21 Eylül 2010 Salı

YAV- diye alt perdeden başlayıp; Ş- harfiyle…

Önce “Arabesk yavşaklığından utanıyorum” diyen Fazıl Say daha sonra 46 Dergisi’ne verdiği röportajda Haluk Bilginer, o da Fazıl Say gibi “Yavşak”lıktan söz ediyor. Onun söz ettiği yavşaklar kategorisine tiyatro ve sinema sektöründeki oyuncular giriyor. Neyse. Fazıl Say’ı, Haluk Bilginer’i beğenmeyebilirsiniz, kişilikleri – duruşları – hayat tarzları sizlere uymaya bilir. Eleştirebilirsiniz. Hatta eleştirinde!

Tıpkı Sezen Aksu’yu eleştirenler gibi eleştirmelisiniz yoksa “İki cihanda da kirlisiniz"dir.

Biraz geç oldu ama olsun Fazıl Say’ın “Arabesk yavşaklığından utanıyorum” sözüne içerleyebilirsiniz, öyle ki bu ülkede yaşayıp ta ben arabesk dinlemiyorum diyen insan az sayıdadır, herkes bir arabesk sokağından geçmiştir bence de. Ama önce arabeskin çıkış noktasına bakmak lazım; Türklere mi özgüdür(?) sanırım Murat Bardakçı (ki kendisinin Osmanlı dışına çıkmayan tarih dağarcığından hiç beğenmem) söylemişti: “Var olan arabesk değil, ucuz bir Kahire müziğidir” neticede “Yavşak” kelimesini arabesk müzik yapanlar için değil de arabeskin kendisi için kullandı ise, sonuna kadar haklıdır. Sonuçta Arap müziğinin bize uyarlanması söz konusu, yani arka mahallenin sakinlerinin sıkıntıları depreştikçe bazı uyanıklarda bunu kullandı diyebiliriz.

Sonra Haluk Bilginer; oyuncu arkadaşları için oldukça hokkalı sözler sarf etmiş… Netice de o da yükünü almış birisidir (ki bildiğim kadarıyla ilk cevabı da Ali Poyrazoğlu’yla birlikte Müjdat Gezen’den geldi) diğeri “Haluk yavşaklık konusunda aynaya bakıp konuşmuş”, derken bir diğeri “Asıl yavşaklık seyirciye ‘k.çımı yesinler’ demektir, ayıpladım” demiş.

Şahsen biliyorum ki Yeşilçam Sokağı’nda Sine-Sen’in kapısını birer ekmek kapısı gibi bekleyen birçok irili – ufaklı oyuncu var, yine bazıları Kemal Sunal’ın, Cüneyt Arkın’ın, Kadir İnanır’ın rol icabı dövdüğü ve ellerinde çeyrek rakılarıyla Yeşilçam Sokağı’nı arşınlayan birçok kişi var… İsterdim ki rol başına 40 bin TL alan bu kişiler bu insanlardan söz etsin… Ama nafile!

Yetmez ama…
Şimdi gelelim konumuza 12 Eylül’deki referandumda Anayasa değişiklikleri konusunda ‘Yetmez ama Evet’çilerin geldiği son dip noktasına.

Malumunuzdur 12 Eylül referandumunun en önemli sonucu toplumun (sözüm ona) %58′i askeri vesayete karşı net bir tercih yapmış olmasıdır. Askeri yönetenin referandumu düzenleyenlerin olduğu gerçeğini de göz önüne alırsak Erdoğan’ın referandum sonuçlarının ardından çıkıp konuşması gerçekten iğreti ötesiydi. Nedeniyse demokrasilerden söz edip, referandum öncesi muhalif bildiği ne kadar kurum – yapılanma varsa bunlara tahammül bile edemedi, bunu reelde yaşanan bazı olaylardan biliyoruz. Ki benim referandumda ki oyum YN!’ WebBlog’unda da belirttiğim gibi “HAYIR!”dı nedeniyse bu tür demokrasi anlayışına karşıyım ve özgürlüklerin bu tür bencil – kültürsüz ve faşist cenahtan gelmesine “Hayır” demiştim(!) sanırım kendini demokrasiye ve özgürlüklere adamış ve yine referandum sonrası açıklama yapmakta bulmuş olan güya Troçkist kanat DSİP’in referandum açıklaması oldu, onlarda Doğan Tarkan imzalı “Askeri vesayet sandığa gömüldü” diye bildiri yayımlamışlar sitelerinden.

Hani Erdoğan kliğinin özelikle teşekkür ettiği şu solcu takınan cenah. Gelin görün ki bu solcu cenah Kürt illerinde “Boykot” derken Batı’da “Yetmez ama evet” demiş. Ne tutarlı ve ne can siper hane bir açıklama değil mi? Dikkatinizi çekti mi bilmem ama bay DSİP’liler “Kürt özgürlük hareketinin koşulsuz bir biçimde yanında” şekillenmişler. Ve “Yetmez ama evet”i dillerine pelesenk etmişler'di.

Eğer böyleyse Öcalan’ı yabana atmışlar. Zira Öcalan biz AKP’ye ve Erdoğan’a bir şans verdik demişti, DSİP bu yüzden Marksizm – Leninizm çizgisinde olan Troçki’yi değil, bay Öcalan’ı dikkatle takip etmeli ve ona göre yeniden şekillenmelidir kanımca.

Söylemek istediğim SOL ne zamandan itibaren Avrupa / Amerikan emperyalistlerinin himayesi altında olan gerici-muhafazakâr – İslamcı bir misyonu olan birisini kendine referans gösterip bu argümanlar silsilesinin bahtı karalığı altında kendine bir kapı aralamak zorunda kaldı. Ki FBI’nın çiftliklerinde CIA denetiminde ölüleri mezardan kaldırıp oy kullandıracak kadar pervasız birisinin g.tüne (y)apışmışların peşi sıra aynı nakaratını yapabilsin… Zira -bütün DSİP’lileri bu kapsama almadan şunu söylemek yine yerinde olur-, hani tarihten öğrenerek ilerliyorsunuz ya(!) 1938 yılında Alman işgali altındaki Avusturya’da yapılan referandumun oy pusulasını akıllarına getirmelerini öneriyoruz. Bununla da bitmiyor Hitler’in iktidara geldiği o günü ve Netekim paşanın 12 Eylül 1982 yılında ki Anayasa değişikliğiyle kafayı bozduğu yılın “Evet”, “Hayır” sonuçlarına bakmalarında fayda var… Çünkü 28 yıl önce “Hayır” demek 12 Eylül’ün zulmüne uğramaktı bugünde “Hayır” demek o günle eş değer. Değişen bir şey yok, o dönemde de sözde demokrasi sevdalıları kazandı bugün de! BirGün’den İlyas Başsoy’un dediği gibi: “Evren ve Erdoğan’ı ellerini patlatana dek alkışlayan kişiler hep aynı. Tıpkı her ikisine de “Evet” diyen kişilerin aynı olması gibi...” Gün gelir AKP’nin stratejisi de tersine döner, tıpkı Kenan Evren’lerin 28 – 30 yıllık saltanatlarının bitişi gibi. Bunu birlikte bekleyip göreceğiz.

12 Eylül darbesi döneminde Kenan Evren'in yaveri durumunda ki Özal'dan tutunda 12 Eylül’ün birer ürünü olan Erbakan ve Erdoğan familyasının mensuplar listesine bugünden itibaren çukur siyaseti kendine rota yapanlara Cüppeli gibi aynı teraneden lafa girip “Yetmez ama evet”çiyim diyenleri (bizlere neşelerini ve mücadele ruhunu verenler dışında) ve sözüm ona bu tarz SOL’u-canları yani “YAVŞAK”ları -konunun muhataplarına-, AKP’nin demokrasisinden medet umup, demokrasiden bizleri bile tiksinir duruma getirip “YAVŞAK”lar güruhuna özü itibariyle YAV- diye alt perdeden başlayıp, Ş- harfinden aldığı güçle surata tokat gibi patlayan şu gözünü sevdiğim Türkçesiyle “YAVŞAK”lar listesine SOL’cu müspetlerini de şimdiden eklemekte fayda var diyorum...

Ne de olsa türünün tek örneği ve sosyalist sol'un gerçek düşmanı olan hoca efendilerinin bu SOL’u-canlarıyla daha çok karışılacağız gibi görünüyor. Şimdiden hepimize kolay gelsin!

Not: Erdoğan ve iktidarının TEKEL işçilerine uyguladığı orantısız – yersiz – fiziksel ‘demokrasi’ şiddetini unutmadık. Erdoğan ve “Sağcı”, sözde “Solcu”, “Liberal” bilumum tüm yandaşlarına TEKEL işçilerinin; kadınlarının, çocuklarının beddualarını diliyoruz… Ne yaparsınız “Yetmez ama” bazen meta fizikten medet ummak yersiz değildir. (YN!’)

2 yorum:

mudara dedi ki...

- ey halk, halen daha düdüklenmek istiyor musunuz?
+ yetmez ama evet!

... bir diğer konu ise elitist sanat camiası (nam-ı diğer yavşaklar) ve emekçiler. her ne şekilde olursa olsun, üzerinden ucuz tartışmalarla rant elde etmenin hiçbir manası ve izanı yoktur. bırakın bu işleri. alayınıza gider.

Yeraltından Notlar!' dedi ki...

Bu, dar kalabalıklar, ülkeyi 1945’den 1946'ya kadar, Missouri zırhlısına, kemiklerle, oturtuldu değil mi? Bu arada %58 evet çıktı değil mi, öyle ya işte o %58'i AKP'nin paralı / parasız bütün (satılık) kalemşorları devşirilmiş sol’u-canlarıyla birlikte topyekûn kullansınlar...