11 Mayıs 2017 Perşembe

'Hayır'ın ötesi 'Boykot'tur

Öncelikle şunu söyleyeyim 15 Nisan referandumunda ‘Hayır’ oyu kullanan milyonlar kendini çok özel hissettirdi, hissettirmeli de. Tarih bu onursuz dönemleri elbet yazarak anlatacak. Ve elbette çocuklarınız da büyüdüğünde soracak, 'Anne, baba onursuz bir dönem yaşandı, sizin tavrınız neydi’ dendiğinde vicdanı rahat olacaklar var (!) bir de aksi şekilde er ya da geç bu onursuzluğu omuzların da taşıyacaklar mevcut olacak.

Çünkü tarihin en büyük manipülasyonun da sandıklardan 'Hayır'ın çıkmasına rağmen çuvallardan çamur çıktı. Bunu biz biliyoruz, iktidar da, uluslararası kamuoyu da biliyor. Fakat bu meşru ve haklı çıkışa rağmen sokaklarda günlerce yürüyen, referandumun iktidar ve YSK marifetiyle tezgahlanmış, tarihin en büyük hilesiyle gerçekleştirilmesine dikkat çekmeye çalışanlara rağmen bir de kirli siyaset yürütenler var.

Artık şöyle düşünüyorum 2017-15 Nisan hileli referandumundan sonra 'Hayır' %90, 'Evet'te %10 resmi sonuçlarla açıklansaydı bile Recep Tayyip Erdoğan bunu tanımayacak ve ağzından düşürmediği o milli irade sözcüğünün aslında ne kadar anlamsız, kendilerinin çıkarları söz konusu olmadığındaysa “milli irade”nin ne kadar pespaye bir sözcük olduğunu bizlere kanıtlamak adına tonlarca şey yine zırvalayacaktı. Üstelikte her zamanki gibi lümpence ve çemkirerek..

Gerçeklikte Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarı bırakacağını hiç kimse beklememeliydi ama yine de siyasal İslamcılara inanan, güvenen, iyimser olan aptal bir kesim var. Ne olursa olsun iktidarını sonuna kadar “koruma” yönünde çabalarını ve girişimlerini bırakmamak adına belki de “iç savaş”ı körükleyecek (ki 15 Temmuz kalkışması denen şey tam da bunun denenmesiydi) ama işte bu koruma çaba ve girişimlerinin en son noktası olarak, karşıdakini halen “anayasa’ya saygı duymuyorum” diyen kişinin koltuğunu korumak istercesine bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde “yasalara saygılı vatandaş” pozisyonunda temenniler de bulunanlar var.

Yasa ve kural koruyucu, kurucu kendi kural ve yasalarına uymuyor ki, yasalarıyla birlikte sana da saygılı olsun?

Bunun için AKP'nin 15 yıllık iktidarına bakmanız yeterli, şecereleri kabarık. Örnek mi, 2014 seçimleri! Öyle ki Ağrı’da belediye seçimlerini kazanamadığı için tam 16 kez itiraz ederek seçime gidildi. Keza Yalova’da da aynı süreç yaşandı. Sonuç o dönem belki de AKP için hakikaten hüsrandı. Sonrası 7 Haziran seçimleri...

Devam edeyim...

27 Şubat 1933 yılında gerçekleşen Reichstag yangınını hatırlattıran provokasyonel 15 Temmuz “darbe girişimi” gecesinde FaceTime bağlantısıyla halkı sokağa çağıran ve parlamentoyu koruma ve parlamentoya övgü konuşmasını herkes göz ardı etti anlaşılan? Parlamento ayak bağıymış, halkı sokağa çağıran kişinin o geceki videosunu bir kez daha dikkatlice izleyin. Her şey unutulmuş olacak ki şimdi de hileli referandumdan sonra muhalefet partileri 'Tanımıyoruz' dedikleri “şey”ler için çay muhabbeti yapar gibi 2019'a aday kim olsuna odaklanmış. Kaldı ki dünyada meşruiyetini neredeyse kaybetmiş biri için yeniden meşruiyet yolları aramanın da yanında dolaylı dolaysız işbirlikçiliktir bu.

Konuya geleyim…

Genellikle seçim sath-ı mailine girildiğinde solda ve “sol”da bir hareketlenme başlar. Kimileri (90’lardan itibaren özellikle) “legal olanaklardan yararlanma”, “seçim ortamında düzeni ve düzen partilerini teşhir etme”, “burjuva parlamentosu kürsüsü kullanma” vb. gerekçelerle seçimlere katılımı savunurken, kimileri doğrudan seçimlerin bir aldatmaca olduğunu söyleyerek “boykot taktiği”ni savunurlar. 2017-15 Nisan referandumundan sonra bu düşünce birçoğumuz da hakim olacak diye düşünüyorum. Söz de muhalefet denen şey aday arayışına şimdiden girdiyse en azından benim tavrım şimdiden belli olsun istiyorum.

Parlamenter mücadele üzerine Lenin “pasiflik” olarak gördüğü boykot pratiğine karşı çıkmış olabilir, ancak seçimlerin önemini abartmadan devrimin çıkarları için “orda da sızlanmadan ama övünmeden” mücadelemize devam edeceğiz diyor Lenin. Zira aynı Lenin ‘Rotatiflerin %70’i bizim için çalışmıyorsa devrim bir hayaldir’ de diyordu.

1905 Rus devrimi günlerinde Bolşeviklerin Duma seçimlerini boykot etmesi ve ardından 1907 yılında Duma seçimlerine katılma yönünde tutum almaları bu tartışmaların “somut” örneği olarak ele alınır. Lenin, 1905 devrimi koşullarında Bulygin Duması seçimlerini boykot etmelerinin nedenlerini ayrıntılı biçimde ele alarak 1907 yılındaki III. Duma seçimlerinin farklı koşullarda yapıldığını, dolayısıyla seçimlere katılınması gerektiğini belirtir.

“Boykot,” der Lenin, “eski rejimi tanımayı reddetmektir. Elbette lafta kalan bir red değil; gerçek bir red, ifadesini, örgütlerin feryatlarında ya da sloganlarında değil, eski rejimin yasalarına sistematik olarak karşı gelen, sistemli olarak yasadışı olsa da gerçekten işleyen yeni kurumlar oluşturan vb. kararlı halk kitleleri hareketinde bulan bir red. Böylece, boykot ile kapsamlı devrimci yükseliş arasındaki bağlantı açıktır: Verili kurumun biçimini değil, gerçek varlığını reddeden boykot, mücadelenin en kesin aracıdır. Boykot, eski rejime karşı savaş ilanı, doğrudan bir saldırıdır. Kapsamlı devrimci yükseliş ve eski yasallığın sınırlarını zorlayacak kitlesel huzursuzluk oldukça boykotun başarılı olacağına kuşku yoktur.”

Burada çok açık biçimde “boykot taktiği” ile devrimci mücadelenin yükselişi arasında doğrudan bir bağlantı kurulmakta... Bu belirleme, ülke solunun geleneksel “boykot taktiği” savunucularını (bu yönüyle “taktik” bir “strateji” haline dönüşmektedir) bir ölçüde “açmaza” düşürüyor görünse de, silahlı mücadeleyi yürütme temelinde sürekli bir durumun varlığıyla bu “açmaz”dan çıkılabilir.

Evet, üsteki vurgu bir seçenek. Şartlar ve koşullar var mı, işte asıl tartışılması gereken bölümlerden birisi de bu (?) ama 90’lı yıllara kadar Türkiye solu, legalistlerin geleneksel ve sürekli “seçimlere katılma” tutumu ile illegal örgütlerin geleneksel ve sürekli “boykot taktiği” arasında kesin çizgilerle birbirinden ayrışmıştı. Ayrışma ne kadar kesin olursa olsun, yine de seçimlere ilişkin tutum konusundaki tartışmalar halen bitmedi. 

Kabul edelim (!) Marksist birikim, devrimci deneyim bir kez daha haklı çıktı. Ne diyordu Stalin, 'Kimin oy verdiği değil kimin saydığı önemlidir!' Bu süreçten sonra halen Tayyip’in balkon konuşmalarından referandum gecesi twitterdan Fatih Yaşlı'nın da belirttiği gibi; "demokrasi, uzlaşma falan bekleyen varsa ağır salaktır." Bu ülke ayakta böyle kalamaz, yıkılacak olanı kuruyorlarsa da kalması söz konusu bile olamaz.

Özetle 'Erdoğan'a karşı aday olurum, deviririm' bunlar gerçekten boş işler. Karşınızda devlet örgütü AKP/Erdoğan kliği var. Sol güçler, CHP ve HDP başta olmak üzere diğer inisiyatifler gibi ‘Hayır’ bloğunun yapacağı aslında çok basit, tıpkı referandumda gerçekleştirilen ‘Hayır Komiteleri’nde olduğu gibi ‘Boykot Komiteleri’ kurulmalı ve boykot çağrısı yapmalı ve şimdiden boykotu örgütlemektir. Bundan sonrası için Erdoğan/AKP kanunsuzluğunu konuşmamak ve gündemimizden düşürmek için her türden toplumsal muhalefet boykota odaklanmalıdır. 

Hileli referandumdan sonra belki de bu yüzden en sağlıklı güzergah (elbette gayri-meşru yollarla birlikte illegal mücadele seçeneğiniz yoksa ajandanızda) Tayyip Erdoğan’ın 'Başkanlık seçimi'nde tek başına bırakmak en mantıklı şey olacak.

Ve unutmayalım ki, diktatörler seçimle gitmez!

Bırakalım %50'nin altında bir katılım ile seçilsin. Aslında bunu 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yapmak lazımdı ama kimse oralı olmadı. Topyekûn bir 'Boykot' çağrısından söz ediyorum. Yapılabilinir mi, bence imkansız değil. İşe yarar mı onu zaman gösterir ama şuan gayrı-meşru işlerin tezgahlandığı bir Saray'a karşı seçim kazanma şansı ne muhalefetin ne de muhaliflerin var.

Referandumun sonucu sonuna kadar reddedilmeli, tüm hukuki yollar, muhalefet sürmeli falan filan, nereye kadar? Burada bir çalma deyimi var; “atı alan Üsküdar'ı geçti...” Bu rezaletin üstüne "hadi gel cumhurbaşkanı seçimi olmaz" denmeli ama denmiyor. Bir kaç kişi dışında kimse oralı bile olmuyor. Neyse... Hazır şimdiden 2019 için cumhurbaşkanı aday kim olsun diye kulislere başladılar, bende şimdiden tavrımı belli edeyim.

‘Hayır’ın ötesi boykota yedeklenmek, boykotu örgütlemektir. Erdoğan'a dokunmanın yolu boykottur ve Erdoğan’ın yenilgisi ancak böyle mümkündür.

Hiç yorum yok: