Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2012 Cuma

Sabahattin Ali kitapları üzerine

Şimdi size bir kayboluştan söz etmek istiyorum, yani Sabahattin Ali olayından. 

İlk kez, 1931 yılında, bir ihbar sonucu Türkiye Komünist Partisi (TKP) ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle tutuklanmıştı. Neyse ki üç ay sonra beraat etmiş, ertesi yıl Konya’ya tayin olmuştu. Ünlü romanı Kuyucaklı Yusuf’u ilk kez burada, Yeni Anadolu gazetesinde tefrika etmeye başlanmıştı. 1932’de, biri (Cemal Kutay olduğu söylenir) ‘Gazi’ye hakaret eden bir şiiri dost meclisinde birden çok kez okuduğunu’ ihbar etmiştir. Yeniden tutuklanır. Halbuki iki yıl önce yazdığı ‘Memleketten Haber’, bir zamanlar Sivas’ta yaşanmış bir Bektaş-î olayını anlatan şiirin sözcüklerinin değiştirilmesiyle oluşturulmuş bir şiirdi ve içinde Mustafa Kemal adı geçmiyordu. Ama savunması inandırıcı bulunmadı, çünkü ‘sicili’ ortadaydı!


Tarihçi Ayşe Hür böyle der…

“Mahkemede gösterdiği şahitlerin dinlenmesine gerek olmadığına karar verildi. Bir süre sonra dava gizli celsede görülmeye başladı. Cezası 12 ay hapis olarak açıklanmış, temyizden sonra 14 aya çıkarılarak gözdağı verilmişti. Dört ay Konya’da, altı ay Sinop’ta hapis yattı. 29 Ekim 1933’de Cumhuriyet’in 10. yılı şerefine cezasının bitmesine bir ay kala özgürlüğüne kavuştu. Sinop cezaevinin en popüler mirası “Başın öne eğilmesin, aldırma gönül aldırma’ diye başlayan şiiriydi. En ufak bir eleştiriye tahammül edemeyen Tek Parti rejiminin bu ‘damgalı’ adamı, şiir, hikâye ve romanlarıyla, Türk edebiyatının köşe taşlarından biri olan Sabahattin Ali’ydi.”

Benim Sabahattin Ali hakkında elle tutulur bilgim 1992 baskısı olan Çınar Yayınları’ndan Asım Bezirci’nin kitabıyla oldu. Hakikaten etkileyici bir kitaptı, (meraklısı için, kitap daha sonra 2013 yılında Evrensel Basım Yayın tarafından da basılmış.) 

İşte yıllar sonra yeniden Sabahattin Ali üzerine okuma isteği duydum, zaten Sabahattin Ali üzerine yukarıda andığım Asım Bezirci’nin yapıtı dışında da bir kitap yok bildiğim, varsa da ben bilmiyorum.

Fakat bu failli meçhul ‘devlet’ cinayetin üzerine duran ve bunu yıllarca araştıran bir kitap yayımlandı. Birinci basım Kemal Bayram imzalı “Sabahattin Ali Olayı” (Derin Devletin Faili Malum Cinayeti) başlıklı Eylül 1978 Ankara’da Yenigün Yayınları tarafından yapıldı. Kemal Bayram 1976 yılında başladığı bu çalışmada gazeteciliğin ötesinde de öte büyük bir özveri göstermiş. İşte bu kitap 2012 baskısıyla Tanyeri Kitap’tan yeniden yayımlandı. Alev Çukurçavaklı babası Kemal Bayram’ın bu yapıtının da devamı niteliğinde olan “Sabahattin Ali Olayı 2” (Derin Devletin Şifresini Gizleyen Cinayet) adıyla ikinci kitabını 2012 Mayıs’ında yayımlamış.

Aslında yazarın kitabı 1978 yılında yayımlanan ve yine kendi emekleriyle 2012 yılında tekrar baskısı yapılan kitabın devamını yapmama düşüncesiyle başlamış olsa da, kitap başlı başına zamanın sorumluluğuna dayanıyor ve buna yöneliyor. Yani olması gerektiği gibi.

Öyle ya tıpkı Osmanlı’nın faili meçhul cinayetleri gibi cumhuriyet döneminin ilk aydın cinayetlerinden biri duruyor karşımızda: Sabahattin Ali olayı.

Yazarında belirttiği gibi Aksoy, Üçok, İpekçi, Mumcu, Hablemitoğlu vb. diğer cinayetler gibi. Hatta Turan Dursun cinayetini de eklememiz gerekir buna, zira bir sır perdesinin yüzümüzde ve yüreğimizde gelecek kuşaklara vurması vardır.

Şimdilik bu kadar, ülkemizin ve insanlığın geleceği uğruna yaşamlarını harcayan bu ‘koca’ yürekleri, hayranlıkla, sevgiyle ve saygıyla bir kez daha anmak bizlere düşüyor.

Ama...

Hepimizin inanın eksiği de var, o da: kavgasını verememek. Bunun bilinmesini istememek.

Kitap bu yüzden ciddi bir iddiayı da kendi içinde barındırıyor. O iddia da Aziz Nesin’in kendisine “Ben gizli teşkilattanım, Milli Emniyet’teyim” dediğini ve arkadaşı, Türkiye Sosyalist Partisi kurucularından Esat Adil’in bu durumdan haber olduğunu iddia etmesi...

Alıp okuyun derim.

Şimdilik Kemal Bayram’ın bütün birikimini feda ederek kaleme aldığı ve oğlu Alev Çukurçavaklı’nın devam etiği Sabahattin Ali Olayı adlı (2. Cilt) yapıtlarını kitaplığıma özenle yerleştirmekle başladım.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Mahir: 'Tarih yazmıştır'

Mahir, (On’ların Öyküsü) kitabını bundan 6 yıl önce almıştım, kitaplığımda Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya kitaplarının tam da ortasında yer alması gereken bir isim ve hayat olduğu için özenle edinmiştim.. O zaman ki baskısı Ozan Yayıncılık tarafından yine Turhan Feyizoğlu’nun kaleminden yansımıştı, objektif resimler, yana yatmayan doğru cümlelerle.

Bu yeterliydi de, ta ki Ozan Yayıncılık tarafından ilk baskısı olan kitabı kuzenime isteyip verinceye kadar, kitap önemlidir bende, yerinde durması gerekir düşüncesini taşıdığım için, kuzenim kitabı okumak isteyip - alınca bir daha geri istememe ihtiyacı duydum. Duymamanın sebebiyse utanma duygusundadır. Netice istemedim… Okusun evine gelenler görsün, çocukları öğrensin Mahir’i.. Hediyemdir, bilmiyor kendisi, hatıram olsun!

Kitaplığımda yer alsın diye gidip yenisini aldım. Öyle öğrendim Turhan Feyizoğlu (yanılmıyorsam) telif haklarını Alfa’ya vermiş, eski yeni bütün yapıtları şuan Alfa kitap tarafından yayımlanıyor. Ne diyeyim hayırlı olsun, zira yeni kitap görsellik açısından da daha yalın, net ve sade olmuş. Mahir’i bilmeyen adam için al benisi de var. Bence öyle…

Turhan Feyizoğlu’nun Alfa Yayınları’ndan çıkan kitabını yeni alırken not etmişim: Ağustos 2011 diye, sevdiğim bir yapıt. Sağ olsun, yazarın emeğine sağlık. Alın okuyun derim. Mahir’i tanıyın. Hani şu hepimizin siper yoldaşı olan, kimsenin üzerine basmadan yükselen ismi.

Öğreticidir, anlamlıdır…

Şimdiden söyleyeyim: Mahir (!) Deniz’dir, İbrahim’dir…

Okuyunca göreceksiniz. .