27 Haziran 2008 Cuma

4 Formül

Gündemimiz “futbol”dan kurtulur kurtulmaz ve Türk Milli Takımı elenince Euro 2008’den, hoca efendi dönecek mi dönmeyecek mi tartışmaları gündemin baş sayfasına oturdu nihayet. İşin açıkçası iyi de oldu. Futbolla yatıp kalkan güzel yurdum insanı, % 22’lik “otomatik” elektrik zammı ve benzin zamıyla uyandı ertesi sabah. Emperyalizmin 3 F formüllü her zaman ki gibi başarılı oldu bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde. Efendim dost sayfalara yorum yazarken de bunu kast ediyordum. Belki de bazıları içinden ordu yanlısı-postal yalayıcısı ve ya Kemalist’tir olmadı “darbeci”dir bunu yazan diye düşünenlerde olmuştur. Bilemiyorum son günlerin moda kavramı “Ergenekoncu”da olabilirim bu mantıkla hareket edersek. Normaldir, özgürlüğü başörtüsüne indirgeyince herşey olursunuz. Unutmayın burası Türkiye!

Sanki TC’de ki bütün “darbe”, cunta girişimleri Amerika’dan bağımsız yapılıyormuş gibi bir görüngüye sahip birçoğumuz. Ama Avrupa’nın ya da Amerika’nın hiçbir müdahalesini de ilginçtir “darbe” olarak nitelemeyiz. Sanırım buda bizim ülkemiz insanına özgüdür. Doğaldır. Ne de olsa söz konusu bağımsızlıktır ve bizim gibi üçüncü (çöpçü) dünya ülkesi olmasındadır sorun. Neyse sanırım kimse ciddiye almadı. Bu yüzden kötü mü oldu iyi mi walla bilemiyorum. Sanırım biraz da hak ettik bunları.

İçimiz rahat mı etmeli bilemiyorum. Evet, Türkiye’de Humeyni yok, öyle de olmalıdır zaten. Taraftarları, destekleyicileri, benimseyenleri de olacaktır bu normaldir! Normal olmayansa Fatih Altaylı’nın Teke Tek programına çıkıp Humeyni’yi seviyorum diyen başörtülü kızın muğlâklığıdır, (ki sevmek gibi bir zorunluluğuda yoktur zaten) fakat buradaki muğlâklıksa maalesef benimsediği (üstelik Suni mezhebinden olmasına rağmen "buda zorunluluk değildir" ama Şii bir lider olan Humeyni’yi sevmesi ve rejimini benimsemesiydi) insanların aklına gelen sorulardan birkaçıydı ve ne olursa olsun İran’da eğitimini tamamlayacağına kendini tutamayıp Kanada’da bulmuş olmasıydı. Hem de 3 gün içinde vatandaşlığını kazanmış olmasıydı o ülkenin(?)

Öyle ki tarih bilgisiyse tam anlamıyla insanı dumura uğratıyordu. Sözüm ona Sütçü İmam’ın gerçek anlamda halkı örgütlediğini ve asal olarak ta “bağımsızlık mücadelesi”nin, “İmam”lardan başladığı yargısıydı. Oysa Sütçü İmam işgalci askeri vururken bu savaş başlamamış, Anadolu’da halkın içten içe örgütlendiği gerçeğini ve en önemlisi de Sütçü İmam’ın “İmamlık” gibi bir görevi olmadığını ve bunun bir ad (sıfat) taşımasından kaynaklı olduğunu unutmuş olmasıydı. Ya da bilmiyordu. Zaten bilmediği de ortada açıkça sırıtıyordu.

Neyse. Unuttum bu gündem de değildi çoktan banazlaştı! Konumuz aslında hoca efendinin dönmesi sorunuydu. Acaba hoca efendi dönerse ne olur? Walla birçoğu hiçbir bok olmaz diyor. Birçoğu da Türkiye karışır diyor. Humeyni ABD ve yandaşları sayesinde iktidara oturdu. Oturur oturmazda özgürlükleri savunacağını söyleyip koltuğa oturdu. Destek aldı, sonrada kendini destekleyen birçok ilerici akım mensubunu kurşuna dizdirdi. Kendine yaraşanı mı yaptı yoksa tabir yerindeyse “takkiye mi yaptı”, ya da bütün mollalar gibi düsturuna uygun davranıp Tanrı katında yüceldi mi? Bence Humeyni iyi bir takkiyeciydi ve de bütün söylediklerimize daha uygun bu söylediklerimiz sanırım. İş biraz sakal ve sarıktan ibaret gibi görünüyor ama öyle değil sanırım. Çünkü bütün karşı çıktıkları ne varsa “Din”i anlamda hepsini bu tip adamlar uygulamakta. Faiz derseniz faiz vb. vb. listeyi uzatmak kolay ama Türban deyince akan sular duruyor, sırası değil biliyorum bu yüzden burada bu konuya nokta koyuyorum.

Gerçi CIA yazıp çiziyor, demek ki adamlar bir şey biliyor da yazıp çiziyorlar. Örneğin benim de aklıma birden Pakistan’a 10 yıl sonra dönüş yapan ve kırmızı halılarda yürüyen Bennazir Buto geldi. Ne olmuştu gerçekten Buto’ya? Neden öldürüldü? Bilen varsa lütfen burada yazsın. Ama benim bildiğim İslami bir örgüte ihale edilmiş olmasıydı bu suikastın. Buda biraz ipucu veriyor ama üzerinde durmayacağım. İşin içinde emperyalizm varsa asıl suçlunun kim ve kimler olduğu aşikârdır ve buda yeterlidir. Tanrı korusun ya Fethullah’ta ayağının tozuyla çok sevdiği ülkesine ayak basar basmaz Buto gibi hazin bir sonla yaşamını noktalarsa, ne yaparız?

Belki de ve de bu yüzden, biz bu tip adamlar yüzünden çok ülkeye benzetiliriz: Malezya’ya, Cezayir’e, Irak’a ve İran’a(?)!

Bu benzetmeler oldum olası baş ağrıtmıştır zaten... Bir siyasi cinayet işlenir, “Mollalar İran'a" sloganını duyarsınız, ya da “Post”ta ya da “Tribune”de “derin analiz” adı altında “Türkiye neyleşiyor mu” sorusuna yanıt aranır...

Gerçekten biz neyleşiyoruz, bilen var mı?

12 yorum:

medyatiki dedi ki...

söz konusu ettiğiniz şahsın adı Fetullah değil, Fethullah'tır. yazım kurallarına dikkat ettiğiniz için belirtmek istedim.
siz de bizim malum basının, Fethullah Gülen - Humueyni benzetmesi rüzgarına kapılanlardansınız. bu da o şahsı zerre kadar tanımadığınızı açıkça gösteriyor. kolay olanı yapıyorsunuz: bilgisizce, sorgusuzca, körü körüne, sadece atıp tutmak. hey yavrum hey...

yeraltındannotlar dedi ki...

Medyatiki...

Sizce kolay olan ya da olmayan nedir, bunun kıstası nedir?

Fethullah zaten Şii birinin, yani Humeyni'nin ne yanında olur görüş olarak ne de rejimini benimser, ne kendini öyle hisseder, ne de kendine yakın görür Şiileri. Kendisinin temsil ettiği başka bir “şey”dir.

Bu başka bir konu, konumuz şu Fethullah'ın emperyalistlerce Peygamber ilan edilmesine neredeyse ramak kalış olması ve ona biçilen misyonun özüdür. Ve kimsenin bundan şikâyet etmemiş olmasıdır. Sizde bunu anlamış değilsiniz. Dikkat çekmek istediğim konu, Şah dönemi İran'ının Humeyni sonrası ve öncesidir. Humeyni'de birçok özgürlük vaadiyle İran'a getirilmedi mi? Kendini destekleyenler arasında emperyalist güçler ve onların uzantıları yok muydu? Ya da sırf iktidarını pekiştirsin diye Humeyni kliği, halkına sözler vermemiş miydi? Bence siz konuyu ya anlamamışsınız ya da bilinçsiz provokatörlük yapmaktasınız ki, bu ikincisi daha yakın söylediklerime. İşinize de gelmiyor buda belli.

Sorgulama yetinizi de kullanmıyor olmanız da başka bir konu: bay Fethullah’ın TC’de yargılanmış olduğu davalardan “beraat” etmesi ve ABD’nin çiftliklerinde FBI’ya tarafından korunan birinin aniden Amerika’yı terk etmesi gerektiğini açıklamasıdır ABD’li yetkililerin. Bu konuyu da saptıracağınızı düşündüğümden dolayı yazıyorum Çok renklilik açısından iyi de olur.

Bence "İran Halkın Fedaileri Gerillaları"nı araştırın..

Ayrıca yazım konusunda ki uyarınız için teşekkürler, bir uyarıda benden(.) her noktalama olayından sonra (cümlelere) "büyük ve ya küçük” harflere özen göstereceğinizi umuyorum.

medyatiki dedi ki...

imla konularını bi yana bırakalım isterseniz. çünkü o bahsettiğiniz kuralı vakit kaybettirdiğinden bilerek uygulamıyorum. ama kurallar konusunda dilerseniz size sonuna kadar yardımcı olabilirim. mesela, Buda biraz ipucu veriyor ama üzerinde durmayacağım, cümlesindeki -da eki "dahi" anlamında olduğundan ayrı yazmanız gerekir. aynı hatayı yazınızda çok kez tekrar etmişsiniz.

madem Fethullah Gülen'in Humeyni olması mümkün değil, o halde neden adı o malum kişiyle ve hiç alakası olmamasına karşın Butto gibi şahıslarla beraber anılıyor? hoca efendiyi ne sandığınızı söyler misiniz bana? bu adam ne yapmıştır, nasıl bir tehdittir, neden korkulması gerekir, veya bu korkular da bizim diğer ilkel korkularımızdan biri midir?

yeraltındannotlar dedi ki...

"Fethullah Gülen'in Humeyni olması mümkün değil, o halde neden adı o malum kişiyle ve hiç alakası olmamasına karşın Butto gibi şahıslarla beraber anılıyor? hoca efendiyi ne sandığınızı söyler misiniz bana?"

Cevabım sana şu olacak Humeynide, Botto da emperyalistlerin işbirlikçileridirler ve bu bunun için yeterlidir. Biri İngiliz emperyalizminin, biri Amerikan emperyalizminin uzantılardırlar. Fethullahta FBI'nın çiftliklerinde onlarca korunan biridir, refaransıda CIA'ydır. Efendi senin efendindir o yüzden senin şu efendin başkalarının emir kuludur, tıpkı Erdoğan gibi.

İşte senin o efendilerinin antlaşmalar üzerine yeni antlaşmalar imzaladığı ABD'liler ve Londra merkezliler, Irak'a, Filistin'e bomba yağdıran, ülkeleri işgal eden. Bütün mesele budur.

Ve senin o piyon "hoca efendilerin" (uşakların) ABD'lilere ve Avrupalılara takkiye yapa dursun, onlarda onları kullana dursun. Belirteyim şeriat kaygısı taşımıyorum, bu ülkede TSK'dan tutta genelkurmaya kadar bütün cümle şeriat istesin, ağa babanız Amerika buna izin vermez. Onların belirttiği sistem biçimi ve modeli "Ilımlı İslam"dır, buda Ortadoğu için biçilmez kavtandır.

Birde sıkılmadan dinden, milletten, ulustan söz edersiniz.

medyatiki dedi ki...

dostum gittikçe gülünç oluyorsun. şu "efendi" sözcüğünü de hakkaten hakkını vererek kullanmışsın. sonunda hoca efendiyi benim de efendim yapmışsın, tebrik ediyorum !

Fethullah Gülen'den Erdoğan'a; FBI den CIA'ye... Irak'ın işgalinden Filistine... şahane koplo teorileri üretiyosun ve henüz Fethullah Gülen'in bu ülkede neden ve nasıl bir tehlike olduğuna dair hiçbir fikrin yok. evet eleştirme hakkın var, buyur eleştir ama azıcık "destekli" olsun lütfen.

özgür dedi ki...

İNTERNETDE DOLAŞIRKEN TESADÜFEN BU SİTEYE GİRDİM SİTENİN YAZILARINI ÇOK BEĞENDİM SİTEDE EMEĞİ GEÇEN ARKADAŞA BAŞARILAR ÇALIŞMALARINDA BAŞARILAR
Öncelikle sözüm medyatik arkadaşa cidden komik olan sizsiniz konudan bağımsız olarak önce imla ayıklamasına girmişiniz sonrada kendi içinizdeki kavram karmaşaları içinde kaybolmuşunuz öncelikle siz şu kafanızda ki kalıplaşmış olan fikirlerinizi gözden geçirip onları ayıklayın!
At gözlüklerinizi isterseniz biraz çıkarıp da daha geniş kapsamda değerlendirin olayları
YERALTINDAN NOTLAR dediği “ Humeyni de, Bottu da emperyalistlerin işbirlikçileridirler ve bu bunun için yeterlidir. Biri İngiliz emperyalizminin, biri Amerikan emperyalizminin uzantılardırlar. Fethullahta FBI'nın çiftliklerinde onlarca korunan biridir, refaransıda CIA'ydır. Efendi senin efendindir o yüzden senin şu efendin başkalarının emir kuludur, tıpkı Erdoğan gibi. “
Arkadaşın bu yazısını anlamayacak kadarda cahil ayakları yatmayın SİZ NERDE YAŞIYORSUNUZ ONU ANLAMAYA ÇALIŞIYORUMDA SANIRIM YAŞAYAN BİR ÖLÜSÜNÜZ YÂDA İŞİNİZE GELİNCE BU AYAKLARI YATIYORSUNUZ EFENDİNİZ
. Fethullahın uşaklarısınız siz!
Sizi gütmeden hareket de edemezsiniz düşünemezsiniz de hatta yorum bile yapamazsınız sizin gibi adamlara müstahaktır uşakçılık yürüyün anca gidersiniz…
BU ÜLKE SİZİN GİBİ GERİCİLERE KALMAZ !

medyatiki dedi ki...

özgür beyinsizi ezberlediği aşağılama sözcüklerini dizmiş yorumuna. aferin çocuklar süpersiniz ! damgalamada uzmansınız. fethullahçı, gerici, uşak, yaşayan bir ölü, emir kulu, düşünemeyen, yorum yapamayan, güdülen... daha başka var mı? devam edin lütfen. ah yavrum ah... azıcık beynin olsaydı kendi cümlelerini kurardın.

yeraltındannotlar dedi ki...

Medyatiki…

Bence biraz sakinleş, heyecanlanma ve kızma. Sen sordun ben de cevapladım elimden geldiğince. Sonra şu “efendi” cümlesi üzerine tırnak içinde vereceğim yazı senindir (hoca efendiyi ne sandığınızı söyler misiniz bana?) Hoca Efendi derken öyle sarılmış, öyle içselleştirmişsin ki bu cümleyi söyleyecek başka söz de bırakmadın bana. Şimdi “İlmi siyaset” yapıyorsun sanırım. Sizin gibilerden cidden korkulur. Sizin gibilere ne denir bilemiyorum gerçekten. Neyse.

Ayrıca arkadaşım sen CIA’yi inkar edebilirsin ama ne CIA ne bay Fethullah kliği ne de Amerikalılar bunu inkar ediyor, senin neden inkar ettiğini bilemiyorum. Yâda güncelden çooooook ama çok uzaksın, ya da amacın başka. Herkeste bilir ki (cemaat hariç) Fethullah Gülen küresel bir piyondur!

Filistin, Irak olayıysa ortadadır burada da bilinçsizce ve beyin harmanını yakan kör cahiller gibi davranmışsın. Hatırlatalım öyleyse: Filistin ve Irak politikalarında kim en büyük etken? Ya da kim girdi oralara “demokrasi ve özgürlük” adına? Ya da gerçekten orada ki insanlar ne diyor öldürülüyor? Kim ve kimler için? Bakalım Amerika İran’a saldırdığında ne tür bir bahane bulacaksınız sizi gidi ey müminler?

Neyse bütün bunlar komplo teorisiydi şaka yaptım ciddiye alma:)

Özgür arkadaş, yorumların için teşekkürler, sanırım sende bilirsin Ziya Paşa’nın bu sözünü: “İştir kişinin aynesi, lafa bakılmaz.” Bu tür aymazları ciddiye almamanı dilerim.


Not: Bu yazının ilk başlığı “Humeyni öldü yaşasın Fethullah” ama değiştirme gereksinimi duydum ve 4 Formül diyerek değiştirdim. Aslında bu emperyalizmin 3 formülü adıyla formüle edilir; 1. fiesta, 2. futbol, 3. festival. Bence artık 4 olmalıdır bu formül. Bu da Fethullah etkenidir.

Yorumda bulunan haklı haksız herkese teşekkür ederim.

medyatiki dedi ki...

amerikan, ingiliz... topunun yerine emperyalist güçler dediğin o güçlere düşmanlığını analayabilirim ve savaş karşıtı görüşlerini de...zaten bunları destekleyen de yok değil mi aramızda. sorun şurda: fethullah gülen'i savaşların bir sebebi ve parçası olarak sunman dünya üzerinde söylenebilecek en akıl ve insaf dışı ifadedir. çok fena tırsmışşınız anlaşılan.
illa şunu belirtmemi istiyorsanız söyleyim: benim hoca efendi ve çevresi ile zerre kadar alakam yok. kimseye efendiliğim de yok. ortalarda dolaşan kuru iftiralar, karalamalar, boş komplo teorileri, linç etme kampanyaları fethullah gülen'i daha da büyütüyor. bunun farkında değilsiniz. eğer onu bir tehdit olarak görüyorsanız bu tür ayak oyunlarıyla durduramazsınız. yapacağınız en iyi şey kendi görüşleriniz doğrultusunda bu ülkeye hizmet etmektir. o şahıs da zaten sadece bunu yapıyor.

yeraltındannotlar dedi ki...

Arkadaşım sen halen tatlı su kurnazlığı yapmaktasın, nabza göre şerbet verme derdindesin. Sıkıştı mı bunlar komplo, yok tırsmışız, yok bilmem ne, siz onu büyütüyorsunuz falanlar filanlar.

Kardeşim insanların korkusu elbette olacak, ama bunun adı kaygıdır yaşam kaygısıdır, bugün sokaklar karışırsa (inatla senin diyeceğim ısrarla)hoca efendilerine ve tayyipgillere birşey olmaz, ne olursa yoksul halk çocuklarına olacak, insanlar elbette önemseyecek ciddiye alacak görüş bildirecek. Fetoşu büyüttüğümüz yok zaten küresel büyük bir güç, yani o komprodoru biz büyütmedik. Onu semirenler büyüttü, sizin gibi düşünenler.

Duygu sömürüsü yapmayı bırak ya anti-emperyalistsindir ya da yanındasındır bu görüşü savunanların.
Ayrıca korku insan içindir, düşünemeyen sorgulamayan adam korkmaz, ya da cahildir. Din herkesin dini, tekelleştirmek bunu metaya indirgemek insanları kutuplaştırır. Halen görmediğiniz bu maalesef.

bir arkadaşım demişti çok hoşuma gitti senin durumunda bu "müslüman arebeskliği."

mahir dedi ki...

MEDYATIKI ICIN

Aydınlanma ilk defa Rönesans ile başlamıştır. XV. Yüzyıldan aydınlanmanın ne olacağı düşünülmüş, insan varlığı ve yaşam içerisindeki yeri araştırılmış ve bu konu üzerinde tartışılmıştır.

Ne var ki bu soruların netliğe kavuşabilmesi için aradan uzun bir zaman geçmiş , XVIII. yüzyılda toplumların bazı kesimlerini bunun üzerine yeniden eğilmiştir. Fransız Devrimi de düşüncenin sosyal ve politik alana yansımasından doğmuştur. Buna karşılık Osmanlı toplumundaki Batılılaşma hareketi,Tanzimat’ın ilanı da aydınlanma düşüncesinden esinlenmiştir. XVIII.yüzyılda Descardes, Spinoza gibi düşünürler yeni bir felsefi görüşü ortaya atarak, aydınlanmayı belirli bir felsefi temele oturtmuşlardır. Batıdaki aydınlanma çağında tüm felsefi konular eleştirilmiş, çağın sonunda da İmmanuel Kant o güne kadar sözü pek edilmeyen insan aklını belirli bir yere oturtmuştur. Bu dönemde tüm düşünürler geniş topluluklara ulaşabilme olanağını bulmuş ve sonunda laik görüş kavramı oraya çıkmıştır. Ancak Avrupa’nın değişik ülkelerinde, politikanın ağırlığı altında farklı atılımlar da olmuştur. Aydınlanmanın en önemli noktası da dinsel bağnazlığa karşı çıkması, başka bir deyişle onunla savaşmasıdır. Bu dönem için A.Von Haller’in “Özgür düşünebilen,düşünüyor” sözü de hiçbir aman göz ardı edilmemelidir.

XVIII.yüzyılın felsefesi aydınlanma felsefesi olarak tanımlanmıştır. Bunun kökeni de M.Ö V.yüzyıl antik felsefesine dayanmaktadır. Her iki dönemde de bağnazlığa karşı çıkılmış, insan aklı bilginin ölçüsü olarak değerlendirilmiştir. Bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak da XIX.yüzyıl insanlık tarihinde, bilimin ışığı altında insanın gerçekten aydınlandığı dönem olmuştur. Doğa, bilinç ve evren de bilimsel olarak bu dönemde tanınmıştır.

Aydınlanma ve özgür düşünce tarih boyunca dinsel dogmalara karşı bir kavram olarak değerlendirilmiştir. Bu tür düşünce oldukça geniş kapsamlıdır ve bazı dinsel bağnazlıkların yanı sıra siyasi ideolojilere de karşı çıkmıştır. Aydınlanma ile iç içe olan özgür düşünce sözcüğü ise insanın kendi özgürlüğüne kavuşması olarak tanımlanır. Bu düşünce kapsamında insan beyninin tembellikten, bağnazlıktan kurtarılması öncelik kazanmaktadır. İnsanın evrimini yapabilmesi için, bilimsel düşünceye ulaşabilmesi için de, öncelikle düşünce özgürlüğüne kavuşması gerekmektedir. Kuşkusuz, aydınlanma felsefesinden geçebilmek için özgür düşüncenin yanı sıra vicdan özgürlüğü, eşitlik, kardeşlik ilkelerini de benimsemesi gerekmektedir. Bunun için iyilik ve doğruluktan, alçak gönüllülükten ayrılmadan, yardımlaşma, tolerans, içtenlik ve kardeşlik düşüncesinden uzaklaşılmaması gerekmektedir.

Geçtiğimiz günlerde Başbakan, aydınları toplamış, bazı devlet sorunlarını paylaşmış ve onların görüşlerini almıştı.O günkü gazetelerde bu aydınların kimler olduğu, niteliklerinin, özelliklerinin neler olduğu sorulmuştu. Bu sorulara yeterli bir cevap da alınamamıştır.Büyük olasılıkla o toplantıya katılanların ne derece aydınlığa erişmiş oldukları bazılarında kuşku uyandırmıştır.

Gerçekte,Türkiye’de aydın kavramı her zaman tartışılmıştır; toplumumuzda herkes kendini aydın sanıyor ama gerçek aydın acaba kimdir? Çevremize baktığımızda çoğu kişi bunun yanıtını verebiliyor. Aydın olduğunu sanıp da aydın olamayanlar... İşte sorunun kaynağı da burada ortaya çıkıyor. Tarih boyunca yarı aydınlar bu ülkeye büyük zarar vermişlerdir.

Jean Jacques Rousseau özgürlük ve aydınlanma üzerine çok şey söylemiştir. İşte onun sözlerinden bir örnek: “Ruhumuz ve bedenimiz özgür olmadıkça, diktatörlükten kurtulmak bile çare değildir. Manevi özgürlükten mahrum kalmakla, çektiğimiz esaret ve işkence, diktatörlüğün yaptığı baskıdan daha beterdir”.
/Bu sahsin acilen felsefeye ihtiyaci var/:

medyatiki dedi ki...

işte sen bu'sun, demiş olman yeterli benim için. bu sayfada fikir tartışması yapmanın olanaksızlığının ispatıdır bu.
insanlara "fetoş" filan diyerek aşağılamakla kendini ne kadar yüceltiyorsun sen öyle? acıdım sana.
insanları bölme konusunda da üstüne yok. siz, biz... sözcüklerini ne kadar da rahat kullanıyorsun.
samimi olarak senin adına üzüntü duydum.