5 Nisan 2008 Cumartesi

"İslami bağnazlık" emperyalizmin aracı

Öncelikle “Çağdaş tövbekârların ideolojisi ve diğer şeyler hakkında” başlıklı yazı orjinal adıyla “İslami bağnazlık ve emperyalizmin aracı” adıyla “Stalin Arşivi” tarafından “İran Halkın Fedaileri Gerillaları”ndan Türkçeye çevrilmiştir.

Birçok akım ve kuruluş bu süreçi (Türbanlı kızların üniversiteye girmesi için düzenlenmeye çalışılan yasayı) “demokrasinin ve de demokrasi temelinde de halklara özgürlük olduğu anlayışında”, yine burjuva düzenlerde “tarikatların yasallaşması özgürlükler temelinde midir?” Bu vb. soruları çoğaltabiliriz, zira yukarıda andığımız “suya, sabuna dokunmama” olarak algınlanmalıdır. Çünkü muğlak bir duruş ve tavır sergilme olarak algıladığımız bu çıkışlar “devrimci perspektife” uymayan bakış acıları olarak bizlerin beleklerinde duruyor. Yine bu bakış acısından farklı olarak bazı liberal-burjuva yazarçizerlerinin de dillendirdiği gibi (örneğin Hürriyet Gazetesi’nin köşe yazarları Mehmet Yılmaz, Ertuğrul Özkök, M. Ali Birand ve başından beridir de Kemalist ideolojinin temsilcisi Cumhuriyet Gazetesi’nde İlhan Selçuk başta olmak üzere Emre Kongar, Erol Manisalı, Hikmet Çetinkaya, Servet Tanelli vb. gibi) bu gidişata dikkat çekmeye çalışıyorlar. Duruşları ve görüşleri farklı olsa da sonuçta herkes bir fikir üzerinde düşüncelerini dillendiriyorlar. Dün AKP’yi demokrasi havarisi gören, bugünse bunu sert dille eleştirenler bir hayli yükselişte. AKP’ye verdiğim desteği çekerim diyen liberalleri de buna eklemek gerekiyor. Fakat ne hikmetse ABD’den ve de AB’den de ödün verilmemektedir. Buda olayın diğer tarafıdır. Asal olarak dillendirmek istediğimiz bu süreçte “devrimci” basının (Türkiye Devrimci Hareketinin) devrimci / demokratların bu konuda bizce tam ve net bir fikir ve söylev geliştirmemesi olması. Buradaki amaç çeşitli görüş ve yorumları bir araya getirerek bu süreçte “genel tavrın ne olması” gerektiği üzerinedir.

“İran Halkın Fedaileri Gerillaları”nın İran’da somut olarak yaşadığı olayları günümüz Türkiyesi ile benzerlikleri ortaya çıkarmaya ve bir nebzede olsa yorumcunun katkısını sunarak bilgiyi paylaşmaya çalışmaktayım.

Buyrun: 
Çağdaş tövbekarların ideolojisi ve diğer şeyler hakkında 
Çoğu zaman İran “Şah iktidarı” döneminin anti-emperyalist sloganların ardına gizleyen bu bağnazlığın gelişmesi devrimci güçler arasında yanlış görüşlerin ve yanılsamaların doğmasını beraberinde getirmiştir. Sonuç olarak, bağnazlığın sınıf doğasını analiz etmede devrimci güçler yanlış yola girmiş ve burjuva propagandasını tekrara düşerek bu grupları hatalı biçimde “anti-emperyalist” ve “devrimci” olarak değerlendirmişlerdir. Tam da bu nedenle, geçen 27 yıl boyunca İran halkının anti-emperyalist demokratik hareketinin İslam Cumhuriyeti tarafından acımasızca boğulmasına tanıklık eden İranlı bir komünist örgüt olarak, (İran Halkın Fedaileri Gerillaları) gözlemlerini paylaşmak ve yukarda andığımız düşünce şeklinin nasıl yanlış yönlendirici bir analiz olduğunu açıklamak durumundayız.

Günümüzde yaygın olan analizlerin çoğunda, “İslami bağnazlığı” “anti-emperyalist” kıyafetlerle sarmalamak yönünde bir çaba vardır. Bu analizlere bakılırsa, Humeyni kliği ve İslami rejim anti-emperyalizmin bir dışavurumu ve sembolüdür. Ancak gerçekte, Türkiye’de son iki dönemdir oylarını da artırarak iktidara gelen AKP ve başındaki Recep Tayyip Erdoğan kliği reformlar adı altında genel tanımıyla neredeyse “herkese özgürlük” şiarıyla yeni uygulamalar peşindedir. Biliyoruz ki, AKP hükümeti (ya da iktidarı) emperyalist Amerika Birleşik Devletleri’nin sayesinde iktidara oturtulmuştur ve gayrimeşrudur. Oysa Amerika ve diğer emperyalist güçlere lafta karşı çıkarken bu aynı İslami rejim Humeyni’nin liderliği döneminde de aslında İran halkının gerçek anti-emperyalist demokratik hareketini, “kahrolsun Şah” ve “kahrolsun Amerikan emperyalizmi” diye başlayan bu hareketi vahşice zamanında ezmiştir. Bu rejim halk kitlelerini, özgürlük savaşçılarını ve devrimcileri (tırnak içinde komünist güçleri) gerçek anti-emperyalist, demokratik istemleri nedeniyle katletmiştir. Bu yüzden, bu rejimi anti-emperyalist olarak değerlendirenler neden onun halkın anti-emperyalist hareketini ve devrimi kana boğduğunu açıklamak durumundadırlar.

Gerçekte 1945’lerde başlayan bu süreç Adnan Menderes ve “küçük Amerika” hayallerinden daha sonra Londra merkezli Erbakan ve Türkeş’i Türkiye siyasetine koymuşlardır. Bu süreç Demirel ve daha sonra Özal’la kendini bulmuştur. Yapılan her girişimden sonra Amerikalı yetkililerin “bizim çocuklar başardı” sözüyse Kenan Evren’de kendini bir kez daha bulmuştur. Halkın Günlüğü, gelinen süreçte 1968 ve 1970–71′lere dayanan Türkiye Devrimci Hareketi’nin geldiği son noktada klişe ve de netliği olmayan “sloganları” üzerinde durmakta ve “ne suya ne de sabuna dokunmama” mantığı üzerindedir. “Ne şeriat, ne darbe” gibi sloganlardan hareketle CHP’nin 22 Temmuz seçimlerinde bundan tam 50 yıl önce MHP’nin güdüğü politikayı gütmesi ve AKP’nin de demokrasinin teminatı olarak lanse edildiği süreçte CHP faşist parti konumuna kendini oturtmuştur. Doğaldır ki burada bazı çevreler AKP’yi özgürlüklerin nihai partisi konumuna yükselmiştir. Oysa gelinen aşamada demokrasinin özgürlüklerin birer zorunluluk kavramını öngördüğünü de belirtmek gerekmektedir. Özetle iradenin, emeğin bilinçlenme şekliyle özgürlük zorunluluğun kavranmasıdır. Burjuva demokrasilerde demokrasiyi “demokrasi” yapan olgu hukukun üstünlüğüdür. Ve hukuk yoksa demokraside yoktur günümüz sisteminde.

Kaldı ki, İranlı solcuların destek verdiği ve dillendirdiği “kahrolsun Şah” sloganları Humeyni tarafından kurşuna dizilmelerini ne açıdır ki, engelleyememiştir. “Bizim örgütümüz” söylevleriyle “grup partisi”, “sınıf partisi” arasında kalmış ve “öncü partisi”ni inşa edemediği içinde kendini yakıcı olarak göstermektedir.

[*]
Dönemin: İran Halkın Fedaileri Gerillaları’nın mücadeleleriyle harekete geçen İran işçilerini ve emekçi sınıfları, Şah bağımlı rejimini devirmek ve İran’daki emperyalist tahakkümü kaldırmak için anti-emperyalist ve demokratik bir hareket oluşturmuşlardır. Ancak devrimci mücadele süreç içinde yoğunlaştıkça, emperyalist efendileri Şah rejimini sürdürmenin imkânsız olduğunu düşünmeye başlamışlar, kitlelerin hareketine karşı koymak üzere emperyalist güçler eski Sovyetler Birliği’ni bir yeşil kuşakla çevreleme siyasetlerinin uzantısında, Guadeloupe Zirvesi’nde Şah rejiminin yerine İslami bir akımın geçmesini kararlaştırmışlardır. O günlerde, Humeyni’nin otoritesi altındaki bu İslami akım bir örgüte bile sahip değildi, ancak emperyalistlerin siyasal ve maddi destekleriyle, bu klik hızla yükselişe geçti ve bir devrimci önderliğin yokluğu koşullarında (bizim hareketimizin o dönemde yediği ağır darbeler göz önünde bulundurulursa), emperyalistler için “alternatif vakum” rolünü oynamıştır.

İktidara geldiği ilk günlerden başlayarak, İslam Cumhuriyeti rejimi İslam adı altında, aslında emperyalistlere hizmet etmiş, (tıpkı genç yaşlarından itibaren şeriat için mücadele eden Gül ve RTE gibi) İran’ın ezilen halkına karşı Şah’ın kiralık katil rejiminin bile uygulamadığı acımasızlıklar uygulamıştır.

Rejim ezilen Kürt, Türk, Arap, Beluci, Lor ve Türkmenlerin kendi kaderini tayin etmek için verdikleri mücadelelerini acımasızca ezmiş, bir süre sonra, devrimi emperyalistlerin çıkarına daha da bastırmak için, İslami rejim İran’ı Irak’la 8 yıl sürecek bir savaşa sokmuş; iki ülkenin ezilen yığınları için sefalet, açlık, ölüm ve yıkımdan başka hiçbir şey getirmezken, bölgeyi emperyalistler için karlı bir pazar haline getiren ve silah satışı yoluyla onların ceplerine milyarlarca dolar akıtan bir savaş yaşanmıştır.

Aynı rejim, 1988′de, halk mücadelesinin yayılmasından korkarak, on binlerce politik tutsağı katletmiş; bu tarihte daha önce görülmedik bir politik soykırım olarak İran tarihinde yerini almıştır. Rejim binlerce politik tutsağı infaz etmiş ve hepsini de bir kerede katletmiştir. Birkaç yıl sonra, kitle hareketlerinin direnişinin yükselişe geçtiği bir dönemde yine kısa bir süre içinde rejim aydınları ve yazarları öldürerek dehşet saçmaya başlamış; bu cinayetler daha sonra kanıtlar ortaya çıktıkça rejim tarafından itiraf edilmek zorunda kalmıştır. Bu suçlar devletin “seri cinayetleri” olarak anılmıştır.

Tüm “anti-Amerikan” ve “anti-emperyalist” belagate karşılık, İslami rejim bütün bu yıllar boyunca ezilen halkın ulusal zenginliğini ve kaynaklarını emperyalistlerin petrol ve askeri şirketlerine ve tekellerine sunmuştur. İran dev şirketler ve emperyalist devletler için daha karlı bir pazar haline getirilmiştir. İslami rejim altında İran’daki emperyalizme bağımlı kapitalist sistem daha da büyümüş ve genişlemiştir. 1953 darbesinden sonra ABD emperyalizmi tarafından Şah’a destek olarak kurulan ve 1979′da ki halk hareketlerinden bazı önemli darbeler alan halk düşmanı ordu, İslami rejimce yeniden tesis edilmiş ve şimdide yoğun biçimde genişletilmektedir. İslami rejim “Amerika”ya, “batı ve doğu emperyalizmi”ne karşı boş sloganları yinelerken, aynı emperyalizme en tatlı ekonomik ve politik ilişkileri korumuştur. Okuyucu, “İran-kontra” olayıyla kısmen açığa çıkan karşı-devrimci rezaletleri hatırlayacaktır.

Uluslararası zeminde bu İslami akımların boş anti-emperyalist sloganlarına dayanarak bu akımlarda “küçük burjuva”zinin “emperyalist sermaye”ye ya da ezilen ülkelerdeki büyük sermayeye karşı mücadelesini görmek gibi hatalı bir varsayımın yayıldığına şahit oluyoruz.

Bu rejim büyük mülk sahiplerinin ve bürokratik sermayenin çıkarlarına aykırı hiçbir özel mülkiyete yaşam şansı vermemektedir. İran’daki İslami deneyim “siyasal İslam”ın pratikte İran’daki ve bütün bölgedeki emperyalizmin, büyük sermayenin, çok uluslu şirketlerin düpedüz bir savunucusu olduğunu açık biçimde göstermiştir.

İran’daki “İslami bağnazlık” deneyimi “siyasal İslam”ın emperyalizmin işçiler ve ezilen halklar üzerindeki hâkimiyetinin yayılmasının bir örtüsünden başka bir şey olmadığı gerçeğini ortaya koyar. Tıpkı günümüzün Türkiyesinde AKP’nin genel politik açılımlarında olduğu gibi Ortadoğu’daki işçilerin ve ezilen halkların büyük ve kanlı deneyimleri devrimcilerin “komünistlerin” yegâne sarsılmaz anti-emperyalist savaşçılar olduklarını göstermiştir. Öyle ki ve ancak onların liderliği altında, ezilen halkların anti-emperyalist savaşımlarının ilerleme ve muzaffer olma ihtimali vardır sanırsınız. Oysa bunun için “RTE kliğinin ve AKP’nin faili meçhul cinayetler işlemesini beklemekte safdillik olur ki” AKP ve RTE’nin bütün söylev ve sözleri, işçiler üzerindeki “kızgın” ve “eleştiriye” bile gelemeyen hiddetlenmelerini görmemiz sadece gidişatın nereye ve ne kadar uzanacağı üzerinde bizlere fikir vermelidir.

Burada İran Halkın Fedaileri Gerillaları’nın geçmişten ders çıkararak söylediği gibi: devrimci arzuyu yerine getirmek için savaşımı güçlendirmek, birliğimizi ve dayanışmamızı genişletmek zorundayız। Bu bunalım döneminde, bayraklarımızın üzerine en canlı ve kalıcı renklerle şu sloganlar yazılı olmalıdır: “emperyalizme hayır!”, “emperyalist politikaların bir aracı olan - İslami bağnazlığa hayır!”, ve “yaşasın işçi sınıfının önderliğinde anti-emperyalist, demokratik devrim!”
[*] Humeyni tarafından Şeriat’ı uygulamak üzere göreve getirilen Ayetullah Khalkali’nın adamları tarafından Fedai gerillalarının kurşuna dizilmesi.

Hiç yorum yok: