Obama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Obama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2012 Cuma

Sopa diplomasisi

Geçenlerde ABD başkanı Obama’nın Oval Ofis’te telefonla görüşürken çekilen bir fotoğrafı Beyaz Saray’ın resmi sitesinde yayınlandı. İşin ilginç tarafı ve benim ilgimi çeken ve de yazmaya iten şeyin fotoğrafın tam da Obama’nın Erdoğan’la görüşmesi sırasında çekildiğinin Amerikalılarca belirtilmesi.

Bazıları (hani şu yandaş ve yalaka diye tabir edilen medya ve başkalarının) bunu görmemesi görenlerinde Obama’nın kendisi, ahizenin rengi, Obama’nın tuttuğu telefon bölümünün yansıttığı mesaj: peki ya kadrajın altında gözdağı gibi duran asıl görüntünün mesajını nasıl algılayacağız?

Erdoğan’la telefonla görüşüldüğü sırada çekilen fotoğrafta, Obama’nın diğer elinde oldukça da sıkı tuttuğu anlaşılan beyzbol sopası da görülüyor.

Obama’nın üzerinde takım elbise olduğuna göre, herhalde beyzbol maçını yarıda bırakıp telefon başına koşmadı ya da Beyaz Saray’daki danışmanlarını hizaya sokmaktan da ara verip gelmemişti?

Peki, nedir bu boynundan sıkıca tutulup sert biçimde tabana indirilmiş sopa görüntüsü?

Öyleyse soruları sıralayalım: 1) ajanslara yansıyan habere göre, Obama ve Erdoğan telefon görüşmesinin olduğu anda “Suriye’de demokratik bir geçiş sürecini desteklemek için ABD ve Türkiye’nin birlikte çalışması konusunda yakın temas kararı”nı almış olması, 2) yine o anda, yani Obama’nın elindeki sopayı ritmik bir şekilde yere vurduğu sırada “Esad’ın yönetiminden ayrılmasını ve Suriye’deki siyasi geçiş sürecinin hızlandırılmaya yönelik çabaların koordinasyonun” ele alınmış olması…

Konuşmanın içeriği ve Beyaz Saray sitesine konulan fotoğrafta dikkat çeken ana unsur, diplomasinin geldiği yer. Öyle ya Erdoğan’la görüşürken elinde sopa olduğunu dünya aleme duyuran Obama ne demek istedi, buradaki mesajı nasıl algılayabiliriz.

Yoksa emperyalist kuşatmaya rağmen Esad’a destek çıkan Rusya, Çin ve İran mı ve/ya da “Suriye ile ilgili sana verilen görevi yapamıyorsun” demek istediği Erdoğan mı? Bunun yanıtını veremeyiz ama o anda, başkan Obama’nın konuştuğu telefonun diğer ucunda kim vardıysa, yanıtı en iyi o bilir ve verebilir!

Ee, ne diyelim Allah’ın sopası yok, ama Obama’nın var!

12 Kasım 2011 Cumartesi

Tehlikeli aklın itirafları

“Çok öğretici ve çok gülünç bir görünüm ile karşı karşıyayız.
Burjuva liberal fahişeler, devrim çarşafıyla örtünmeye çalışıyorlar.”
(Vladimir İlyiç Lenin)


“Ne Yapmalı?” Lenin’in yıllar önce sorduğu soruydu bu. Elbette birçok kişi şuan Lenin’le aynı şekilde düşünmüyor. Ufuk Uras gibiler bile artık böyle bir şey düşünmezken bende böyle bir şeyde beklemiyorum. Peki, ne diyorlar ya da nasıl olmamızı istiyorlar: olaylara karışmayın / karışmasınlar falan filan... Piyasa ekonomisi rayına oturacaktır, dert etmeyin vs. Burjuva sınıfının işçi sınıfını sevme gibi bir lüksü yok elbette, zengin olan onlar, biz değiliz ya. Gerçi bunun için paraya - metaya da gerek yok, insancıl olabilmek yeterli. Ha bir de sanırım şunu diyorlar: bugün bütün Kürtler AKP’de siyaset yapsa, yani sivil siyaset alanını tercih etse ortada bir sorun kalmaz(mış)...

İşte bütün bunlardan sonra düşünmeye başladım: Erdoğan çevrecileri HES’lere karşı çıkıyor diye (ben çevrecilerin daniskasıyım) dediği gün anlamamıştım, oysa Sarkozy olsun, Berlusconi olsun, Obama ve tayfası (Tayyipgiller) olsun, ilericiliğin tam anlamıyla daniskasıymışlar, Araplar dururken Ortadoğu’da tanımadığı insanlar için avazı çıktığı kadar bağıran Hugo Chavez ve çevresinin çevresi darbeci mi oluyor (?) demeye başladım!

Öyle ya Libya halkı Kaddafi diktatörlüğünden kurtulduysa bu Sarkozy’nin politikalarında vücut bulan insancıl emperyalizmin başarısıdır. Hazır sırada Suriye var, aynı politikalara destek veren Türkiye hükümetini de takdir ettiğimi belirtmeden artık geçmek istemiyorum.

22 Ocak 2009 Perşembe

Barack ‘Hüseyin’ Obama’nın seçilmesi ve ‘Değişim’ üzerine

McCain, Barack ‘Hüseyin’ Obama çekişmesi nihayetinde Obama’nın galibiyetiyle sonuçlandı. Son birkaç aydır Amerikan seçimlerine kilitlenirken, Obama’nın yemin törenini de ‘canlı yayınlarla’ izledik yurdumun sevgili insanlarıyla birlikte. Aylardır dünyaya da dert olan Obama sendromu nihayet ‘mutlu sona’ erdi. Ve sonunda oldubitti Amerikan seçimleri!

Seçimler oldubitti derken Obama yeni ‘bölüşü(m)cü’ ve Yılmaz Özdil’in tabiriyle de ‘küresel kabine’sini de kurdu. Ama bizim sevgili yurdumuz bu siyahi etkisinden kurtulamadı. Anlaşılan uzun bir süre de kurtulamayacak!


Ee, süper devlet olmak kolay değil nihayetinde, her şeyinizi –inciğinizi, cinciğinizi– derler ya aynen öyle de oldu döktüler ortaya, Obama ‘Müslüman’mış sonra kazasız – belasız bir kahraman edasıyla yeminini ederken İncil üzerine anladık ki, ‘Hıristiyan’mış! Daha sonra da dans partilerinde gönlünce Amerika’nın yeni First Laydisi eşi Michelle Obama’yla onları merakla izleyen konuklar arasında "Nihayet dans edebilen bir başkanımız oldu" diyen Amerikalılarla birlikte burjuva TV’lerden izledik, bende Amerika’da yaşıyor muşum gibi ve yine sanki Amerika’da ki seçimde bende oy kullanmışım ve yemin törenindeymişim gibi hissediyorum kendimi (gerçi oy kullandığım doğru dürüst görülmemiştir ama) yine de böyle hissediyorum. Garip bi’şey. Türkiye’nin büyük ‘Amerika’ olmasından mı yoksa Amerika’nın küçük 'Türkiye' olmasından mı kaynaklanıyor bunlar bilmiyorum. Garip bi’duygu patlaması yaşıyor sevgili ülkem. Çok mutluyuz.


Bütün ‘çıkar’ amaçlı savaşlar bitecek, Obama Amerika’nın bütün eski-kirli anayasasını değiştirip ‘siyah’ kelimelerle eşit ve özgür bir dünyanın kurulabileceğinin manifestosunu yayınlayıp, Pentagonu lağvedecek sanki.Sadece sevgili ülkemde değil, bütün Müslüman ve dini bütün ülkeler de böyle düşünüyor ve biliyorum ki onlar sayesinde yalnız değilim. Zaten onlarda olmasa bu dünya çekilmez bir hal alır ya neyse.


İşte öyle bir şey ne diyeyim ki, biri Obama’yı Tayyip’e benzetir, Tayyip’te kendi AKP’sini hem Hamas’a, hem de Obama’yı kendine benzetir, biri siyah bir adamın iktidara gelişini Türban’a indirger. Biri de küresel ısınmanın ve dünyanın kurtarıcısı olarak görür Amerika’daki seçimleri. Biri Obama’nın dört yıllık iktidarını kendi küllerinden yeniden doğmaya benzetir. Biri de Obama’yı 'yeniden' doğacak güneşe benzettir. Yine diğer biri de kutsal kitaplarda ki gibi, Obama’nın kıyamet koptuğunda gökyüzünden Tanrı tarafından dünyayı kurtaracak olan ve bahşedilen bir kral olarak görür.


Bir önceki biri de gider bunu Kürtlerle özdeşleştirerek bu seçimi Obama için Van’da 44 kurban keserek kutlar. Bütün bunlar yaşandı. Hiçbiri kurgu ve komplo teorisi değil. Böyle içler acısı bir durum işte. Ne ayakları yere değiyor ne de kafaları bi’yere vuruyor. Way halimize.


Biraz daha gidersek Obama'yı Kürt yaptığımız gibi Türk, Hıristiyan yaptığımız gibi Müslüman, olmadı ya Sunni ya da Alevi yaparız. Ne de olsa Obama'nın yapısı buna uygun. (Hayır! Obama Peygamber Efendimizin yanında ki Bilal-i Habeşi'nin soyundan.)


Bu iş Saddam’ın idam edilmeden önce dini bütün Müslümanlara yaptığı çağrısını anımsatıyor. Kendi diktatörlüğü döneminde vurup-kırdığı devirdiği camların sayısı azmış gibi ve hani peşinden baba Bush’un da ayrılmayan şu ‘devrik lider’ Saddam’ın şu son sözünü anımsatıyor: “Birleşin!”


Bütün Kürtler, Müslüman cemaatçiler ve Türkî ülkelerde yaşayan Türbanlılar birleşin, kapitalizm emrediyor (pardon Obama emrediyor!)


Yenibahar bahçeli, hurili, nurili‘cennetiniz’ bol olsun!


Obama sizi korusun!