19 Aralık 2008 Cuma

Derin bir nefes alın! Bizim yüzyılımız asıl şimdi başlıyor!

İktisadi kriz Marks’ın zihnine başvurmaya karar verdiğinden beridir, yıkıma alkış mı tutuyoruz sorularıyla meşgulüm. Nihayetinde potansiyel ‘terörist’ sayılmamız doğaldır, terörün mücidlerinin gözünde. . Ya devlet kavramlarının karşıtı ya da kışkırtıcının biri 'ol'ma(!). . Bu ülke de milliyetçileri, şovenistleri, ırkçıları, din sosuna bulaşmış faşistleri düşününce, siz bir bütün olarak düşünün bu olguları.

Apolitik miyiz birçoğumuz? Öyleyiz maalesef. Hatta bundan da övünenlerimiz var, "yine başladın", “valla işim olmaz”larla başlıyorlar, yine o sözcüklerle bitiriyorlar. Kendine ve başkasına yabancılaşmanın tadını çıkaran insan tipinin ‘marka’ ele alındığında ki, ikileminin diğer adıdır bu. Biri alma arzusu, ikincisi korkma ikilemi. Bütün meselede sınıf çelişkisinden bir haber olmalarındandır. Sonradan da dövünür dururlar zamlar ve krizler karşısında, işsiz kaldım, evime ekmek götüremiyorum diye. Hani işin olmazdı!

Örneğin Mao, “emperyalizm kâğıttan kaplandır,” derken acaba mali sermayenin hisse senetlerinden, bonolarından, çeşitli türevlerinden, yani uçuşan kâğıtlardan oluşan boyutunu mu kast etmekteydi bilemiyorum? Ama ne var ki, şimdi o kâğıtların yeryüzündeki gerçek maddi varlıklarının değerleri açıklanıyor - tartışılıyor.

Hani şu serbest piyasanın kâğıtları dediklerinden söz ediyorum! Yani insanlığa karşılıksız günahını vermeyen bir sistemin ‘kâğıt’ krizinden söz ediyoruz yine.

Bu yüzden çok sonradan öğrendik ki, Berlin Duvarı yıkıldığında (Mandel’in kulakları çınlasın, Duvar yıkılırken Doğu Almanya’dan hep bir şeyler beklermiş.) Marx ise her zaman Mandel’in öyküsünü anlattı; sonsuza kadar da anlatmaya devam edecek sanırım. Oysa “komünizm öldü işte”, dediler ve “Marx’ın tüm söyledikleri bir hülyadan ibarettir…” diyordu kapitalizm.

Evet, ne olmuştu gerçekten? Önce Berlin Duvarı çöktü gürültüyle, daha sonra birer birer Doğu Bloku çözüldü. Ve nihayet Sovyetler Birliği, bürokrasiye karşı demokrasi talebiyle ayaklanan madencilerin ve elbette Komünist Parti şeflerinin ağzından ‘piyasa ekonomisine geçtiğini’ ilan etti. Sonrasını biliyoruz: işte kapitalizmin zafer alayı! Gürültülerle geldiler, gürültülerle gidiyor birçoğu.

Birçoğunun bürokrasiden ibaret sesi, yıkılan, çözülen gürültülünün arasında boğuluyor. Seviniyor muyuz? Kendi adıma evet.

Bir işçinin beş ömründen alamayacağı koca cipler, bekleştiğimiz otobüs duraklarında üzerimize çamur sıçrattıkça, biz sadece yumruğumuzu sıkmakla yetinmeye başladık. Mercedes’lerinden iner inmez savurdukları küfürlerle pervasızlaşan hırsızlar, pezevenkler, torbacılar, karşılarında korkacakları örgütlü bir güç kalmadığı için “efendiler” haline geldi ve o aşağılık ahlaklarını toplumun her yanına zerk etmeye başladılar.

Yani şuan ki durumumuz? Değerlerimiz ve de en önemlisi ‘içimiz’? Devrimci hareketin yiğit değerleri –militanları– zindanların ve ardından yaşamın bütün yükü altında ezilirken, kendilerine steril gevezelik alanları, işçisinin arkasından bile dedikodu yapabilenleri ve emperyalist fonlar sunulan dönekleri, teslimiyetçileri, ihbarcı gazetecileri, itirafçıları, hücre bülbüllerini, ‘sol’ adına konuşmaya başlarken görmeye başladı(k) (örneğin Taraf gazetesinin solcu kalemşorları) televizyon ekranları, gazete sayfaları bunların önlerinden ardına kadar açıldı…

Evet, devrimci dalgalar bundan öncede dibe vurdu. Yığınlar insanlıktan çıktı. Ve sonra yine devrimlerle insanlaştı baldırı çıplaklar. İşte somut örneği: Küba eskisi gibi duruyor masmavi, Venezüella silkeleyip attı üzerinde ki asalakları ve en çokta emperyalist boyunduruğa karşı o muhteşem Vietnam zaferine tanık oldu bu dünya. Şimdiyse uluslararası kapitalizmin insanlığı içine sürüklediği felaket karşısında yeniden bir devrimci dalgalanması kaçınılmaz durumda. Şimdi de bunun ilk işareti niteliğinde Yunanistan eylemleri, bu eylemleri güce dönüştürüp yol etme mevzusudur bütün mesele. Yunanistan’dan, Fransa’ya, Berlin sokaklarından ve Anadolu topraklarına bir ateş düşsün!

Devrimci bir ateş!

O yüzden yeni ve aşamalı bir slogan, ‘Neşe, barış, huzur ve sosyalizm!’ Ve yeni jenerasyon duvarlarımıza kazınacak tarzda da anlamlı. Ama yeni jenerasyon posterlerimiz yok, olmayacakta. Sadece ortalıkta ismi dolaşan yeni parti logoları ve yeni parti adları dışında! 

Çünkü eskisi gibi asıyoruz Che Guevara resimlerini odalarımıza. Çünkü eskisi gibi taşıyoruz yüreklerimizde Deniz Gezmişleri, Mahir Çayanları, İbrahim Kaypakkayaların düşüncelerini.

İnsanileşebilmek adına! Şimdi bulutlara sardığımız manevi kimliğimize sahip çıkma dönemi. . Şimdi derin bir nefes alın. Bizim yüzyılımız asıl şimdi başlıyor!

Hiç yorum yok: