24 Şubat 2017 Cuma
Sıfırla
10 Ocak 2017 Salı
Sabahattin Ali: Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer
Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bir gün Almanların pabucunu yalayan ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik.
Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da kendi cefakeş milletimizdir.
Meğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük.
Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık, han, apartıman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız, bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik.
Bu ne affedilmez suçmuş meğer! Neredeyse, yoldan geçerken mide uşakları arkamızdan bağıracaklar: “Görüyor musun şu haini! İlle de namuslu kalmak istiyor ve ahengimizi bozuyor…”
Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hattâ bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?
Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bereket, zora katlanmasını bilen bu millet de namuslu.
Sabahattin Ali – Ne zor şeymiş26 Aralık 2016 Pazartesi
15 Temmuz 2016 darbesi üzerine…
24 Aralık 2016 Cumartesi
Çöküş
16 Aralık 2016 Cuma
6 Aralık 2016 Salı
İdeolojik kararlılığını unutmayacağız
"Hadi gidelim dostum, öcünü almak için haksızlıkların.
Asi yıldızlar parlasın alnımızda. Yenemezsek ölürüz, ne çıkar."
(Che Guevara)
Fidel baskıcı mı, diktatör mü, yasakçı mıdır? Evet, insanın insanı sömürmesini ülkesinde yasaklamış, insanların eğitim, sağlık gibi temel insani ihtiyaçları parayla satın almalarını ülkesinde yasaklayarak belki de bu yüzden hayatının son saatlerinde adının, portresinin enstitüler, sokaklar, parklar gibi kamu alanlarında kullanılmaması ve büstü ile heykelinin hiçbir zaman dikilmemesi konusunda ısrar etmesi "Size önemsizliği bırakıyorum"la herkese topyekun birer cevap niteliğini taşıyan birisi Fidel..
1 Kasım 2016 Salı
Şairler isyan edin..
Bilinir ki şairlerin hükümdar, büyücü, kutsayıcı, kahin vb. kimlikleri olduğu gibi: anarşist, zampara, iktidar karşıtı ya da işbirlikçisi, korkak ya da deli cesaretine sahip olma gibi özellikleri de elbet olmuştur. Yine içlerinde, diktatörlerin aracını bombalamaya çalışanları da vardır Alexandros Panagoulis gibi: arkadaşını ihbar edende... İspanya İç Savaşı’nda cephede yer alanı da vardır, Franco’nun faşistleri tarafından 38 yaşında öldürülen Federico García Lorca’da, Endülüs’ün raks eden tarafını görenler de.
Birde devletin örtülü ödeneğinden para alan Yahya Kemal’i, Necip Fazıl’ı, Peyami Safa’sı da vardır, ya da Samim Kocagöz’ü cuntacılara ihbar eden ve onu Çiğli Askeri Havaalanı’ndan, elinde telsizle uğurlayan muhbir şairi de vardır, hem de edebiyat dünyasının içinden.
Hakikaten, devlet neden şairlerin arasına istihbarat elemanı göndermiyor artık? Bu elemanlar çok ustalaştı da kendilerini deşifre mi etmiyorlar, yoksa şairler ve şairlik önemsizleşti de, bu nedenle tayini şiire çıkan polis kadroları maaş bordrolarından artık kaldırıldılar mı?
Yoksa kendilerine kıyak emeklilik yasası çıkaran milletvekilleri kendilerine maaş zammı yapınca, unutuldular mı?
Örneğin Haçlı Seferleri’ni örgütlemeye çalışan Lord Byron, örneğin Osmanlı’ya karşı zabit üniformasıyla bir Puşkin… Şöyle söylenebilir belki, üniformalı aydın, sanatçı, şair de çıkabilir / çıkabilmiştir de. Öyle ya Halide Edip’i onbaşı rütbesiyle görebiliyoruz, kınamamız mı gerekir onbaşı rütbesiyle Halide Edip’i, bilemiyorum?
Fakat yine de içinde Mayakovski’nin demir - çelik şiirlerini de görebiliriz ya da Nâzım’ın şiirlerinde koskoca bir Kuvay-i Milliye Destanı’nı ve/ya da proleterlere ithaf edilmiş şiirleri, tıpkı Aragon’un, ikinci emperyalist (paylaşım) savaşı döneminde kendi aşkından söz edenleri eleştirdiği Mutlu Aşk Yoktur şiirini. Ya da Gladkov’un Fabrikasını... Neruda’nın ve Brecht’in anti-militarist tavrını… Ahmed Arif’in Anadolu’sunu…
Sahi şair ne yapar, Ataol Behramoğlu, Nihat Behram, Nevzat Çelik, Yılmaz Odabaşı, Ahmet Telli?
Namık Kemal’in hükümette çekilen restini seveceğiz elbette ama Hilmi Yavuz, İsmet Özel nereye düşebilir durum olarak, iktidarın günahlarına ortak olmak mıdır şair, düşer mi sizce payına?
Bir şairin ırkçılığa yakın yerlerde dolaşması, onun şiirini değersizleştirir mi? Sahi sizinde işinize yarar mı şiir? Şair, sizin içinde değiştirebilir mi bi’şeyleri, yarar mı sizce işe?
Sizi bilemem ama bence şiir: halkların anadilidir, dünyada her şey susturulabilir, baskıya uğrayabilir ama kimsenin gücü yetmez şiire, Kur’an’da yeri vardır bildiğim kadarıyla, isyana sevk eder şiir, dinlenmesin - okunmasın, günahtır diye. Yeterlidir sanırım bu da.
Terimler masum değildir, sermayenin sınırsız tahakkümünün diğer adıdır neo-liberalizm, yani “suçlu” terimlerdendir. Demokrasiyi mecliste temsil tahakkümüne kapılıp, şairlik yapanlara hayır!
Şairler isyan edin! İsyan edin, isyan edin!






