O'nu yalnızca işkencede “Ser verip, sır vermemenin” timsali olarak göremeyiz. O’nu yalnızca bu yanıyla anmak hata olacaktır. O’nun 3,5 ay süren en ağır işkenceler de direnmeye iten savunmuş olduğu ML düşünceler ve düşmana karşı her koşulda milyonları temsil etme düşüdür. TC devletince düşünceleri çok tehlikeli görülmesi nedeniyle 18 Mayıs 1973 yılında Diyarbakır işkence hanelerinde parça parça yaparak bedenini kurşunlayarak katletti faşist diktatörlük O’nu.
İbrahim Kaypakkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İbrahim Kaypakkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Ocak 2020 Perşembe
10 Mayıs 2012 Perşembe
Biz O'nun yoldaşlarıyız!
16 Mayıs 2008 Cuma
İçi öfkeyle dolu olanlara
Che’nin yüzünün her yerde karşımıza çıkmasının nedeni,
yalnız yüzünün değil, uğruna savaşıp hayatını verdiği ideallerin de şimdi her
zamankinden daha “moda” olmasında yatıyor. Bu yüzden “Enternasyonalizmin” daha
çarpıcı bir sembolünü hayal etmek çok güç, peki ya Kaypakkaya?
Kasketli fotoğraf
Kaypakkaya’ya ait meşhur bir fotoğraf var. Meşhurluğu
başka fotoğrafı olmamasından vs. değil. Pekâlâ, başka fotoğrafları var. Dahası,
politik bir figür ile daha bir örtüşen fotoğrafları var. Birinde bir toplantıda
konuşma yaparken, bir diğerinde, savcı karşısında umursamaz bir eda ile
kollarını bağdaş yapmışken misal. Fakat meşhur olan fotoğraf, şu kasketli
fotoğrafı işte. Zihinde kalacak politik bir sembol söz konusu olduğunda, bir
hayli ilginç de ondan. Politik semboller, kitlelerin usuna muhakkak politik bir
mesaj verecek fotoğraflar ile girerler. Bu zaten propagandanın da bir
parçasıdır. Kitlelere mal olmuş politik kişiler, kişilikleri ve eylemleri ile
örtüşen, ama muhakkak bakışlarına sirayet etmiş fotoğrafları ile saklanır,
anılırlar. İbrahim Kaypakkaya’nın o meşhur fotoğrafı ise, pek bu geleneğe uygun
bir portre değil. Son iliklerine kadar düğmelenmiş ve fotoğrafa özel bir
“mütevazılık” veren o gömlek ve hafifçe sağa yatırılmış o köylü kasketi
arasındaki ifadeye bakınca, koca bir devletin, üzerine bilmem kaç bölük kolluk
gücünü seferber ettiği bir yüze hiç mi hiç benzemiyor. İfade, masum ve hatta
garip bir şekilde biraz muzip ve aslında bununla çelişecek şekilde dingin,
rahatlatıcı çünkü. Dahası, o meşhur ifadenin Mona Lisa paradoksunu andırdığı
dahi söylenebilir. Öyle ki gülümsüyor mu, acı mı çekiyor, bir şey mi istiyor,
yoksa bir hınzırlık mı planlıyor, anlamak güç. Ama bir şey var ki, o da, benzer
konumdaki politik simgelerin toplumsal belleğe yerleşmiş ifadeleri ile ilgisi
yok bu ifadenin. Hatta radikal bir politik kahramanın, taraftarlarının
belleğine benzer bir yüz ifadesi ile girdiği başka bir örnek var mıdır,
bilmiyorum. Bu konuda ezici bir çoğunlukla “sert” ifadeler tercih edilir çünkü.
Che, “Eğer her haksızlık karşısında öfkeyle
ürperiyorsan, yoldaşımsın” der. Evet! Che bugün birçok kişiye yoldaşlık
ediyor, çünkü içi böyle bir öfkeyle dolan çok insan var. Faşizmin
uyguladıklarından içiniz ürperiyorsa Kaypakkaya’ya da bakın. Tıpkı Che’ye bakar
gibi.
» Benzer yazılar: Sırrını vermeyen
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


