Bazı soysuzları (zenginleri ve onların bir gecede yine zengin olan piç veletlerini, kendini bir bok zanneden ve halk üzerinden geçinen, gerici[yobaz] ve burjuva siyasetçileri) saymazsak. Hiç kimsenin atası o... çocuğu değildir.
27 Kasım 2009 Cuma
herhangi bir kıyısında tanışıp dünyanın
iki hırçın güvercin telaşıyla sevdik
hayatı ve kavgayı
ay düştü. yıldız koptu. güneş doğdu yüzümüze
karanfil kokulu düşler yaşadık mapusluğumuzda
yakarak avucumuzda özgürlük ateşini
-a-
yastığımı ver cürüm. başım ağrıyor
gece duyabilmek için dünyanın bütün seslerini
gökyüzüne bakıyorum koğuşun penceresinden
kadife bir ayın önünde yıldızlar oynaşıyor
ve birden
pencerenin camında buğulanıyor suretin
-gazetecilerin flaşlarında
yorgun yüzüyle hayata gülümseyen
bir 'terörist' kız oluyorsun-
ellerin çiçeğe durmuş
güneş vurmuş alnına
dimdik ayaktasın
işkencehanelerde ölmüş yoldaşların anısına
yastığımı ver cürüm. başım ağrıyor
-b-
nişanlayıp uzak bir yıldıza gözlerimi düşünüyorum
sahi nerede tanıştık biz
ne zaman böyle kaynaştık
ve ne çok şey
böyle ne çok şey paylaştık
o günleri biz yaşadık
gördüğümüz düş değildi
kan sıçradı beynimize
gererken kaslarımızı elektrik
çırılçıplak yandı etimiz
beton gibi çarparken vücudumuza su
ve sildik gizleyerek kendimizden bile
yüzümüzden akan iğrenç kirimizi
hücrenin duvarlarına
o günleri biz yaşadık
gördüğümüz düş değildi
ihanetin ve direncin ateşi içinde
korktuk kendi gizimizi gizlemekten
çatladı direncin iğbirar çiçekleri avucumuzda
düşünüyorum uzak bir yıldıza nişanlayıp gözlerimi
-c-
ihanet değil belki bu. yüzünü gizleme
fareli köyün çobanlarının utancı
yüreğimi yakmıyor artık
alnım açık
elegüne karşı başım dik
içim kavga ve sevda dolu
müthiş kendimle barışık
oysa içten içe yiyip bitiriyor kendini en yakınım
ve göstererek azı dişlerini ağzınca saldırıyor
aldırmayıp diyorum ki ona
ayakları yere sağlam basmak
artık iş değil bu çağda
toprak da kayıyor dostum
insanın ayakları altında
toprak da kayıyor
toprak da
toprak
bastığın yere iyi bak
ihanet değil belki bu. yüzünü gizleme
-d-
bir bardak su verir misin. içli bir türkü
yüreğimde ince yağmurlar çiseliyor şimdi
bu doğurgan yüzlü gecelerinde nisanın
tahliye muştusu geliyor uzaktaki bir dostun
çığlıklarla uçuyor gecekuşları başımın üstünde
morkanatlarına takıyorum kirpiklerimi
afacan bir çocuk gibi sevinip
ben de çıkıyorum onunla
özgürlük şarkıları söylemeye
lacivert dağların kurşuni yamaçlarında
-ve ikimiz birden
durmuşuz da sanki dalgaların kıyısında
ellerimizi uzatıyoruz yakamozlara
ansızın portakal çiçekleri açıyor avucumuzda
konuşmadan öylece duruyoruz yan yana
sen gökyüzüne dikiyorsun gözünü
ben suya düşürüyorum yüzümü
ve birden gelincikler yağıyor
martıların kanatlarından
karışıyor sularına akdenizin-
bir bardak su verir misin. içli bir türkü
-e-
saat kaç oldu şimdi. neden herkes uyuyor
sessizce açıp yeniden okuyorum
yazdığın bütün mektupları
kök salıyor yüreğimde gizli bir sarmaşık
aralıyorum geçmişin tülperdesini
o zamanlar orada herkesin adı ULAN'dı
ve her asker KOMUTAN'dı
oysa şimdi burada
onların hamlamış ezgilerinde
yoksul bir direncin türküsünü dinliyorum
o günleri biz yaşadık
gördüğümüz düş değildi
a blok. zemin. birikiüçdört
aslankafesi tecrit
ve bilcümle mamakta
yüzlerce insanın içinde
42. güne erişen bir avuç insandı
ki yüzakıydılar mamağın
o günleri biz yaşadık
bir düş olamaz bu haydarım
bir düş olamaz bu sezai
ve adlarını unutup yüzlerini unutmadığım dostlarım
bir düş olamaz bu
sorun raci tetikin korkularına
ayrılık ve ölüm nasıl gerçekse
ve acıları ne denli büyükse
öylesine gerçekoğlu gerçekti her şey
ve öylesine büyüktü acı
ve utanç çırılçıplaktı
saat kaç oldu şimdi. neden herkes uyuyor
-f-
çayı avluda içsek. yarın hava güzel olacak
yitirilmiş bir duygunun dayanılmaz kederidir bu
o zamanlar yaralıydı yaşdığımız aşklar
şimdi bedeli ödenmiştir yıllarımızın
kanımızla ödenmiştir canımızla
ve ansızın bir sigara yakar gibi
uzun bir şiir söylercesine
içli bir türkü dinler gibi
usul ince bir kadın severcesine
sürüp gidiyor işte kavga
en haklı ve güzelini yaşıyoruz sevdaları
"hüzünlü bir şiir yaz" diyor ranza arkadaşım
"karıma göndereyim"
boşver diyorum hüznü
sırasımı şimdi efkarlanmanın
ve ona
kadınlar koğuşundan gönderilen
kurutulmuş karanfilleri veriyorum
çayı avluda içsek. yarın hava güzel olacak
-g-
gece çok mu kısa. yoksa bana mı öyle geliyor
avluda volta atıyorsun yıldızlarla
okşayabilmek için saçlarını
özenle açıyorum pencereyi
ve yıldızlar doluyor içeri
dördüncü koğuşta herkes koynunda bir yıldızla uyuyor şimdi
ve ben ranzama astığım bir fotoğrafın
çocukca yanan gözlerine nişanlayıp yüreğimi
düşünüyorum
sahi nerede tanıştık biz. unuttum
ve ne zaman böyle kaynaştık. bilmiyorum
ve ne çok şey
böyle ne çok şey paylaştık
ah...seni nasıl da seviyorum
gece çok mu kısa. yoksa bana mı öyle geliyor
Bayram Balcı
26 Kasım 2009 Perşembe
DOĞU BALADI
derinlik olmayı sürdüreceğim bu sığ denizde
bir halkım ben, dünyanın kalbinde paslı bir hançer
kabuk bağlayan yaranın altında kaynayan irin
yurdumda konuk, içimde tutsak, uğraksız göçer
bir derinlik hepsi bu, başka hiçbir şey
saklı bir yanardağ olmanın kendisiyim ben
doğuda, ellerinizden çok uzaklarda
binyıllık bir uykuyu ölerek silkeleyen
halkın derinlik olduğunu kim söylemişti
söyleyin nerde seceresi yitik soyum, nerede derinliğim
siliniyor ölü ceylanın derisindeki mürekkep
avcı burda ey bilici ya ben nerdeyim
yurdumun olmayan denizlere taşınan toprağım
parçalanan kayayım bin parça eşkiyadan
çoğalan bir korkuyum, bin parça yoksulluk
ve kan... denizlere akan, denizlere, yurdumun olmayan
uyruksuz mu denir limanı olmayan gemilere
limanım yok, tutulduğum bu çağdaş fırtınada
ışığım yok, dört yönüm karanlık bir pusula
uyruğum yok, sığmıyor kavmim koca dünyaya
umudum uygarlığım, ey bayrak, ey bayraktar
ovalara bir dağ mağrurluğuyla inerken yeşil
vuruldukça güzelleşen alnın ki, gül rengi
güneşi ince kanadında sürükleyen esenlik rüzgar
n'olur ölme artık, ölüp ölüp terketme beni
ey ölür gibi yaşayan bir halkın derinliği...
Adnan Satıcı



