Erdoğan’ın 5.5 yaşındaki çocuklarının okula gitmemesi için rapor alan ailelere saldırarak, “66 ay ile ilgili rapor alanlar benim evladım geri zekalı diyor” sözleri üzerine yani bilim dışında (kendisinin saçma sapan metafizik görüşleri de dahildir) her şeye inan Erdoğan kliğine cevaben yazıyorum.
Katıldığı davetlerde “En az üç çocuk” diye fink atıp, bütün çocukların kendisi gibi olmasını isteyen, herkes üç çocuk yaparsa başının göğe ereceğini sanan biriyle karşı karşıyayız. Bilinsin istiyorum, bizlerin üç çocuğu yok, ama bir, bilemediniz iki çocuğumuz elbette var. Erdoğan kliğinin çocuklarına karşı duracak, durabilecek çocuklar bunlar. Yani meydan boş değil. . Doğuyorlar, doğacaklar, kural bu. Bazıları yeni emekliyor, bazıları konuşmayı öğrendi ve artık parmağıyla gösteriyor hedefi: “İşbirlikçi”, “satılmış”, "şekilci", “dini ağızlarına pelesenk etmiş...” diye açık açık bizi yönlendirip, düşmanı gösterecekler..
Bilinsin ve duyulsun istiyoruz, emperyalizmin eşbaşkanı olan baş klik, geri zekalı olan o raporları alan değil, geri zekalı olan senin sapık ve ezik sistemin, geri zekalı olan senin telaşa düşmüş ve şişen damarların, yüzünün allı morlu rengi, sesini çatallandırıp, kaşını gözünü oynattırman.
Öyle ki 4+4+4 modeline, eğitim olarak ders müfredatı gibi bir bölüm ekleyerek peygamber şakaları diyerek, yaşam tarzı koyuyor Milli Eğitim Bakanlığı'nın modeliyle ortaya çıkan, bu karar kurum olarak kendisini tasfiye etmek anlamında açıklanabilir yalnızca ve bu şekilde yorumlanmalıdır. Böylesi modeller netice itibariyle, bir ülkede okulları denetleyen, takip eden, öğretmen yetiştiren, eğitim sistemini oluşturan bir devlet kurumunun (aygıtının) olmasa da olabileceği bir modeldir. Yani başıbozukların istemeyipte, kendiliğinden kurulabilecek bir durum ve model. Öyle ya Hz. Muhammed’in hayatını öğretirken bizlere, Feto'nun Muhammed’inin şakalarını çocuklarımıza öğreteceklermiş, hakikaten şaka gibi.
Zorluyorsun: şansını ve ülkeyi zorluyorsun! Halkı zorluyorsun, tabanını zorluyorsun bütün şakalar arasında kendini zorluyorsun. İşte en kötüsü de bu!
En büyük şaka da Erdoğan gibi (yaşı da bayağı var) çocukça hareketler yapıyor olması, artık gerisine siz karar verin.
“Geri zekalı kim” diye?
3 Eylül 2012 Pazartesi
24 Ağustos 2012 Cuma
Devrim haklıdır
![]() |
| III. Alexander'ın heykelinin yıkılması, Moskova 1918. |
22 Ağustos 2012 Çarşamba
Mahir: 'Tarih yazmıştır'
Mahir, (On’ların Öyküsü) kitabını bundan 6 yıl önce
almıştım, kitaplığımda Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya kitaplarının tam da
ortasında yer alması gereken bir isim ve hayat olduğu için özenle edinmiştim.. O zaman
ki baskısı Ozan Yayıncılık tarafından yine Turhan Feyizoğlu’nun kaleminden
yansımıştı, objektif resimler, yana yatmayan doğru cümlelerle.
Bu yeterliydi de, ta ki Ozan Yayıncılık tarafından ilk
baskısı olan kitabı kuzenime isteyip verinceye kadar, kitap önemlidir bende, yerinde
durması gerekir düşüncesini taşıdığım için, kuzenim kitabı okumak isteyip
- alınca bir daha geri istememe ihtiyacı
duydum. Duymamanın sebebiyse utanma duygusundadır. Netice istemedim… Okusun
evine gelenler görsün, çocukları öğrensin Mahir’i.. Hediyemdir, bilmiyor
kendisi, hatıram olsun!
Kitaplığımda yer alsın diye gidip yenisini aldım. Öyle öğrendim
Turhan Feyizoğlu (yanılmıyorsam) telif haklarını Alfa’ya vermiş, eski yeni
bütün yapıtları şuan Alfa kitap tarafından yayımlanıyor. Ne diyeyim hayırlı
olsun, zira yeni kitap görsellik açısından da daha yalın, net ve sade olmuş. Mahir’i
bilmeyen adam için al benisi de var. Bence öyle…
Turhan Feyizoğlu’nun Alfa Yayınları’ndan çıkan kitabını yeni
alırken not etmişim: Ağustos 2011 diye, sevdiğim bir yapıt. Sağ olsun, yazarın
emeğine sağlık. Alın okuyun derim. Mahir’i tanıyın. Hani şu hepimizin siper
yoldaşı olan, kimsenin üzerine basmadan yükselen ismi.
Öğreticidir, anlamlıdır…
Şimdiden söyleyeyim: Mahir (!) Deniz’dir, İbrahim’dir…
Okuyunca göreceksiniz. .
20 Ağustos 2012 Pazartesi
19 Ağustos 2012 Pazar
14 Ağustos 2012 Salı
3 Ağustos 2012 Cuma
Sopa diplomasisi
Geçenlerde ABD başkanı Obama’nın Oval Ofis’te telefonla
görüşürken çekilen bir fotoğrafı Beyaz Saray’ın resmi sitesinde yayınlandı. İşin
ilginç tarafı ve benim ilgimi çeken ve de yazmaya iten şeyin fotoğrafın tam da
Obama’nın Erdoğan’la görüşmesi sırasında çekildiğinin Amerikalılarca
belirtilmesi.
Bazıları (hani şu yandaş ve yalaka diye tabir edilen
medya ve başkalarının) bunu görmemesi görenlerinde Obama’nın kendisi, ahizenin rengi, Obama’nın
tuttuğu telefon bölümünün yansıttığı mesaj: peki ya kadrajın altında gözdağı
gibi duran asıl görüntünün mesajını nasıl algılayacağız?
Erdoğan’la telefonla görüşüldüğü sırada çekilen fotoğrafta, Obama’nın
diğer elinde oldukça da sıkı tuttuğu anlaşılan beyzbol sopası da görülüyor.
Obama’nın üzerinde takım elbise olduğuna göre, herhalde
beyzbol maçını yarıda bırakıp telefon başına koşmadı ya da Beyaz Saray’daki
danışmanlarını hizaya sokmaktan da ara verip gelmemişti?
Peki, nedir bu boynundan sıkıca tutulup sert biçimde
tabana indirilmiş sopa görüntüsü?
Öyleyse soruları sıralayalım: 1) ajanslara yansıyan
habere göre, Obama ve Erdoğan telefon görüşmesinin olduğu anda “Suriye’de
demokratik bir geçiş sürecini desteklemek için ABD ve Türkiye’nin birlikte
çalışması konusunda yakın temas kararı”nı almış olması, 2) yine o anda, yani Obama’nın
elindeki sopayı ritmik bir şekilde yere vurduğu sırada “Esad’ın yönetiminden
ayrılmasını ve Suriye’deki siyasi geçiş sürecinin hızlandırılmaya yönelik
çabaların koordinasyonun” ele alınmış olması…
Konuşmanın içeriği ve Beyaz Saray sitesine konulan
fotoğrafta dikkat çeken ana unsur, diplomasinin geldiği yer. Öyle ya Erdoğan’la
görüşürken elinde sopa olduğunu dünya aleme duyuran Obama ne demek istedi, buradaki mesajı nasıl algılayabiliriz.
Yoksa emperyalist kuşatmaya rağmen Esad’a destek çıkan
Rusya, Çin ve İran mı ve/ya da “Suriye ile ilgili sana verilen görevi
yapamıyorsun” demek istediği Erdoğan mı? Bunun yanıtını veremeyiz ama o anda,
başkan Obama’nın konuştuğu telefonun diğer ucunda kim vardıysa, yanıtı en iyi o
bilir ve verebilir!
Ee, ne diyelim Allah’ın sopası yok, ama Obama’nın var!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





