İbrahim Kaypakkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İbrahim Kaypakkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2020 Perşembe

Ser, sır, Kaypakkaya

Eğer insanlık, gelecekte bir komünizm panteonu kurarsa, hiç kuşku yok ki, bu panteonun eskiden adına Türkiye denilen kesiminde genç ve ateşli bir komünist önderin bir inanç ve direniş sembolünün defne çelengi içindeki başına, ışıklandırılmış kasketli başına yer verecektir. 
Türkiye proletaryasının önderi ve coğrafyamızda Mustafa Suphi’den sonra komünist hareketi ikinci kez ayakları üzerine diken İbrahim Kaypakkaya Diyarbakır işkencehanelerinde hunharca katledildi. Dünden bu yana çok şeyler aktı gitti ama unutulmayan komünistlerin ve emekçi halkların bilincinde ve mücadelesinde yer eden ve orada duran Kaypakkaya oldu. 

O'nu yalnızca işkencede “Ser verip, sır vermemenin” timsali olarak göremeyiz. O’nu yalnızca bu yanıyla anmak hata olacaktır. O’nun 3,5 ay süren en ağır işkenceler de direnmeye iten savunmuş olduğu ML düşünceler ve düşmana karşı her koşulda milyonları temsil etme düşüdür. TC devletince düşünceleri çok tehlikeli görülmesi nedeniyle 18 Mayıs 1973 yılında Diyarbakır işkence hanelerinde parça parça yaparak bedenini kurşunlayarak katletti faşist diktatörlük O’nu.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Biz O'nun yoldaşlarıyız!

İbrahim Kaypakkaya’yı tarihe not etmek istiyorlarsa bu ülkenin devrimcileri, bu ülkede bir şey kuracaklarsa mutlaka O'nun adına da yer vermelidirler… İşte bu devrimci pratiğe not düşmek olacaktır.

16 Mayıs 2008 Cuma

İçi öfkeyle dolu olanlara

Che’nin yüzünün her yerde karşımıza çıkmasının nedeni, yalnız yüzünün değil, uğruna savaşıp hayatını verdiği ideallerin de şimdi her zamankinden daha “moda” olmasında yatıyor. Bu yüzden “Enternasyonalizmin” daha çarpıcı bir sembolünü hayal etmek çok güç, peki ya Kaypakkaya?


Kasketli fotoğraf
Kaypakkaya’ya ait meşhur bir fotoğraf var. Meşhurluğu başka fotoğrafı olmamasından vs. değil. Pekâlâ, başka fotoğrafları var. Dahası, politik bir figür ile daha bir örtüşen fotoğrafları var. Birinde bir toplantıda konuşma yaparken, bir diğerinde, savcı karşısında umursamaz bir eda ile kollarını bağdaş yapmışken misal. Fakat meşhur olan fotoğraf, şu kasketli fotoğrafı işte. Zihinde kalacak politik bir sembol söz konusu olduğunda, bir hayli ilginç de ondan. Politik semboller, kitlelerin usuna muhakkak politik bir mesaj verecek fotoğraflar ile girerler. Bu zaten propagandanın da bir parçasıdır. Kitlelere mal olmuş politik kişiler, kişilikleri ve eylemleri ile örtüşen, ama muhakkak bakışlarına sirayet etmiş fotoğrafları ile saklanır, anılırlar. İbrahim Kaypakkaya’nın o meşhur fotoğrafı ise, pek bu geleneğe uygun bir portre değil. Son iliklerine kadar düğmelenmiş ve fotoğrafa özel bir “mütevazılık” veren o gömlek ve hafifçe sağa yatırılmış o köylü kasketi arasındaki ifadeye bakınca, koca bir devletin, üzerine bilmem kaç bölük kolluk gücünü seferber ettiği bir yüze hiç mi hiç benzemiyor. İfade, masum ve hatta garip bir şekilde biraz muzip ve aslında bununla çelişecek şekilde dingin, rahatlatıcı çünkü. Dahası, o meşhur ifadenin Mona Lisa paradoksunu andırdığı dahi söylenebilir. Öyle ki gülümsüyor mu, acı mı çekiyor, bir şey mi istiyor, yoksa bir hınzırlık mı planlıyor, anlamak güç. Ama bir şey var ki, o da, benzer konumdaki politik simgelerin toplumsal belleğe yerleşmiş ifadeleri ile ilgisi yok bu ifadenin. Hatta radikal bir politik kahramanın, taraftarlarının belleğine benzer bir yüz ifadesi ile girdiği başka bir örnek var mıdır, bilmiyorum. Bu konuda ezici bir çoğunlukla “sert” ifadeler tercih edilir çünkü.

Che, “Eğer her haksızlık karşısında öfkeyle ürperiyorsan, yoldaşımsın” der. Evet! Che bugün birçok kişiye yoldaşlık ediyor, çünkü içi böyle bir öfkeyle dolan çok insan var. Faşizmin uyguladıklarından içiniz ürperiyorsa Kaypakkaya’ya da bakın. Tıpkı Che’ye bakar gibi.

» Benzer yazılar: Sırrını vermeyen