13 Aralık 2009 Pazar

Erdal Eren

Erdal Eren, 12 Eylül Darbesi öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü iddiasıyla tutuklanmış ve 13 Aralık 1980 tarihinde asılarak idam edilmiş olan TDKP üyesidir.18 yaşını doldurmayanlar reşit sayılmadığından, dönemin hükümeti yaşını büyüterek idam edilmesine karar verdi. ODTÜ’lü Sinan Suner’in 1980’de öldürülmesini protesto etmek için düzenlenen gösteride Erdal Eren de göstericiler arasındaydı. Göstericiler ve kolluk güçleri arasında çıkan arbedede er Zekeriya Önge yaşamını yitirdi; Erdal Eren’le birlikte 24 kişi gözaltına alındı. Eren, Zekeriya Önge’yi öldürmek suçundan tutuklandı. 2 Şubat’ta gözaltına alınan Erdal Eren, hızlı bir yargılama sürecinin ardından, 19 Mart 1980’de (gözaltına alındıktan 46 gün sonra) idama mahkûm edildi. Erdal Eren’in henüz 16 yaşında olması, avukatlarının sundukları deliller ve tanıkların ifadeleri kararın uygulanmasını engelleyemedi.

12 Eylül cuntasının karanlığında yaşı 17’den 18’e mahkeme kararıyla büyütülerek idam edilen liseli bir gençtir Erdal Eren. O kahraman değildir, olması da gerekmez. Suçlu mu, suçsuz mu bu da o kadar önemli değil, (gerçi buz gibi ortadır bilirkişi raporunda Erdal’ın suçsuzluğu) devletin dişlerini ne kadar sivriltebileceğini gösteriyor bize. İdamın ne kadar olağanlaşabildiğini... Ve diyor ki insanlar çocuklarına: sakın ha! Aman oğlum / kızım bak biliyorum bu düzen kötüdür; ama sakın ha! Sen dersine çalış, oku. İleride düşün bunları. Bir Erdal Eren vardı, yaşını mahkeme kararıyla büyütüp idam ettiler, Allah korusun. .

Tahtaya vurmayın ablalar ağabeyler. Taşlara kafalarınızı vurun. Sustu herkes, tüm gençler sustu. Hiçbir şey yok dillerde, sevinç yok dillerde veya umutla söylenen sözler... Önümüzdeki maça bakacağız diyor insanlar. Diğerlerini geçmek için daha çok çalışacağım, üç dil öğreneceğim, çift master yapacağım diyor. Binlerce sınava hiç gocunmadan girip, standart sapmanın bana vereceği tüm avantajları da kullanarak tüm gençliğimi tahta sıraların üstünde geçireceğim diyor. Sakın ha demeyin artık, n’olur demeyin. Hala karanlık odalarda kola şişeleriyle gençleri iğfal ediyorlar. Sevimli bir ressam dede oluvermedi mi Kenan Evren? Yetmez mi bu belleksizlik, sinmişlik? Yaşamaya geciktik veya çok mu erkenciyiz?

Hiç yorum yok: