3 Eylül 2010 Cuma

AKP'nin faşist propagandasından sakının!

Tesadüfî olmayan bir biçimde 12 Eylül yıl dönümüne denk getirilen Anayasa’da değişiklik paketini içeren referandum, “Rastlantı” nedeniyle adeta şaka gibidir. Üstelik bu “Şaka” hali hem “Evet” hem de “Boykot”çular cephesini içine alacak bir kapsam taşımaktadır. Öyle ya ortada ne ’82 Anayasası’na yönelik ciddi manada bir “Değişim” vardır ne de bu vesileyle ona karşı olma durumu. Bu koşullarda, salt biçimsel düzeyde ve kaba haliyle dahi bu “Tartışmaya” taraf olmanın pratik bir değeri bulunmaktadır. Ama tam da bu aldatmacanın bir parçası olmak adına “Oyunu” boykot etmenin gereğinin sınıfsal mücadeleyle (sınıf mücadelesinin) akışı bakımından belirgin ağırlıkta önem artık kazanmamaktadır.

Dolayısıyla bugün 12 Eylül darbesine ve Anayasası’na karşı olduğunu iddia edip evet oyu isteyenlerin darbe döneminde yazdıklarından bazı alıntılar, nasıl bir yalanla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Fethullah Gülen: Örneğin Sızıntı dergisi sayılarında Fethullah Gülen’in kaleme aldığı yazılardan bazı alıntılar: “İstihbarat duysun, emniyet duysun, askeriye duysun, başbakan duysun, riyaset-i cumhuriyet duysun. Polise, askere kurşun sıkan bu hainlere mahkemelerde gereken ceza verilmezse ne devlet kalır, ne millet… Bu nasıl iştir! Türkiye’de devlet ve hükümet yok mu? Ne oldu askere? Polislere nerede? Marx’ın bayrağı altında mitingler yapıyorlar ve bunlara müdahale eden çıkmıyor! Aslında bunlar askeri de karşılarına almışlardır.”

(…) “Düşmanı kıskıvrak yakalama ve bir zaferdir. İçtimai bünyenin, harici bir kısım eraciften temizlenme, arındırılma ve aslına irca zaferi (…) ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihalerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.”

“Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz.” (…) “12 Eylül darbesini gerçekleştirenler cennetliktir…”

Nazlı Ilıcak: Nazlı Ilıcak’ın darbe yandaşlığı, 12 Eylül’den çok önce başlıyor. Ülkede yaşanan olaylar karşısında Ilıcak orduyu darbe yapmaya çağıran çok sayıda yazı kaleme alıyor. 1978 yılında bazı illerde sıkıyönetimin yürürlüğe girmesini “Merhaba asker” diye selamlayan Ilıcak, bu çizgisini darbeden sonra da sürdürüyor.

Örneğin 16 Ekim 1980 tarihli yazısında, “12 Eylül’ün gerekçesi haklıdır; 12 Eylül terörden bezen halkın meşru müdafaaya geçtiği gündür” diyen Ilıcak, darbecilerin halkın temsilcisi olarak göstermekten de geri kalmıyor. 18 Eylül tarihli yazısındaise, siyasi olarak 12 Eylül ile aynı çizgide olduğunu ifade etmektedir: “Birkaç gündür 12 Eylül harekâtı ile 27 Mayıs mukayesesi yapılıyor ve hemen herkes birincisinin üstünlüğünü ortaya koyuyor. Çünkü 27 Mayıs mensup olduğumuz Demokrat Parti camiasına karşıydı. Hâlbuki 12 Eylül’de açıklanan hedeflerle yıllardır bizim yaptıklarımız arasında geniş bir mutabakat mevcuttur. Ümidimiz memleketimizin birlik ve beraberliğimizin son şansı olan Türk Silahlı Kuvvetleri harekâtının basarî ile neticelenmesidir.”

10 Ekim tarihli yazısında ise “İşte 12 Eylül, Türk milletinin meşru müdafaaya geçtiği gündür. İdamlar bu meşru müdafaanın bir neticesidir. (…) 1972’de Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan’a, Hüseyin İnan’a Meclis’te oylarıyla sahip çıkanların Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürülmesini ‘devlet terörü’ olarak vasıflandıranların artık sesi soluğu kesilmiştir.” 

Mehmet Barlas: “12 Eylül’ü yapanlar sözlerini tutmuşlarıdır. 12 Eylül’ü destekleyen halk çoğunluğu da 1982 Anayasa Referandumu’nda olduğu gibi topyekûn sandık başına gitmiş, geçersiz oy kullanmamış ve sivil iktidara 6 Kasım günü destek vermiştir. Sosyopolitik olaylarda, ülkelerin şartlarına yakın ölçüde rol alan insanların kişilikleri de önem taşır. Biz, 12 Eylül’ün başarısını demokrasiye bağlarken, bunun içinde Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in ağırlığını da hesaplıyorduk.” (14 Kasım 1983)

Bu yüzden “Türkiye sağı” darbe şakşakçısı ve destekleyicisi konumuna düşmüştür. Bu Özal’dan Demirel’e, Erbakan’dan Türkeş’e ve BBP’ye kadar geniş bir çizgiyi resim eder. Ki, Özal’da Erbakan’da gerçek anlamda 12 Eylül darbesinin birer ürünüdür, tıpkı Fethullah ve Erdoğan kliği ve de diğer türevleri gibi. Tabi birde AKP payandası ne i-düğü belirsiz solcu geçinen (örn: AKP'nin paralı askeri konumundaki bazı sözüm ona solcu taifesi ve DSİP vb. gibi neoliberaller) bu tür şeyleri umut verici şeyler olarak görebiliyorlar.

Dolayısıyla referandumun sonucu ülkemizin bundan sonra nasıl devam edeceği ile ilgili önemli bir veri olacaktır. Bu önem ABD’de sözüm ona 11 yıldır misafir olan Fethullah kliğinin şu sözlerinde saklıdır “İmkan olsa mezardakileri bile kaldırarak o referandumda ‘Evet’ oyu kullandırmak lazım” şöyle de diyebiliriz bu sözler bir temenni değil, milyarlarca dolarlık sermayeyi yönlendiren cemaatine, TC kurumları içine sızmış militanlarına çok açık bir talimattır.

Öte yandan komünistlerin ve ülkemizin ilerici, aydınlık insanlarının bu dönem boyunca kazanacakları etkinlik, ulaşacakları toplumsal hitap alanı da en az sonuç kadar önemli bir veri oluşturacaktır. Bu veri, 13 Eylül günü emekçi halkın ayağını yere nasıl bir güçle basacağında, referandumun sonucu kadar belirleyici olacaktır.

Tam da bu bağlamda sosyalist solun, komünistlerin ve ilerici halk yığınlarının öznesi kesinlikle dönemin Meclis’inde sıkıyönetim ilan edildiği zaman üç sağ partinin lideri Erbakan, Türkeş ve Demirellerin birbirilerini kucaklayarak sevinç gösterileri yaptıklarını unutmamaları gerekmektedir. . Ki bunlar arşivlerde mevcuttur…

’82 “Darbe” Anayasası döneminde sosyalist solun oyu “HAYIR”dı fakat evet dediğinden şüphe etmediğimiz Erdoğan kliğine Tv kanallarında “82 Anayasası’nda oyunuz neydi(?) diye sorulduğunda” duraklayarak ve de yutkunarak zoraki bir biçimde göz göre göre yalan söyleyerek ve çemkirerek “Elbette hayırdır, bu soru sorulur mu?” dediği an oyumuzun rengi halkın ön plana çıkarılacağı bir ülkeyi düşleyenler için ve yeni bir Anayasa için “Hayır dır.

Bu yüzden bir kez daha… 

Baskılara ve saldırılara karşı barikat, Anayasa değişiklik tezgâhına karşı, sosyalizm için “Hayır!”

Hiç yorum yok: