Daha önce Serdar Turgut, Ahmet Altan ve Taraf gazetesi hakkında yazdıklarım da var ama bu sefer bu listeye Engin Ardıç’ı da katmaya karar verdim.
Engin Ardıç’ı bilmiyorum biliyor musunuz daha önce Akşam gazetesinde yazıyordu, şimdiyse Sabah gazetesinde yazıyor. Yazıyor diyorum ama aslında öyle bir meziyeti yok adamcağızın kendine göre farklı olduğunu ispatlamak adına ona buna veriyor, veriştiriyor, küfür ediyor ve daha sonrada yazılarının sonunu “Ben namuslu yazarım… madalya falan bir şey istemiyorum…” çalıştığı gazeteyi kastederek, “zam da istemem…” beni okuyanlar -karşıt görüşlüler- “küfür etmesin yeter” diyor.
Walla iyi bir yöntem geliştirmiş. Öyle ki bütün gün köşesinde AKP’yi, Erdoğan’ı kim eleştiriyor ve muhalefet ediyorsa önce bir kalaylıyor daha sonra da patronuna yaranmak adına basıyor küfürü.
Beslendiği kaynak iktidar ve Sabah olunca kendisi dışında kimseyi demokrasinin gerçek savunucusu görmüyor. Gece gündüz AKP’ye ve Erdoğan’a yaranmak adına diğer gazetecilerden daha da çok bir çaba içerisinde, dalkavuklukta üstüme yoktur gibi sonuçlar çıkarıyorum artık Engin Ardıç’tan.
Bayat ve anlaşılmaz yazılarla Türkiye’yi tahlil ettiğini sanan Engin Ardıç’a bakınca gördüğümüz ego yetmezliğinin ve bu duygunun kulaklarında yaratmış olduğu kabarma duygusunun ağzının kenarından birer salya gibi yere dökülüyor olması.
Salyaları ağzının kenarından dökülen bir o değil elbette… Bu tipler azımsanmayacak kadar fazla. Örneğin: hırsız oğluyla bazen TV’lerde boy gösteren Nazlı Ilıcak, her şeyi komünistlere bağlayan Mehmet Barlas, eski Atatürkçü genç Fethullahçı Toktamış Ateş, kendilerinin hangi sıfatlandırmaya gireceğini bile kendilerinin de karar veremediği Mehmet ve Ahmet Altanlar familyası, uşaklıktan ödün vermeyen Hadi Uluengin, yastığının altında silahla yatan ve yoldaşlarım beni ne zaman vuracak diyen Cengiz Çandar, dava arkadaşlarını ispiyon etmekte üstüne olmayan Halil Berktay, bilge pozlarıyla hava atan Murat Belge, Hrant Dink’in mirasına ihanet eden Etyen Mahçupyan, sıfır bir adam olan Oral Çalışlar, her boku mutlaka Fethullah babasına getiren Mümtazer Türköne ve gazeteci arkadaşlarını köşesinden ihbar etmekten oldukça gurur duyan Fehmi Koru nam-ı diğer Taha Kıvanç vb. vb.… İktidar yağlı olunca amip gibi habire çoğalıyorlar. Habire kabuk değiştiriyorlar. Bir de bunlara yeni yetmelerle birlikte eskinin pornocusu bugünün muhazafakarları katıldı. Birde Amerika Utah’da görev yapmış polisler var, onlarda marifetliler bayağı ağabeylerinden aşağı değiller her şeyi Ergenekon’a bağlıyorlar (gariptir eski azılı katillerden “aziz” yaratan bunlar ve bu toplum Muhsin Yazıoğlu’nun Maraş’a çakılan helikopterini daha Ergenekon’a bağlamadı.)
Anlayacağınız topu da birbirinden beter, birbirinden pespaye ve bir o kadar da rezil.
Bundan dolayı kendi kutsal değerleri dışında hiçbiri değeri değer olarak görmüyorlar. Saldırıyorlar. Kimin olduğu fark etmiyor yeter ki leş yiyicilerinin leşlerini diğer hayvanlarla paylaşmaması gibi kendi gibi olana da saldıracak düzeye çıkıyorlar.
Kurbağaların aç kalınca ve yiyecek bir şey etrafta bulamayınca yanında ki her şeye hatta yavrularını yemesi gibi saldırıyorlar etraflarına. Hepsi de küçük kırıntı peşinde. Bu yüzden gelen giden iktidarların ideolojisi falan da çok ırgalamıyor bunları, kendilerine yeter ki küçük bir kırıntı düşsün mevcut iktidarların eteklerinden.
Son yerel seçimlerde bunu göstermiş durumda. Bazıları hemen başladı AKP’ye akıl vermeye bazıları da “biz demiştik, dinlemediler…” tarzından atıp, tutmaya AKP çizgisinden uzak kalmaya çalışıyorlar. Orjinal fikirleri olmadığından bu yüzden normaldir bu tarz yazmaları.
Döneklerin her zaman kuluçlama dönemi olmuştur. Elbette bunların da var. Ruh hastası ideolojilerinin bir kurbanı olarak (eskiden) solcu olduklarını söyleyerek düştükleri kepaze yerlerini bize gösteriyorlar.
Örneğin Engin Ardıç ve diğerleri, bu tür kukla yazarları batıdan arzuyla ithal eden, icad eden, köşe minderlerinde ağırlayan, manşetlerinde oynatanlar milli burjuvamızdır. Bu milli burjuva bugün renk değiştirmiş olsa da nihayetinde bu böyledir. Amerika’nın kapısında olsunlar da iktidarlar mı değişiyor, insanlar işsizlikle mi boğuşuyor, insanlar açlar mı umurlarında değildir bu. Sadece önlerine kemik atacak bir el olsun. Bu sol el olur sağ olur fark etmiyor.
Tıpkı bugün yeniden Osmancılık oynamalarında da olduğu gibi Osmanlıya övgüleri de geçicidir. Komünist bir “Parti” iktidara geldiğinde çığlıklarını ve köşelerinden çıkacakları tahmin edebiliyorum.
“Bizim dedelerimiz de Komünist Parti üyesiydi...”
Bu gün belki bunu dillendiremiyorlar ama CHP’nin oylarını artırması bunu bize gösteriyor. AKP’ye akıl verirken şimdi CHP’ye akıl vermeye başlamalarından olsa gerek burnuma çok pis kokular geliyor.
Önceden dinci-liboş köpeklerimiz vardı, kim bilir bundan sonrada yeni sosyal demokrat köpeklerimiz olacak. . Bundandır belki de.
