3 Kasım 2009 Salı

Makyaj seansları

Ahmet Hakan’ı biliyorsunuz muhafazakârlıkla - laiklik arasında kalmış Hürriyet gazetesinde yazan ve malum köşesi de olan gündemi meşgul eden bir burjuva yazar. Kaleminin güçlü olduğunu söyleyebilirim, birde görüşlerine katılırsınız katılmazsınız ta eskilerden beri Leman’dan takip ettiğim (o zamanlar böylesine hırçın bir ulusalcı değildi ama) Nihat Genç var. Gerçi birkaç kişiler bu farklı şeritte olanlar, bunlardan birkaçı: Ece Temelkuran, Bekir Coşkun ve Yılmaz Özdil’le birlikte Aydınlık dergisi grubu var (gerçi onların AKP’ye olan hıncı da yersiz değil, en çokta onlara vurdu AKP iktidarı üç – beş kişilik demokrasisiyle.) Tabii onlardan daha kuvvetlilerde var günümüzde artık…

Örnek verecek olursam şuan yeni bir oluşum olan Kızıl Dayanışma (KD) grubuyla birlikte yine KD’den farklı somutta da anlamlı birkaç yayın var. Bunlardan ilki uzun süre içerisinde yer aldığım ve bugünlerde Genelkurmay karargâhındaki siyasi faaliyetlerle ilgili belgelerde adı geçen Devrimci Halkın Birliği gazetesi var, diğeri de isimleri gibi oldukça coşkulu ve renkli, dergilerinin adı RED. .

Politik ve devrimci bir yayın. .

Derginin kapağında ki sloganda oldukça samimi (en azından bana göre): “Biz bu çarkı Türkçe, Kürtçe, Arapça reddediyoruz ve kızıl rengi çok seviyoruz!..”la başlıyor. Bu yüzden orada yazanların başında Hakan Gülseven geliyor, kalemi solda güçlüler arasında kanımca. Ki kendisi beğendiğim yazarların başında da gelir belirteyim, birde tiyatrodan tanıdığımız sanat adamı Serhat Özcan’la birlikte bilumum diğer RED yazarları ve de (Hakkı Baba) Hakkı Yükselenler var. Cidden iyiler, hakkıyla yapıyorlar bu işi. İdeolojik olarak aynı zeminde olduğumuz için (ayrıca ideolojik olarak ayrıştığımız yerler muhakkak ki var), RED yazarlarından söz etmiyorum buna inanın, ayrıca öyle olsa bile Nihat Genç’i, Ece Temelkuran’ı, Bekir Coşkun’u ya da ne bileyim Yılmaz Özdil’den Aydınlık dergisine kadar bu isimleri neden zikir edeyim değil mi?

Sonuçta kimseye yaranmak adına bu isimlerin bu tür yerlerde yazdıklarını düşünmüyorum başkaları gibi. Adamlar istese bir elleri deyim yerindeyse balda bir elleri yağda olur. İlmi siyaset kabiliyetleriyle her türlü kapıyı açabilecek konumdalar sözünü andığım bu burjuva kalemşorlar. Elbette RED’i ayrı bir tarafa koyuyorum, onlar da birçoğu gibi topyekûn bir savaşımın içindeler bence ve bu konuda da (birçok yayın arasında) nitelikli ve uzlaşmaz tavırlarıyla simgesel de olsa umudu resim ediyorlar.

Neyse, geçenlerde bir yazı kaleme almıştı Ahmet Hakan, denk geldi okudum, okurken de yukarıdakilerin ismini andım. (Hani bilginiz olsun istiyorum RED dergisinde, görüşlerinize - yalnızlığınıza – umutsuzluğunuza her zaman, her daim bir çatı mevcuttur, bilgilerinize!) İşin açıkçası bir nevi dünün ve özelliklede bugünün muhafazakârıyla birlikte faşist liberallere dair hokkalı iyi bir yazı kaleme almış Ahmet Hakan(!). Kutlarım, eğri oturup doğru konuşanlardan olduğu için. Yazının başlığı da “12 Eylül’de neredeydiniz?”i taşıyor. .

Konu tahmin edebileceğim(n)iz gibi 12 Eylül darbesiyle birlikte, diğer post modern darbelerde inlerine çekilenleri anlatıyor, buna elbet Susurluk kazasını da eklemek lazım.

İktidarların makyaj seanslarıBunların başında malum bazı İslamcı dernek ve sendikaların “Cuntaya hayır” girişimi ana gündemde şuan Ahmet Hakan’a göre, yine bu yakınlarda da “Cuntaya hayır, darbeciler yargılansın” adı altında bir kampanya başlatacaklarmış… Sanırım bu İslamcı dernek ve sendikalar birçok şeyden habersizler yine, örneğin 12 Eylül darbesinin sağ ve solun önünü tıkayarak, siyasal olarak en çokta onların yolunu açtığını bilmiyorlar ve Özal çizgisiyle de palazlanıp Erdoğan iktidarıyla da artık gün yüzüne çıktıkları o gayri meşhur çizginin sarhoşluğuyla Kenan Evrensiz, Mehmet Ağarsız ve Tansu Çillersiz bir yargılama girişiminde bulunmaları oldukça tebessümde ettiriyor bana onu da söyleyeyim. .

Ahmet Hakan’ın tabiriyle neticede kazasız belasız bu eylemi yapacaklar, bunu biliyorum. Arkalarında liberal faşistler, muhafazakâr demokratlarla (bu sözcüğe de kafam bir türlü basmadı ama) hem muhafazakâr hem demokrat olacaksın ama gece gündüzde dinden – imandan söz edip, kendin gibi düşünmeyenlerin özgürlüklerden söz edip, yine kendin gibi düşünmeyenlerin yani başkalarının özgürlüklerini sansürleyeceksin(?). .

Görende sanır ki en çok baskıya uğrayan bu muhafazakâr demokratlarımız, en çok horlanan onlar. Sanırsam en çok bu yaşananlardan hoşnut olanlardan biri öncelikle ya Kenan Evren ya da Fethullah Gülen olacaktır artık. Eserlerini bir görseler gözyaşlarını artık tutamazlar, zaten Fethullah efendi daha önceden tecrübeli bu salya sümük işlerine. Dikkat edin Mehmet Ağar ve Tansu Çiller gibi kontra güçleri buna katmıyorum, çünkü onların mutluluğu bir başka evrede.

1000 operasyon ayrı Ergenekon ayrı…

Bu yüzden adamlar kendine devrimciyim diyen birçok irili - ufaklı sol partiyi kendi kulvarına çekmiş gibi görünüyor bu girişimle, ne diyeyim helal olsun, bu arada hadi anlarız Özgür-Der, Mazlum-Der, Memur-Sen, Hak-İş, Genç Siviller, Vakit gazetesi ve vs. gibi oluşumları ve liberal bir başka girişim olan Milliyetçiliğe Dur De Girişim’ni, bunlar tamam da, ya DSİP, DTP, SDP, Özgürlük Hareketi, Emekçi Hareket Partisi vb. gibi solun “Darbelere karşı 70 milyon adım koalisyonu” çatısı altında ne işi var?

Hani diyeceksiniz ki ne var bunda ne güzel işte, topyekûn darbelere karşı tutum almış sağ – sol ve Müslüman kesim(?) zaten şu Müslümanlık kavramını da bir türlü içselleştiremedim ya… O nedir ya Allah aşkına sağcı Müslüman, solcunun Müslüman olma durumu şüpheli ama ne var ki sakalı ve badem bıyığı ortaya koyan kodaman yeni züppelerimiz hâkim yaka gömlekleriyle Müslüman, hele birde ağızlarının bir tarafından hafiften Osmanlı edebiyatı akıyorsa tam cennetlik.

Şimdi bu nur yüzlü yeni efendiler için, bu tür eylemler içerisinde bulundukları adına toplu cumalara katılmak mı gerekir bilemiyorum ama sanki hepsi birden hidayete erdi.

Susurluk’ta dilsiz olanlar, Ergenekon’da birden bir dillerinin olduğunu fark etti. Kenan Evren’e 1981’de övgüler dizen Ilıcaklar gibi herkes bugün ansızın darbe karşıtı oldu. Hepsi birden bütün “Klik”lere karşı savaş verme hevesinde.

Neticede şuan onların penceresinde işkence görme riski yok, sadece istedikleri Türk – İslam sentezi arasında nur yüzlerine bakıp, Erdoğan babalarının emriyle karartılması yüksek geleceğimize bir yumruk sallamamız istiyorlar. .

Peki, sallayacak mısınız?

Temel soruda budur, kara çarşafların arasında inandırılmış olduğumuz Müslüman aidiyetine bu kadar razı olacak mıyız(?) ve helak edilen ömrünüze sırf demokrasi adına, ileride hayatınızda bolca küfür edeceğiniz olan Erdoğan’a da kendi geçmişinize de küfür eder gibi küfür edecek misiniz?

Soru budur, iktidara yaranmak adına ömrünüzü makyaj seansları arasında karanlık bir oda da mı geçirekceniz?

Hiç yorum yok: