8 Eylül 2010 Çarşamba

Tayyip bey korkuyor

"Ancak oy sandıklarını yakacak güçteyseniz
boykotun bir anlamı olabilir!"
(V. İ. Lenin)
.
Referandum gündemimize girdiğinden itibaren, Erdoğan öcü siyaseti üretmeye devam ediyor. 12 Eylül’ün mağduruymuş gibi “Devrimcilerin” isimlerini ağzına alıyor, ülkücüler için ağlıyor. Cezaevinde yattığı günlerden söz edip kitlelere çemkiriyor. Onun çemkirmesi bir tarafa Feto efendisi “ölülere oy kullandırmaktan” söz ediyor. Hoca efendisinin tutarsızlığına o da şuursuz bir şekilde katılıyor, ama onun derdi irtifa kaybeden partisiyle birlikte en çokta kendisini kurtarma çabası.

Oysa Erdoğan kliğinin cezaevi günleri 4 ay bilemediniz 4,5 ayı geçmemiştir, deyim yerindeyse çiftlik hayatı sürmüştür. O hayatı şimdi saraylarda sürdürmektedir, hem de İslam üzerinden!

Daha önce söz etmiştim. . Feto efendisinden, çukurlaşmanın diğer adı Nazlı Ilıcakların, Mehmet Barlasların 12 Eylül’de Kenan paşaları darbe yaparken deyim yerindeyse bu zatlar “Allah kendisine uzun ömürler versin”, “Merhaba asker” nidalarıyla alkışa durmuşlardır… Bu ve bu taife 12 Eylül 1982 Anayasası’na da “Evet” çığlıkları atıyordu, bugünde değişen bir şey yok.

Fakat bilinmesi gereken şey 1982 Anayasası’nın değiştirilmesinden söz eden Erdoğan kliği 15. madde üzerinden daha demokratik, daha özgürlükçü bir anayasadan söz ederken 12 Eylül 1982 Anayasası’nın getirmiş olduğu YÖK ve zorunlu din derslerinin kaldırılmasından tutunda askerin dokunulmazlığını bir kenara bırakın siyasetçinin dokunulmazlığının kaldırılmasından söz etmiyor. Edemezde!

Kaldı ki kendisinin mezun olduğu okullar (İmam Hatipler) Kenan paşasının ürünüdür. Keza söz edilen anayasa 1987 yılından itibaren 16 kez değiştirilmiş ve 85 maddesi de değişmiştir. Ama bizim sorunumuz o değiştirilmiş 85 madde değil, bu yasa!

Dedik ya Tayyip Erdoğan öcü siyasetine yükleniyor, vatandaşı komünizmle kokutuyor, komünistleri MHP’yle korkutuyor. “Hayır derseniz, sizi Ergenekon kapar” hikâyelerinden buraya kadar geldi. Belli ki en çok kendisi korkuyor.

Çünkü AKP, toplumu bezdirmiş olduğunu düşünüyor ve buna güveniyor. Bezmiş, memleketten umudunu kesmiş olanların, sandığa gitmeyerek, Hayır’ını kendine saklayacağını düşünüyor. ‘Liberal Solcu’ olur da ‘Neo Liberal Sosyalist’ neden olmasın? Bilim ve teknoloji yeni buluşları yeni kavramlarla tanımlıyorsa değişen insan ilişkileri ve toplumsal değişmeler de yeni kavramları zorunlu kılıyor. İşte bu yüzden bir bu süreçte AKP’nin paralı askerleri konumunda diyebileceğimiz bu devşirme solcular ve muhafazakâr kesim diye tanımladığımız kadını birer mal diye gütmekten söz eden birkaç yobazla “Yetmez ama evet” çığlıklarıyla lüks otellerde paneller düzenlerken, daha ileride de “Boykot”çularımız oluştu.

Boykot devrimci değildir!
Onlar “Referandum düzenin kendi oylamasıdır. Evet ya da HAYIR demeyi reddetmek düzeni karşıya almaktır.” Referandum boykotunu böyle gerekçelendirenler maalesef var. Bunun için daha önce sendika. org’da yayımlanan sonrada FKBC WebBlog’un da yer alan “Boykot’a karşı”, (V. İ. Lenin) başlıklı makaleyi okuyabilirler.

Ama biz yine de “Boykot’un devrimci bir tutum” olmadığına dair bu büyük yanılgının içindekilerine önemsediğim için seslenelim. Ki, bugün boykot tavrına Kürt siyasetinin talepleri damgasını vurmuştur ve bu talepler Türkiye’nin düzenini karşıya alan değil, ondan değişiklikler yapmasını talep eden niteliktedir. Yani “Referandumu boykot ediyorum” diyenlerin bu tavrına bakıp da “Düzeni olduğu gibi karşılarına alıyorlar” diyecek bir toplumsal algı yoktur, olmayacaktır.

Diğer bir konuysa Türkiye siyasetinde sarsıntı yaratacak gelişmelerin arkasında olmak devrimciliktir. Bu ihtimali sabote etmek değil, bugün ülke siyasetini solun da kendini önce çıkaracağı bir süreç içinde sarsacak olan gelişme referandumda Hayır! çıkmasıdır. Bu bağlamda uzun bir aradan sonra referandum tartışmaları kutuplaşan ve kamplara ayrılanları daha ileri bir düzeye hatta fiziksel müdahaleye varacak kadar (bu gerileme -kaos- anlamındadır) toplumda bir politizasyona yol açmaktadır. Burjuva muhalefetin bunu gerçekten istediğini kimse söyleyemez. Örneğin Kemal Kılıçdaroğlu’nun çıkışları “Politize” edici olmaktan en azından şimdilik uzak gibi durmaktadır. Öte yandan, farklı toplumsal aktörlerin ve muhakkak ki sosyalistlerin müdahaleleri referandumu gerçek bir politik gündem haline getirmektedir.

Bugünde gündeme ilgisizlikle Kürt Hareketi’nin protestosunu birleştirdiğinizde ortaya düzene dayalı bir “Politik tepki” çıkmamaktadır. Bu yüzden geniş halk kesimlerinin düzene dönük politik tepkisinin bugüne tek bir adı ve kanalı vardır, o da HAYIR! dır. BDP cenahında, Bektaşi fıkrasındaki gibi “Hayır diyeceksin ama dilin varmıyor” dedirten keskin açıklamalar pazarlıkçı bir tondan kırılmaz boykot iradesine dönüşmüş gibi görünüyor. Eğer öyleyse referandumda “Hayır” yerine “Boykot”ta ısrar edenler, bilsinler ki açık açık gidip referandumda “Evet” kullanırsalar daha iyi edeceklerdir. Çünkü AKP bunun böyle devam etmesi ve gerçekleşmesi içinden dualar mırıldanmaktadır. Yoksa Erdoğan Diyarbakır’daki mitinginde “Apé Musa’nın yani Musa Anter’in acısını bizler unutamayız” diyerek faili meçhullerin acılarını iyi bildiklerini iddia ederken yine yalanlarla kendini ayakta tutmaya çalışırken daha üç ay önce meclise faili meçhullerin araştırılması için verilen önerge AKP grubunun oyları ile reddedişinden söz etmeye nedense takati yoktu.. Yoksa “Apé Musa başbakanın umurunda mı?”

Dolayısıyla Erdoğan kliği ayakta kalabilmek için ses tonunu ukala – şuursuz – bilinçsiz ve yalanları artırdıkça yoksulluk artacaktır, işsizlik artmaktadır, gerginlik artacaktır. ABD’nin icazeti, sermayenin desteği her zaman bir düzeyin altına düşmez. Ama içinden geçilen dönem ve verili düzey AKP’ye yetmemektedir. TÜSİAD’a tepkide belki bundandır. Halkın tepkileri büyüdükçe, kuşkusuz AKP küçülecektir, kayıpları artacaktır. AKP bu yüzden ABD’nin kendisini yeterince desteklemediğinden şikâyet edip ABD Büyükelçi James F. Jeffrey, akademisyenleri toplayıp anayasa değişikliği için destek çalışması yürüttüğünü de anımsatarak…

İşte bundandır ki, AKP büyük bu patronundan korkmayı bilmektedir, şimdide halktan korkmayı öğrenecektir.

Ulusalcılık – liberalizm basıncını ve 20 yılını neredeyse sağcılaşarak geçiren ülkenin şimdi sola (sosyalist sol) kaydığını söylemek kolay değil. Fakat bu ülke adını koyamadığı bir biçimde solu aramaya başlamıştır. İşte şimdi sahaya sosyalizmi sürmekten başka yol yoktur.

Bu yüzden her HAYIR! Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesine ivme kazandıracaktır.

Türk – İslam sentezinden beslenen din üzerine her şeyi kurulu olan gerici bir partinin dogmalarına (sapmalarına) kanmayın. Türk ve Kürt, çeşitli azınlık halkların birlikteliği için…

*

AKP’ye bu iyiliği yapmayın!

Hiç yorum yok: