12 Ocak 2012 Perşembe

Terörist yazı...

Bugünün seçilmişleri adeta kutsal ve dokunulmaz noktasına taşındılar. Evet, seçilmişler kabul ediyorum ama tanımıyorum. Zaten kabul etmekte tanıma anlamına gelmez bana göre. Öyle ya Hitler’i de Avrupa kabul etmişti ama o günün sosyalistleri tıpkı bugünün sosyalistleri gibi tanımadı. Evet, günümüz iktidarını da % 50’lilik bir seçmen seçmiş olabilir, neticesinde seçmesine seçti de bunun belirleyicisi, kıstasları ve unsurları görüngüleriyle birlikte yok muydu? Vardır elbette, örneğin büyük müttefik Amerika ve kendine bi’türlü çeki düzen vermeyen demokrasinin 4. kuvveti olan şu ne i-düğü belirsiz medya!

Fakat bu ülkede bilinir ki, 50’nin üzerinde irili / ufaklı parti var ama biz nedense hep sermaye partileri arasında gidip geliyoruz, geçmişte de bu böyleydi şimdi de. Bugünkü partilerden biri CHP, diğeri AKP!

Ne demokrasiymiş...

Öyle ya muhalefette hep seçilmiş oluyor, iktidarda... Kazananlar ve kaybedenler de belli.

Örneğin AKP! Tayyip ve şürekâsı birer papağan gibi ezber bir şekilde iktidara geldiği günden bugüne bunun propagandasını yapıyor, ‘Milli iradeye saygı’ teraneleri eşliğinde.

Şöyle ki, şu burjuva medyanın liberal unsurları ve yine AKP’nin gücünden dolayı tuz deme her şeye hemen hıyar misali gibi ortalığa atlayan cemaatçi ve gerici sözde basın yok mu(?) hani geçmiş dönem belki hatırlamaya bilirsiniz(?), savcılar AKP hakkında dava açmış ve ‘Laikliğe karşı faaliyetlerin odağı’ olmakla mı suçlamıştı, yine aynı tepkiyi sunmuştu medyamız. Yargı CHP’nin arka bahçesi gibi mi davranıyordu? Bu gazetelerde hep bir ağızdan aynı başlıklar, aynı puntolar kocaman birer bir ‘Evettt.’ Bunlar hiç mi düşün(e)mez, yargı nasıl olur da yüzde bilmem kaç oy almış bir parti hakkında bu türden girişimlerde bulunabilirdi değil mi?

Kılıçdaroğlu yargıya müdahale ediyormuş, hemen hakkında bir fezleke. İlker Başbuğ mu alındı, Tayyip efendi açıklama yapıyor: ‘Mesai arkadaşımdı, tutuksuz yargılanması arzumuzdur’, Yaşar Büyükanıt neyindi peki(?), Dolmabahçe’de hangi sıfatla gizli konuştun diye sorulması gerekirken, bizimkisi mesai arkadaşlığından söz ediyor… Ve bu yargıya müdahale olmuyor… Seçilmişlerin demokrasisi böyle bir şey sanırım…

Oysa ta 25 Şubat 2010’de Başbuğ, Gül ve Erdoğan arasındaki görüşmeden dolayı şöyle yazmıştım

***
Nazlı Ilıcak’tan neyim eksik o da Oda TV davası konusunda kehanette bulunmuş ve tarih bile vermiş: 23 Ocak’ta önemli tahliyeler olacakmış. Müyesser Yıldız, Ahmet Şık ve Nedim Şener'in de olduğu gazeteciler, (pardon teröristler) özgürlüklerine kavuşacakmış.

Bak sen, Samanyolu’na rakip çıkıyor.

 ***
Maalesef ki şimdi yaşamın her alanında Nazlı Ilıcak gibileri var artık, siz yeter ki yandaş basını okuyup yandaş televizyonları veya piyasadan parsa kapmak isteyen(!) merkez medyayı izleyin!

Hepsinde bir ermişlik mevcut, örneğin Samanyolu gibi televizyonları izlerken (ki yaşadığım alanda TV kanalında, bu vb. kanalları sileli oluyor bir üç dört yıl) Ergenekon, Balyoz, Oda TV davalarında kimin tutuklanıp, kimin tutuklanmayacağını, kimin tahliye olacağını, kimin tutukluluk hallerinin devam edeceğini, kimin serbest kalacağına kadar her türlü ayrıntıyı biliyorlar.

Sanırım bir İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’i es geçmişler, görülmekte olan ‘Ergenekon davası’nda, savunma yaptığı için 5 ayrı davadan dolayı, toplam 16 yıl, 7 ay, 28 gün hapis cezası verilmiş… Yine aynı nedenlerle açılan ve devam etmekte olan diğer 6 davadan da 14 yıldan 26 yıla kadar hapis cezası daha isteniyormuş. Yani, savunma yapmanın bedeli, şimdilik 40 yıl hapis! İleride bunun kaç yıla çıkacağı belli değil. Dur hele değil mi(?), adamı Ergenekon’un 2. numaralısı olarak almışsın, oradan vereceğin cezalar var, onları yaşı 70’ine gelmiş adamın hangi ömrüne sığdıracaksın, değil mi?

Sanırım yukarıda bi'yerlerde öngörüden söz etmiştim, şimdi Tayyip mesai arkadaşı için fantezisinden ‘Arzusu’ndan söz ediyor, alın işte Başbuğ’da yırttı mı, o da dışarıda demektir. İddia ediyorum o da çıkacak, hatta kamuoyunun tepkisini dindirmek için Büyükanıt’ı da alacaklar, alsınlar.

Kıçı milyon Tayyip’in hediye ettiği $’lık Audi dışında biraz da nezaret görsün.

Sonra şu Cumhur-u Reis, o da bir problem… Geri kalmayacak ya hemen atlıyor o da ‘Başbakanın söylediklerini destekliyorum’ daha o söylemeden hazır bir şekilde başbakanın her söylediğine atlıyorsan sen kimsin, niye oradasın diye sormazlar mı adama, elbette burada adamdan söz ediyoruz. Fakat seçilmiş ya bu baylar, demokrasi tıkırında hele ekonomi büyük bir büyüme içerisinde. Biber ve domatesin pazar fiyatıyla ekonomiyi dizginliyorlar. Öyle bir büyüme ki 3. köprü ihalesine Türkiye’ye ve AKP iktidarına güvenmediği için kimse ihaleye bile giremiyor, girenlerde teklif vermeden çekiliyor. Tayyip’te sözde büyüyen ekonomiyi kapatmak için, bana para bulun diye çemkiriyor danışmanlarına.

Ne diyelim ki artık Yiğit Bulut ekonomiden sorumlu başdanışman da olacakmış kendisine, bu görevi de hak etmişti(r). Ee, dili aşındı ya yalamaktan, ses etmeyin deyip tepki gösterenlere, hakkıdır o makam diyorum. Ayrıca bence Yiğit Bulut dilbilim konusunda da danışman olmalıdır. Dili kuvvetli çünkü kim bilir, belki işe yarar!

***
Sonra şu demokrasi meselesi, ulan ne demokrasiymiş Seda Sayan’ın ve Hülya Avşar’ın etek altını gözetleyip frikik verdiğinden söz eden ve sanki bir haber değeri varmış gibi bunu yazanlar yukarıdaki Perinçek haberini görmezlikten gelebiliyor.

Hani söyleseler ya ‘İleri demokrasi’nin geldiği saçma sapan kaydettiği aşamayı. ‘İleri demokrasi’nin Ergenekon’dan sonra Devrimci Karargâh ve KCK davaları üzerinden yürüttüğü demokrasinin tasfiye aramalarından… Fakat hayır, o dil başka bir şey için lazım…

***
Bir kez daha dillendirelim: umutluyuz.

Onlar iyi gidiyorlar, bizde öyle. Öyle de olmak zorunda, işte umudumuz burada saklı.

Üretim ilişkileri kendi üniversitesini, kendi kültürünü, kendi iktidarını, kendi öğrencisini üretiyor. Bu sebeple, üretim ilişkisini değiştirmek için mücadele eden sosyalist / solcular hepsi için bir tehdit ve tehlike durumunda. En mutlu günlerini yaşayan liberal, mütedeyyin dindar gençler, liseli eşkıyalar, vakıf üniversitesi yönetim kurulu başkanları vb.leri…

Bu ülkede terörist olmak farzdır, olmadı örgütlü olmak caizdir. En büyük mutlulukta (legal-illegal) ‘Komünist’ bir partiye üye olmaktır.

6. Filo’nun işgalci Amerikan denizcilerini Deniz Gezmiş ve yoldaşları Dolmabahçe’de denize nasıl döktüyse, günümüz emperyalistler ve uşakları gibi, AKP’yi de yıkmak ve dökecek bir deniz bulmak boynumuzun borcudur.

Yıkılmalıdırlar, yıkacağız!
Okuyucunun bilgisine: Malum şuan yasal olarak bir TKP mevcut hatta takip edenlerde bilir ki, Samanyolu kadar olmasa da hakikaten doğru ve güçlü analizleri de var. Fakat Ürün Sosyalist Dergisi bunu yetersiz bulmuş olacak ki, ‘TKP legal olamaz, illegal olmalıdır’ diyenlere inat birazda kendi söylevlerinden uzaklaşarak ‘Suphi'den Bilen'e gelenek yaşıyor girişimi’ olarak uzun süredir üzerinde çalıştığı birer sonuç bildirisi ve program tüzüğü oluşturmuş durumda. Bu bildiri ve program tarihi Kasım 2011 tarihli. Daha önce Devrimci Halkın Birliği'nde ve FKBC’de yayımlandı. Hazır ‘Seçilmişler’den söz ederken geçte olsa bu bilgiyi paylaşmak istedim. Önemli buluyorum ama heyecanlanmıyorum, Suphi'den Bilen'e gelenek yaşıyor girişimi yasal bir ikinci TKP’yi kurma aşamasında...

Hiç yorum yok: