 

Çünkü tarihin en büyük manipülasyonun da sandıklardan 'Hayır'ın çıkmasına rağmen çuvallardan çamur çıktı. Bunu biz biliyoruz, iktidar da, uluslararası kamuoyu da biliyor. Fakat bu meşru ve haklı çıkışa rağmen sokaklarda günlerce yürüyen, referandumun iktidar ve YSK marifetiyle tezgahlanmış, tarihin en büyük hilesiyle gerçekleştirilmesine dikkat çekmeye çalışanlara rağmen bir de kirli siyaset yürütenler söz konusu.

Artık şöyle düşünüyoum (!) 2017-15 Nisan hileli referandumundan sonra hayır %90, evet %10 resmi sonuçlarla açıklansaydı bile Recep Tayyip Erdoğan bunu tanımayacak ve ağzından düşürmediği o milli irade sözcüğünün aslında ne kadar anlamsız, kendilerinin çıkarları söz konusu olmadığındaysa “milli irade”nin ne kadar pespaye bir sözcük olduğunu bizlere kanıtlamak adına tonlarca şey Tv'lerden yine zırvalayacaktı. Üstelikte her zamanki gibi lümpence ve daha da çok çemkirerek..

Gerçeklikte bir yandan panikleyen bir yandan da referandum gecesi dikkat çeken yüz ifadesiyle zaferi kazanmış değil, bu sonuçla şimdi ne yapacağını düşünen ifadelerle objektiflerden korkuyu yüzüne yansıtan bir Recep Tayyip Erdoğan’da gördük.

Hileyle gelen sözde zafer gecesinden sonra iktidarı bırakacağını hiç kimse beklememeliydi ama yine de siyasal İslamcılara ısrarla güvenen (bazen bu hataya düşüyoruz), hâlâ sandığa gidebilmenin demokrasiyi savunmak anlamına geldiğine inan “seçimle gider” diyen iyimser olan aptal bir kesim var. 

Ne olursa olsun iktidarını sonuna kadar “koruma” yönünde çabalarını ve girişimlerini bırakmamak adına belki de “iç savaş”ı körükleyecek (ki 15 Temmuz kalkışması denen şey tam da bunun denenmesiydi) ama işte bu koruma çaba ve girişimlerinin en son noktası olarak, karşıdakini halen “anayasa’ya saygı duymuyorum” diyen kişinin koltuğunu korumak istercesine bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde “yasalara saygılı vatandaş” pozisyonunda temenniler de bulunanlar da var.

Yasa ve kural koyucu, kendi kural ve yasalarına uymuyor ki, yasalarıyla birlikte sana da saygılı olsun?

Bunun için AKP'nin 16 yıllık iktidarına bakmanız yeterli, secereleri kabarık. Örnek mi, 2014 seçimleri (!) öyle ki Ağrı’da belediye seçimlerini kazanamadığı için tam 16 kez itiraz ederek seçime gidildi. Keza Yalova’da da aynı süreç yaşandı. Sonuç o dönem belki de AKP için hakikaten hüsrandı. Sonrası 7 Haziran seçimleri...

Devam edeyim...