24 Şubat 2017 Cuma

Sıfırla

"Eski Türkiye" de önceden para üstüyle bakkaldan kibrit bilemedin çiklet alırdın, "Yeni Türkiye" öyle mi? Pazar yerinde çöp toplarken birileri, diğer yanda villalarda çelik kasalı devasa
mahzenler, para üstüyle New York'ta 
gökdelen inşattı, denizaşırı ülkelerde off-shore hesabın, Michigan'da 2 milyon 895 bin 37 dolara Muhammed Ali’nin çiftliğindesin.

10 Ocak 2017 Salı

Sabahattin Ali: Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer

Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bir gün Almanların pabucunu yalayan ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik.

Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da kendi cefakeş milletimizdir.

Meğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük.

Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık, han, apartıman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız, bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik.

Bu ne affedilmez suçmuş meğer! Neredeyse, yoldan geçerken mide uşakları arkamızdan bağıracaklar: “Görüyor musun şu haini! İlle de namuslu kalmak istiyor ve ahengimizi bozuyor…”

Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hattâ bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?

Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bereket, zora katlanmasını bilen bu millet de namuslu.

Sabahattin Ali – Ne zor şeymiş
Ali Baba, 25 Kasım 1947
Markopaşa Yazıları ve Ötekiler

26 Aralık 2016 Pazartesi

15 Temmuz 2016 darbesi üzerine…

15 Temmuz bir iktidar çekişmesi, siyasal İslamcıların iç hesaplaşmasıydı. Dolayısıyla “darbe” olarak dayattıkları şey ezilenlerin değil, Cuma'ya birlikte gittikleri siyasal iki gerici çete liderinin, Fethullah ve Tayyip’in kişisel rant/koltuk kavgasıydı, halkların değil. Göz göre göre gelen “bir darbe girişimi”nin ardından ilan edilen alternatif bir atlatmaca “milli bayram”dır 15 Temmuz. Şuan geleneksel olarak bütün bürokrat burjuvazi yarışıyor, hangimiz en çok kutlayacak diye. Tıpkı 29 Ekim'ler, 19 Mayıs'lar gibi. Oysa 15 Temmuz gericiliğin level atladığı, bir kötünün bir başka gerici kötüyü saf dışı bırakma gününden öte bir tarih değil.

24 Aralık 2016 Cumartesi

Çöküş

Alman halkı Nazi olmak için kuyruğa giriyor, görkemli törenler, güçlü söylevler, büyük lidere övgüler diziliyordu. Özellikle ordu el üstünde tutuluyor, tüm toplum bu büyük gücü beslemek için çalışıyor, şehitlik hamaseti, şehitliğe övgü, tüm dünyaya kafa tutuyor, hakaretler ediyor, üstün Alman ırkının gururunu okşayarak iktidarını / saltanatını güçlendiriyordu Adolf. Ta ki Berlin’de, bir bodrumda sıkışıp, ağzından salyalar akıtarak, öfkeyle duvarları yumruklayıncaya kadar. 

6 Aralık 2016 Salı

İdeolojik kararlılığını unutmayacağız

"Hadi gidelim dostum, öcünü almak için haksızlıkların. 

Asi yıldızlar parlasın alnımızda. Yenemezsek ölürüz, ne çıkar." 

(Che Guevara)


İnsanları sömürülmeyen, çocukları cahil kalmayan ve en yüksek okuma yazma oranlarını ülke bazında elinde bulunduran, evsizi barksızı olmayan, işsizi hiç olmayan, çocukların her gün evlerinin önünde bir şişe süt bulduğu dünyanın şu anki en eşitlikçi, en özgür ve en demokratik ülkesi olan Küba’nın yıkılmadan ayakta duran bir devrimin portresiydi Fidel…

Emperyalist haydutların ve uşaklarının korkulu rüyası olmuş, dünya emekçi halklarının ‘Bizim Fidel’ dediği Comandante Fidel yoldaş, çok az insanın rahatlıkla dile getirebildiği bir şekilde, ahlaklı, onurlu, kararlı, inançlı bir şekilde devrim ve sosyalizmin yılmaz bir savaşçısı, önderi ve lider olarak mücadele etti, yaşadı.

20. yüzyıla damgasını vurmuş, düşmanlarının dahi zekâsı ve yeteneğini takdir etmek zorunda kaldığı bir efsanevi lider, tüm bunları siyasal zekâsı, birikimi ve Küba’nın koşullarını çok iyi tahlil ederek özgün bir strateji geliştirebilmesinin yanı sıra bitmek tükenmek bilmez enerjisi ve inatçılığı sayesinde gerçekleştirdi.

Fidel baskıcı mı, diktatör mü, yasakçı mıdır? Evet, insanın insanı sömürmesini ülkesinde yasaklamış, insanların eğitim, sağlık gibi temel insani ihtiyaçları parayla satın almalarını ülkesinde yasaklayarak belki de bu yüzden hayatının son saatlerinde adının, portresinin enstitüler, sokaklar, parklar gibi kamu alanlarında kullanılmaması ve büstü ile heykelinin hiçbir zaman dikilmemesi konusunda ısrar etmesi "Size önemsizliği bırakıyorum"la herkese topyekun birer cevap niteliğini taşıyan birisi Fidel..

Fakat bütün bunlara rağmen Fidel üzerinden haddini aşarak Erdoğan ile Castro kıyaslamaları yapan politik ve siyasal olarak yetersizler güruhu (liberaller, Türk sağını temsil eden gerizekalı milliyetçi cenah, siyasal İslamcı pezevenkler) 1933’te yapılan bir darbeyle birlikte yıldızı parlayan ve 1959’daki devrime kadar birçok kez iktidara gelen General Batista ile Tayyip arasında bir kıyaslama yapmalı. 15 Temmuz’da “Sokağa çıkın… Beni koruyun” diyen birinin zoraki ve devlet eliyle görsel ve yazılı burjuva gerici akım olan medya üzerinden yutturulmaya çalışılan kahramanlaştırma çabalarına rağmen Erdoğan’ın kıyaslanacağı kişi olsa olsa döneminde Batista vb. gibi yozlaşmayı, piyasacılığı, rüşveti, baskı ve zoru her daim meşrulaştıranlardır. Biri geldiği yerden hareketle ülkeyi sapık dinci gericiliğin beslediği yer olan imam hatiplere bırakırken, diğeri de ülkesini kumar ve fuhuşun merkezi haline getirmişti. Netice itibariyle her ikisi de diktatördü ve ABD her ikisine de sonsuz güveniyor, seviyor/du. Biri yıkıldı, diğeri de yıkılacak!

Ve Fidel.. O, artık Che'nin yanında...

Ne mutlu ki, Kübalılar bu büyük Barbudo’nun yürüttüğü mücadelenin, ABD'nin pis işlerini gördüğü arka bahçesi olmaktan, tüm dünya halklarına umut veren bağımsız bir sosyalist ülke olmaya götüren mücadelesini ve ideolojik kararlılığını unutmayacak / unutturmayacağız!

Hep bizimlesin!
Zafere kadar daima!
Hasta la victoria siempre comandante!

1 Kasım 2016 Salı

Şairler isyan edin..

“Her gerçek şair devrimcidir.” 
(Federico García Lorca)

Bilinir ki şairlerin hükümdar, büyücü, kutsayıcı, kahin vb. kimlikleri olduğu gibi: anarşist, zampara, iktidar karşıtı ya da işbirlikçisi, korkak ya da deli cesaretine sahip olma gibi özellikleri de elbet olmuştur. Yine içlerinde, diktatörlerin aracını bombalamaya çalışanları da vardır Alexandros Panagoulis gibi: arkadaşını ihbar edende... İspanya İç Savaşı’nda cephede yer alanı da vardır, Franco’nun faşistleri tarafından 38 yaşında öldürülen Federico García Lorca’da, Endülüs’ün raks eden tarafını görenler de.

Birde devletin örtülü ödeneğinden para alan Yahya Kemal’i, Necip Fazıl’ı, Peyami Safa’sı da vardır, ya da Samim Kocagöz’ü cuntacılara ihbar eden ve onu Çiğli Askeri Havaalanı’ndan, elinde telsizle uğurlayan muhbir şairi de vardır, hem de edebiyat dünyasının içinden.

Hakikaten, devlet neden şairlerin arasına istihbarat elemanı göndermiyor artık? Bu elemanlar çok ustalaştı da kendilerini deşifre mi etmiyorlar, yoksa şairler ve şairlik önemsizleşti de, bu nedenle tayini şiire çıkan polis kadroları maaş bordrolarından artık kaldırıldılar mı?

Yoksa kendilerine kıyak emeklilik yasası çıkaran milletvekilleri kendilerine maaş zammı yapınca, unutuldular mı?

Örneğin Haçlı Seferleri’ni örgütlemeye çalışan Lord Byron, örneğin Osmanlı’ya karşı zabit üniformasıyla bir Puşkin… Şöyle söylenebilir belki, üniformalı aydın, sanatçı, şair de çıkabilir / çıkabilmiştir de. Öyle ya Halide Edip’i onbaşı rütbesiyle görebiliyoruz, kınamamız mı gerekir onbaşı rütbesiyle Halide Edip’i, bilemiyorum?

Fakat yine de içinde Mayakovski’nin demir - çelik şiirlerini de görebiliriz ya da Nâzım’ın şiirlerinde koskoca bir Kuvay-i Milliye Destanı’nı ve/ya da proleterlere ithaf edilmiş şiirleri, tıpkı Aragon’un, ikinci emperyalist (paylaşım) savaşı döneminde kendi aşkından söz edenleri eleştirdiği Mutlu Aşk Yoktur şiirini. Ya da Gladkov’un Fabrikasını... Neruda’nın ve Brecht’in anti-militarist tavrını… Ahmed Arif’in Anadolu’sunu…

Sahi şair ne yapar, Ataol Behramoğlu, Nihat Behram, Nevzat Çelik, Yılmaz Odabaşı, Ahmet Telli?

Namık Kemal’in hükümette çekilen restini seveceğiz elbette ama Hilmi Yavuz, İsmet Özel nereye düşebilir durum olarak, iktidarın günahlarına ortak olmak mıdır şair, düşer mi sizce payına?

Bir şairin ırkçılığa yakın yerlerde dolaşması, onun şiirini değersizleştirir mi? Sahi sizinde işinize yarar mı şiir? Şair, sizin içinde değiştirebilir mi bi’şeyleri, yarar mı sizce işe?

Sizi bilemem ama bence şiir: halkların anadilidir, dünyada her şey susturulabilir, baskıya uğrayabilir ama kimsenin gücü yetmez şiire, Kur’an’da yeri vardır bildiğim kadarıyla, isyana sevk eder şiir, dinlenmesin - okunmasın, günahtır diye. Yeterlidir sanırım bu da.

Terimler masum değildir, sermayenin sınırsız tahakkümünün diğer adıdır neo-liberalizm, yani “suçlu” terimlerdendir. Demokrasiyi mecliste temsil tahakkümüne kapılıp, şairlik yapanlara hayır!

Şairler isyan edin! İsyan edin, isyan edin!