3 Temmuz 2014 Perşembe

Severmişim Meğer - Nâzım Hikmet

İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan sanat merkezi Southbank Center, son 50 yılın en büyük aşk şiirlerini seçmiş. Listede Türkiyeli komünist şair Nâzım Hikmet de var. İşte o şiir:

yıl 62 mart 28
pırağ-berlin tireninde pencerenin yanındayım
akşam oluyor
dumanlı ıslak ovaya akşamın 
yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer
akşamın inişini
yorgun kuşun 
inişine benzetmeyi sevmedim

toprağı severmişim meğer
toprağı sevdim diyebilir mi 
onu bir kez olsun sürmeyen
ben sürmedim
pılatonik biricik sevdam da buymuş meğer

meğer ırmağı severmişim
ister böyle kımıldanmadan aksın 
kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde
doruklarına şatolar 
kondurulmuş avrupa tepelerinin
ister uzasın göz alabildiğine dümdüz
bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek 
sen göremiyeceksin
bilirim ömrümüz beygirinkinden 
azıcık uzun karganınkinden alabildiğine kısa
bilirim benden önce duyulmuş bu keder
benden sonra da duyulacak
benden önce söylenmiş 
bunların hepsi bin kere
benden sonra da söylenecek
gökyüzünü severmişim meğer
kapalı olsun açık olsun
borodino savaş alanında 
andırey’in sırtüstü seyrettiği gökkubbe
hapiste türkçeye çevirdim
iki cildini savaşla barış’ın
kulağıma sesler geliyor
gökkubbeden değil 
meydan yerinden
gardiyanlar birini dövüyor yine

ağaçları severmişim meğer
çırılçıplak kayınlar moskova dolaylarında
predelkino’da kışın çıkarlar 
karşıma alçakgönüllü kibar
kayınlar rus sayılıyor 
kavakları türk saydığımız gibi
izmir’in kavakları
dökülür yaprakları
bize de çakıcı derler
yar fidan boylum
yakarız konakları
ilgaz ormanlarında 
yıl 920 bir 
keten mendil astım bir çam dalına
ucu işlemeli

yolları severmişim meğer
asfaltını da
vera direksiyonda 
moskova’dan kırım’a gidiyoruz koktebel’e
asıl adı göktepe ili
bir kapalı kutuda ikimiz
dünya akıyor 
iki yandan dışarıda dilsiz uzak

hiç kimseyle hiçbir zaman böyle yakın olmadım
eşkıyalar çıktı karşıma
bolu’dan inerken gerede’ye
kırmızı yolda ve yaşım on sekiz
yaylıda canımdan gayrı alacakları 
eşyam da yok
ve on sekizimde
en değersiz eşyamız canımızdır
bunu bir kere daha yazdımdı
çamurlu karanlık sokakta 
bata çıka karagöze gidiyorum 
ramazan gecesi
önde körüklü kaat fener
belki böyle bir şey olmadı
belki bir yerlerde okudum
sekiz yaşında bir oğlanın karagöze gidişini
ramazan gecesi istanbul’da
dedesinin elinden tutup
dedesi fesli ve entarisinin üstüne 
samur yakalı kürkünü giymiş
ve harem ağasının elinde fener
ve benim içim içime sığmıyor sevinçten

çiçekler geldi aklıma her nedense
gelincikler kaktüsler fulyalar
istanbul’da kadıköy’de
fulya tarlasında öptüm marika’yı
ağzı acıbadem kokuyor
yaşım on yedi
kolan vurdu yüreğim 
salıncak bulutlara girdi çıktı
çiçekleri severmişim meğer
üç kırmızı karanfil yolladı bana
hapishaneye yoldaşlar 1948
yıldızları hatırladım
severmişim meğer
ister aşağıdan yukarıya
seyredip onları şaşıp kalayım
ister uçayım yanıbaşlarında

kosmos adamlarına sorularım var
çok daha iri iri mi gördüler yıldızları
kara kadifede koskocaman cevahirler miydiler
turuncuda kayısılar mı
kibirleniyor mu insan 
yıldızlara biraz daha yaklaşınca
renkli fotoğraflarını gördüm 
kosmosun ogonyok dergisinde
kızmayın ama dostlar non figüratif mi desek
soyut mu desek
işte o soydan yağlı boyalara benziyordu
kimisi yani dehşetli figüratif ve somut
insanın yüreği ağzına geliyor karşılarında
sınırsızlığı onlar hasretimizin aklımızın ellerimizin
onlara bakıp düşünebildim
ölümü bile şu kadarcık keder duymadan
kosmosu severmişim meğer

gözümün önüne kar yağışı geliyor
ağır ağır dilsiz kuşbaşısı da buram buram tipisi de
meğer kar yağışını severmişim

güneşi severmişim meğer
şimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bile
güneş istanbul’da da 
kimi kere renkli kartpostallardaki gibi batar
ama onun resmini sen öyle yapmıyacaksın

meğer denizi severmişim
hem de nasıl
ama ayvazofski’nin denizleri bir yana

bulutları severmişim meğer
ister altlarında olayım ister üstlerinde
ister devlere benzesinler ister ak tüylü hayvanlara

ayışığı geliyor aklıma
en aygın baygını en yalancısı en küçük burjuvası
severmişim

yağmuru severmişim meğer
ağ gibi de inse üstüme ve damlayıp dağılsa da
camlarımda yüreğim beni olduğum yerde
bırakır ağlara dolanık ya da bir damlanın içinde
ve çıkar yolculuğa haritada 
çizilmemiş bir memlekete gider
yağmuru severmişim meğer

ama neden birdenbire keşfettim bu sevdaları
pırağ-berlin tireninde yanında pencerenin
altıncı cıgaramı yaktığımdan mı
bir teki ölümdür benim için
moskova’da kalan birilerini düşündüğümden mi geberesiye
saçları saman sarısı kirpikleri mavi

zifiri karanlıkta gidiyor tiren
zifiri karanlığı severmişim meğer
kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften
kıvılcımları severmişim meğer
meğer ne çok şeyi severmişim de
altmışımda farkına vardım bunun
pırağ-berlin tireninde yanında
pencerenin yeryüzünü dönülmez
bir yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek
Nâzım Hikmet
19 Nisan 1962, Moskova

Benzer yazılar:
» Proletaryanın şairi
» Nâzım vesilesiyle 

2 Temmuz 2014 Çarşamba

#unutMADIMAKlımda

Yakanları, onları ak’layanları, yananları seyrederken tekbirler getirenleri, ‘Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun. Yıllar yılı içeride olan vatandaş, içlerinde kaçak olanlar vardı” diyeni en fazla da yananları unutmayın. Ama en çokta camiden çıkıp tekbir sesleriyle insanların yakıldığını asla unutmayın!

Bunca insanın yası, fırtına gibi çöksün üstünüze. #Madımak

18 Haziran 2014 Çarşamba

Evren ve Şahinkaya’ya müebbet verilmiş

Seçim barajı kaldırıldı, zorunlu din dersi bitti. YÖK, HSYK, RTÜK kapatıldı. Sembolik! 'Allah uzun ömür versin', şimdiki muktedir ‘Uzun adamı’ kaç yıl bekleyeceğiz?

3 Nisan 2014 Perşembe

Phyrrus zaferiniz kutlu olsun!

Phyrrus zaferi, yıkıcı büyüklükte kayıplar pahasına kazanılan bir zafer. Kazanan tarafın başka bir zafer kazanamayacak kadar fazla yıprandığı imasını taşır.

Tarih kitaplarında “Phyrrus (Pirus) zaferi” terimi geçer. İsa’dan önce 279’da Epir (kimi kaynaklara göre; Tarentum) Kralı Phyrrus, savaşa tutuştuğu güçlü Roma ordusunu yener. Ama kendisi de ordusunun neredeyse tamamını yitirmiştir. Söylenceye göre Kral Phyrrus, savaşın ardından “Tanrım bir daha bana böyle bir zafer ihsan etme” der.


Sonunda 
Phyrrus, savaşı kazanır ancak 50 filin desteklediği ordusunun tamamını kaybeder. Savaşı kazanmıştır, ama yanında koskoca ordudan arta kalan üç-beş sefilden fazlası kalmamıştır. Bugünlerde AKP yeniden yerel seçimlerden “güçlü” çıktı deniyor ya o yüzden anlatıyorum. 

Oysa AKP’nin bu seçimlerde Türkiye genellemesiyle “%45,6 oy aldı” yaygarasına inanmıyorum. Tıpkı geçmiş dönemlerde her iki kişiden biri AKP’ye oy vermiştir %50 yalanına inanmadığım gibi. 1418 usulsüzlük, 40 il’de elektirik kesintisiyle %45,6 oy almışlarsa az almışlar bile, aksine büyük bir başarısızlık var ortada bence. Düşüncem ise 2014 - 30 Mart seçimlerinde Türkiye ortalaması aldığı oy olsa olsa %35 ile %38 arasıdır. Bu oranlarda er ya da geç bugün değilse de yarın ortaya çıkacak ve dillendirilecektir. Bunu birlikte bekleyip göreceğiz. O yüzden 
Phyrrus zaferinin aslında yenilmeye mahkûm galibiyetleri anlatmak için tarihçilerin kullanıldığı dille anlatmak istedim. Yani bu olaya atfen, tarihte benzer şekilde kazanılan savaşlarda yok değildir.

Peki Kral Phyrrus’a ne olmuştur? Ordusu güçsüz kaldığından sonunda kendisi de fethettiği Sicilya'daki halk tarafından taşlanarak öldürülür. Bizim “büyük patron”u elbette böyle bir son beklemiyor ama bizim de darbe alınca dağılmak gibi bir lüksümüz yok söyleyeyim. 


1418 usulsüzlük, şuana kadar AKP aleyhine tespit edilen 754 tane hile, 40 il’de elektrik kesintisi ama kendine aydın diyen yazar çizer takımı utanmadan ‘demokrasi’den söz edebiliyor ve “yenilginin gerekçesi” olarak adlandırıyor bunları. Aptallar.


Olay o değil ki Reyhanlı ve Gezi direnişinde yitirilen canlarla birlikte sen “iç savaş” çıkartmak için (Suriye’deki terör örgütlerine silah ve lojistik desteği katmıyorum buna, İslamcılara silah yüklü TIR desteğini de, Alo Fatih’leri de) bomba atmaktan, o da olmazsa kendine MİT diyen sefil birkaç elamanını sınır dışına gönderip oradan füze atmaktan söz ediyorsun. Hırsızlığı, rüşveti “bakara makara” olarak gargara yapıp yutmaktan söz ediyorsunuz. O yüzden ortalık aydın aptalından geçilmiyor. Evet şurada hem fikirim bu tepkisizlikleri seçim sonuçlarına ekleyerek şunu söyleyeyim sizler %50’nin içerisindesiniz, gerici şefinizin miting alanlarında küçümsediği, aşağıladığı hatta aptal yerine koyduğu ve "Oy pusulalarında 10. sırada AK Parti'nin amblemi var. Evet mührünü nereye vuruyoruz? Sakın yazmak yok, çizmek yok, aman dikkat" dediği ahmak ve hırsız bir topluluksunuz. 


Bu yüzden %50’niz kambur, kirli, yaralı ve asalak. 


Şimdiden lanetli zaferiniz kutlu olsun..

12 Mart 2014 Çarşamba

Işıklar içinde...

Rabia için gözyaşı döküp, Berkin'e sahip çıkmayan adam onursuz adamdır.

Hesabı sorulacak!

15 Şubat 2014 Cumartesi

Yerseniz: Durmak yok, Kabataş yalanına devam...

Kabataş’ta Tayyip’in üzerine işediler dediği “başörtlü bacısı” Zehra Develioğlu görüntülere bakınca aslında eş mağduru olduğunu düşündüm nedense, zaten kocası “orantısız” bir şekilde Zehracığı bekletmesiydi Tayyip’in nikah şahidi olduğu Zehracığı tanıyamacaktık. Acaba nikahtan sonra toplu mu işediler bunlar "başörtülü bacıları"na da bu kadar aymazlık, bu kadar malzeme oldular, bunun bir sonu olmalı ama bunlar oldukça haz alıyorlar anlaşılan bu tür işlerden. Hani iddia sahipleri iddiasını ispatlamakla mükellefti.

Biliyoruz ki o görüntüler elinizde olsaydı çoktan sinema salonlarında, ellerindeki mevcut kanallardan 7/24 saat yayın yapar, bilbordlarda afişe ederdiniz bu durumu.

Öyle ya Zehra Develioğlu “kimseye ispatlamak gibi bir derdim yok” buyurmuş, artık yalanını itiraf etmiş oluyor, o yüzden bizce susup rezilliğiyle otursunlar evlerinde. Tayyip’te “hukukta bir kaide vardır: müddei iddiasını ispatla mükelleftir" diye nutuk atıyordu. Öyleyse gerici partinin şefi “iddiasını ispatlasın”, ama o da yok. Öyle görünüyor ki iktidarda kalmak için ülkeyi yakmaya hazır ve kararlı gibi görünüyor.

Kabataş’ta türbanlı kadına taciz iddiası, görüntülerin ardından doktor raporuyla da yalanlandı ama Erdoğan halen çemkirmeye devam ediyor. Şöyle demiş: “adli raporu nerenize koyacaksınız” ve "tarif affetmeyecek" gibi kelimeler gevelemiş, öyleyse anlayacakları dilde yazmak gerek. Şimdi biz soralım bu görüntüleri nerenize koyacaksınız? Öyle ya yalanlarınız tek tek ifşa oluyor.

Son olarak tarihin kimi affetmeyeceğini, kimi boğacağını göreceğiz, yetersiz *zevat!
*Zevat: Argoya kaydığında cibiliyetsiz kitle iması taşıyan kelime, "gavat" yerine de kullanabilirsiniz. Bu saatten sonra böyle.

4 Şubat 2014 Salı

Paralel tosuncuk

Erdoğan’a Gezi’yi soruyorlar o Hamburg olaylarından söz ediyor. Hamburg olaylarında bütün halk katmanları var mıydı, aileler çocuklarıyla sokağa çıkmışlar mıydı? En önemlisi Hamburg polisi “Hamburg eylemleri”nde kaç tane eylemciyi öldürdü, kaç bin tanesini yaraladı, sakat bırakdı? 

Mezhepçi ve faşist damarınız kabardığında “Dış mihrak” dediğiniz ülkelerde, ekonomik kriz gelince ülkenin en önemli ticari ortağı olduğunu hatırlar durursunuz. Bu kaçıncı şamar?