30 Ekim 2011 Pazar

Hümanizm diyorum: bunları da sevmeyi gerektiriyorsa…


Bu yakınlarda bir programda Cüneyt Özdemir'in konuğu olan Acun Ilıcalı’ya sorular sormuş Özdemir, o da açıklamalarda bulunmuş konu şu, malum Okan Bayülgen programlarından birinde, Ilıcalı’yı eleştirmiş, Ilıcalı’da Özdemir’in programıda cevaplamış: "Başbakanın annesinden dolayı TV programı yapmıyordun da yapımcılığını üstlendiğin programları topyekûn neden iptal ettin(?), Çukurça’da 24 şehit var ama başbakanın annesinden dolayı gösterdiğin hassasiyeti, 24 asker için göstermedin, riyakârsın" serzenişisin de bulunmuş, haklıdır çeyrek yıldır akıllanmadık şu emperyal politikalar karşısında, en son örneği ise Libya’da Kaddafi işte, adamı Allah-u Ekber diye yine Allah adına psikopatlaşanların liderlerini linç ederken gördük, gördüklerin(m)iz inanın Müslümanlardı.

İddia ediyorum Hz. Muhammed döneminde böyle bir şey olmamıştır, bu saçmalığın Tanrı katında bile yeri yok. Söylenen dinde de geçerliyse ve o dinin peygamberi de eğer iddia edildiği gibi normalse şu yaşadığımız her şeyde normaldir. Bu durumların normalliğinden söz edenler, bu a-normallik karşısında bana hak vermelidirler. Çünkü dünya Tanrı’nın kelamı üzerine kurulu olup, her şey rutin ve normalinde gitmektedir.

Düşünün işte hayatımızdaki normallikleri?

Acun Ilıcalı, Ali Ağaoğlu, Tayyip Erdoğan vs. diğerleri...

Örneğin Ali Ağaoğlu denen adam Van depreminden sonra ucu bucu yarın - bugün kendisine dokunur diye şimdiden kendini sağlama almak adına yıllar önce İstanbul için müteahhitlik – mimarlık üzerine methiyeler dizdiği röportajları unutup, Tayyip Erdoğan’dan sonra, o da sarılmış kaleme kâğıda açıklama yapma gereği duyurmuş, “Başbakanımızın söylediği (hatta söyleyemediği) her şeye şimdiden katılıyorum… Kendisi haklıdır efendim” nidalarında bulunmuş…

Sanki Marmara’da deprem olursa “yüzde 70’ni inşaat / konut bölgesi görüyorum, geçmişte yapılan konutlarda deniz kumu kullandık, demiri de hurdacılardan aldık, olası bir Marmara depreminde İstanbul’da ölen her kişiyi şanslı görüyorum” diyen kendisi değilmiş gibi pişkince açıklamalar yapmış… Hakkımızdır, yeriz. Çünkü AKP’nin Devlet-i Aliye’sinin kişisel hesaplarının iç düzümü düşmüştür şuncacık şeyle yüzümüze, mutluyuz!

Van’dakiler dâhil daha dün Erzincan ve Marmara (ki her ikisini de yaşamış biri olarak) depremi bizlere, yani şu fani insanlara ders olmamış gibi önlemsiz yaşıyoruz ya en çokta bu dokunuyor. Japonya’da deprem olduğunda dışarıda olanlar evlerinin güvenliğinden dolayı evine kaçarken, bizde ise tersi bir durum yaşanıyor.

Bu durum Japonya’da, Tayvan’da başka bir şekilde yaşanırken, bizde de Tayyip efendi Arap ülkelerini kalkındıracak diye harıl harıl Amerika’nın iç güdüleriyle hareket ederken dönüp biraz da Anadolu’ya çevirseydi şu mübarek yüzünü 10 yıllık saltanatı içerisinde, sorun yoktu ama şimdi var, adamların resmen ve açıkça duble döşediği deprem vergilerinden mi söz edeyim yoksa şuan Fethullah kliğinin ortalıkta iktidara akıl veren ve Kürtlerin kökünü kurutun diyen (haberiniz yok değil mi, bu yakınlarda bir video paylaşmış Feto diyor ki vurun kırın, iktidar utanmasın uluslararası gizli servislerden de yardım talep edin) beddualı sözlerinden mi söz edeyim? Ne diyelim yine de hakkımızdır, Allah devletimize zeval vermesin. AKP’yi hak ediyoruz.

Şimdi değişim üzerine bir şeyler yazmaya çalışıyorum da olmuyor, aslında olurda kendimi zorlamıyorum bu kadar hergeleye karşı. Neyse.

Konun başına döneyim: Acun Ilıcalı başbakanın annesi vefat ettiğinde taziye ziyaretine gitmiş, Acun da, "Başbakanımız beni çok sever, ben de Başbakanımızı çok severim. Çok görüşmeyiz. Ama Başbakınımız'la görüştüğümüz zaman ikimizin de gözleri parlıyor. Sarılıyoruz, muhabbet ediyoruz. Senede bir kaç kez görüşürüz. Bir abi gözüyle gördüğüm (başkası hangi gözle bakıyorsa) birisi açıkçası. Benim hiç bir partiyle bağlantım yok. İlişkim yok. Bana sordular kime oy verdin diye? Ben de söyledim. Yalan mı söyleyeyim. AK Parti'ye oy verdim. Ben istikrara oy verdim. Oy vermem lazım. Ben istikrara, başarıya oy verdim" demiş, 5 yıl içinde 5 bin dolar serveti olan birisinin AKP'ye oy verdim demesi normaldir. AKP’nin istikrarı, kendisinin de istikrarıdır… E, bu en çokta kişilik ve ahlak meselesidir, zira açlık sınırı 1500 tefecinin mali durumuyla iliştiriliyorsa sormak lazım: mutlu musun Acun, mutlu musun %50?

İstikrar eğer Van depreminde iktidarın çıkmazları ve yandaşlarının bağnazlığıysa gerçekten ortada bir başarı var. Düşünün bu ülkede Kürtçe dışında başka dil bilmeyen ve Kürtçe ağıt yakan Kürt kadınına sen neden Kürtçe yerine Türkçe ağıt yakmıyorsun diyen bir saçmalığı kabul etmiyorum. Bunu yıllarca ezan ve Kur’an üzerinden Arap Suni geleneğinden beslenenlerden gördük. Tanrı sanki Arapça dışında başka bir dil bilmiyormuş gibi bizlere aptal muamelesi yaptılar…

Zira kendini “ilahiyatçı” olarak tanımlayan birçok kişi mesleğinin tanımını bilmeden “efendim ben şu üniversitenin ilahiyatçısıyım” diyerek ve TV kanallarında fink atarken, inandığı Allah kavramını ister istemez bir cisme, eşyaya benzeterek örnekler veriyordu. Bu yüzden hep merak etmişimdir, ilahiyatçılık bir meslek ise, Tanrı’nın kelamı kutsal bir söz (Kur’an) ise, bu iki her olgununda bir pazarı mı var? İlahiyatçı Allah’ı anlattığı için, Allah’a inanlarda Allah’ın kutsal kitabına inandığı için bu değerlerlerden dolayı para mı vermeli?

Kur’an satılıyor mu? Satılıyor!

İlahiyatçısı, hacısı, hocası dini anlattığı için TV programları yapıp dudak uçuklatan rakamlar alıyorlar mı? Alıyorlar!

İşte aklımın almadığı da bu, yani mülkün sahibi Allah’tır diyeceksin ama bir yandan da Allah üzerinden cebini dolduracaksın… Örneğin Cüppeli Ahmet denen dümbük, biliyorsunuz bir TV’de program yapıyor, evimde TV yok, TV seyretmem ama TV’den de eksik olmam bu ne biçim çelişkidir anlam veremiyor, herkesi aptal mı sanıyorlar bilemiyorum ama bu tipler ile ilgili haber başlıklarının altına pek çok övücü kelime düşüyor, buda insanı düşündürüyor..

Öyle ki bu aymazlıkları utanmadan hadislerle besleyenler bile mevcut. Sanki Hz. Muhammed peygamber olduğu dönemde Tanrı’dan para mı alıyormuş gibi bir hava şimdi ki zamanda? Geçmişte de olduğu gibi yarın bunun için Hz. Muhammed’in döneminde olmayan hadislere bir hadis daha ekleme durumları yaygındır, özelikle de Zaman ve Akit gibi yalan ve yandaş orospu çocuklarının gazetecilik tiyneyiti - zihniyeti buna çok uygundur, ellerine geçmesin bugüne kalsa inanın Hz. Ömer'den, Osman'a kadar buldukları bütün fosilleri satarlar, bundan bile bir pazar oluştururlar. Kur’an’ı öyle bir anlatıyorlar ki, maşallah hadisler babalarının malı gibi. Ebu Cehil ve Ebu Leheb'in tarlalarını da sulayan Fethullah Gülen değil midir günümüzde? Neticede her şey sevabına ne var ki bunda(?)...

Öyle ya Muhammed döneminde ki hadis sayısının günümüzde 1,5 milyon olması gayet normal. Demek ki iktidar gibi Ehli Sünnet olmak gerekiyor, aşırı gittiğimi kabul eden okuyucuya da söylemek isterim: gidin Bülent Arınç'ın milletvekili maaşlarının yüksek olmasını nasıl savunduğu ve hadisleri de nasıl kaynak gösterdiğine bir bakın(?) derim!

***
Şimdi liberalleri düşünüyorum da, aklımın bir kenarına düştüler yine, bu kadar çelişki içinde yaşayan bir topluluk doktrini – ideolojisi olmayan küçük bir zümre şuan bir seçim olsa ve var olan TKP (Türkiye Komünist Partisi)’nin kazaren iktidar olduğu varsayımını düşünüyor mudur benim onları düşündüğüm gibi, bilemiyorum. Yoksa bu adamlar bugün AKP iktidar olduğu için iktidara yaranmak adına “benim dedemde AKP’li” diyen zihniyettin bir yansıması mıdır, onu da bilemiyorum.

Neyse uzatmayayım: Acun Ilıcalı denen adam 5 yıl içerinde 5 bin Amerikan $ servet ediniyorsa, Ali Ağaoğlu denen kişilik limuzin ve manken koleksiyonu yapabiliyorsa bu ülke çoktan batmıştır.

Malumdur, birinci (1) cumhuriyet Kemalist cumhuriyetti ve bu Amerikan emperyalizmi ve de yerli işbirlikçiler tarafından tasfiye edilmiştir, kabulümüzdür, ikinci (2) cumhuriyet imamın ordusunun cumhuriyettir, fakat üçüncü (3) cumhuriyet mutlaka ve mutlak sosyalist cumhuriyet olacaktır.

Allah kolektivizmden yanadır, Elhamdüllah buna inancımız da tamdır...

Anlamayanlar için söylüyorum laiklik ilkesini Kemalist rejimine bağlayan şovenist Kürt ve Türk ırkçılığı histerisine kapılanlar okusun diyorum, din ile siyaset ayrımının farkına varmayan gerizekâlılara duyurulur. Yaşasın sosyalizm derken Allah-u Ekber naralarına sarılıp Allah adına psikopatlık yapılmaz. G. H. Kılıçarslan’ın BirGün Pazar'da yayımlanan “Allah’ın sopası yok” başlıklı yazısındaki şu son cümlelerle bitireyim: 17 Ağustos depremine 28 Şubat'ın intikamı, Erciş depremine 24 askerin intikamı diyenler en kibar ifadeyle putperesttir. İlk insanların her doğal olaydan Tanrı üretmelerinden bir farkı yoktur. Kâfirdir onlar. Bir insan inandığı Tanrı’yı kendi emellerine taraf ve alet ediyorsa o Tanrı’nın helvadan farkı yoktur. Yersin ve yenisini yaparsın.

***
Hümanizm diyorum: bunları da sevmeyi gerektiriyorsa(?) biz o felsefeyi yanlış biliyoruz. Çünkü felsefe kendi içinde ne Sokrat'ı, ne Aristoletes'i, ne Descartes'i ne, Kant'ı ve ne de Politzer'i ve Platon'u buna ikna edebilir... Bu filozoflarla hayatı sorgulama ve hayatı sevme biçimimiz aynıdır, bu filozofları savunanlarla aynı yere düşmemiz gerekmektedir... İşte demokrasiye sığınan ahlaksızların baş tacı yine de hümanizmdir, buradaki hümanizm insanlık materyalinden uzak eşyaya taban bir materyalizmdir. Yani Van’da Yunus için değil de Türkiye’de kırılan her banka camı için ana akım medya ve sermayenin içinin yanacağını, şiddete karşı hepsinin pür hümanist olacağını biliyoruz. Bu hümanizmi reddediyorum...

İktidar için el pençe divan duran medya halkların gerçekliğinden habersiz, insanlıktan uzak, insan doğasını, şiddeti içinde bulunduğu koşullardan bağımsız yorumlayan sonsuz/zamansız, özcü ve dolayısıyla mümin “sağcı” her kanaat belirleme aracına karşı tarihselcilerin her zaman cevabı menkul bir sorusu vardır biliyoruz; Sokrates'in baldıran zehri içtiği gibidir durumum(uz) ve soruyoruz, sorumuz baldıran zehriyle eşdeğerdir: çakmağı olan var mı?

1 yorum:

nehiro dedi ki...

benim var:))
"şiirlerinde küfür etme diyorlar, usulsüz. Lan bu kadar orospu çocuğunu nasıl anlatayım küfürsüz" demiş ya can yücel işte ondan....dostum...
ve son olarak da tevfik fikret'ten...
"Köhne bir tılsımlı yalandır asâ.
İnsanın böyle sapıklıkları var:
Putunu kendi yapar, kendi tapar..."
dostlukla....