18 Ekim 2016 Salı

‘We Can Do It!’ posterinin arkasındaki hikaye

We Can Do It! “Bunu Yapabiliriz! posteri, herhalde Mona Lisa tablosundan sonra üzerinde en çok oynanmış, en çok geyiği döndürülmüş görsellerden biri. Hatta sayısız ünlü tarafından da canlandırılmış bir resim. Poster, II. Emperyalist Paylaşım Dünya Savaşı sırasında savaş malzemeleri üreten fabrikalarda çalışan Amerikan kadınlarının simgesidir. Fotoğraftaki kadın “Rosie The Riveter” olarak bilinir. Amerika’da feminist bir simge olarak geçer çünkü erkeklerin yaptığı işi kadınların da yapabileceklerini ve yaptıklarını gösterir. II. Dünya Savaşı’nda cepheye çağrılmış erkeklerin fabrikalarda boş kalan yerini doldurması için kadınlara yapılan bir çağrı, bir moral depolama niteliğindedir. Peki Perçinci Rosie’nin doğuşuna ilham veren, asıl “Rosie” kimdi?

Geraldine Hoff Doyle, 1942’de henüz 17’sindeyken American Broach & Machine Şirketi’nde çalışıyordu. Metal damgalama makinesinin başında olduğu bir gün, bir United Press fotoğrafçısı tarafından hemen aşağıda gördüğünüz kare çekildi.
Fotoğraf hemen sonra, savaş döneminde halka moral vermek amacıyla posterler yapmakla görevli sanatçı J. Howard Miller’a gönderildi. Miller ise fotoğraftan aldığı ilhamla, daha sonra efsane haline gelecek “We Can Do It!” posterini çıkardı. 6 milyon kadın bu çağrıya kulak vererek savaş zamanında iş gücüne dâhil olmuştur.

Geraldine Hoff Doyle aslında bir çellisti. O meşhur fotoğraftan hemen sonra iş yerinde birinin elini yaraladığını öğrenince daha güvenli bir iş bulmak için oradan ayrıldı. Yıllar geçti ve bu süre zarfında Doyle bu ünlü posterin modeli olduğundan habersizdi. 1984’te artık evli ve beş çocuklu olan Doyle bir dergide bir makaleye rastladı. Makale Doyle’un fotoğrafıyla savaş zamanının bu efsane posterinin arasındaki bağlantıyı anlatıyordu. Doyle yalnızca “Bu benim!” deyiverdi. İşin tuhafı posteri daha önce hiç görmemişti.

Rosie savaş zamanında çalışan tüm kadınlara verilmiş ortak bir adtı. Bunda Perçinci Rosie’nin elbette çok büyük payı var. Kadınlar her işi yapabilir. Pek çok tanınmış figür, feminizme saygı göstererek bu imajı kopyaladı. "Rosie the Riveter" adlı kampanya, çalışan bir kadının hikayesini anlatan 1942 tarihli bir şarkıdan (Westinghouse Electric için Rosie the riveter şarkısının konseptine dayanarak) ilham aldı. “Tarih yazıyor , zafer için çalışıyor” gibi cesaret verici sözlerle kadınların her türden imalat fabrikalarında çalışmaya başladığı çok önemli bir hareket başladı.

8 Mayıs 2016 Pazar

The Great Dictator / Büyük Diktatör: Kendinizi ümitsizliğe kaptırmayın!

Charlie Chaplin, özellikle sessiz sinema döneminde yarattığı “Şarlo” karakteriyle özdeşleşen ve hepimizin aklında Şarlo olarak yer eden bir oyuncu, yönetmen, yazar ve senarist. Şarlo olarak bizi hep güldüren, güldürürken düşündüren ve buna ek olarak da ayrıca ağlatabilen ender insanlardan bir tanesi Chaplin. Şarlo karakterinin neden tüm dünya tarafından bu kadar sevildiğini ve anlaşıldığını tüm insanların duygularına hitap ettiğini ise yine kendisi “Konuşursam beni sadece İngilizce bilenler anlayacak, ama sessiz bir filmi herkes anlayabilir ve dünya İngiltere'den ibaret değil” diyerek çok güzel açıklıyor.

Charlie Chaplin'in Adenoid Hynkel isimli Tomania diktatörünü canlandırdığı “The Great Dictator / Büyük Diktatör” ise onun ilk sesli filmi olma özelliğini taşımaktadır. Chaplin bu filmde, Amerika Birleşik Devletleri'nin henüz Hitler Almanyası ile dost olduğu bir dönem olan 1940'da, Hitler'in politikalarını yerden yere vurarak yermekte ve onunla dalga geçmenin sınırlarını zorlamaktadır.

İşte aşağıda okuyacağınız metin Charlie Chaplin'in Büyük Diktatör filminin finalinde yaptığı bu dört dakikalık konuşmasıdır. Bu arada, Chaplin'in “Büyük Diktatör” filminden sonra bir daha asla Şarlo karakterini canlandırmadığını da belirtelim. Kim bilir, belki de yukarıdaki sözünde de dediği gibi, Şarlo'nun İngilizce konuşarak tüm dünya yerine sadece İngilizler (ve İngilizce konuşanlar) tarafından anlaşılmasını istememiştir. Kim bilir, belki de bu yeni seslendirme teknolojisini Şarlo'nun o masumiyetini ve saflığını bozacak teknolojik bir unsur olarak görmüştür... Kim bilir?

Yahudi berber (Charlie Chaplin) Hannah'yı (Paulette Goddard) gösteriyor.

The Great Dıctator / Büyük Diktatör, “Diktatörün dünyaya yaptığı final konuşması”
 “Üzgünüm ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil. Ne kimseyi idare etmek ne de ülkeleri fethetmek istiyorum. Elimden gelse, herkese, ister Yahudi, ister zenci, ister beyaz olsun tüm insanlara yardım etmek isterim. 
Hepimiz karşımızdakine yardım etmek isteriz. Bütün insanlar böyledir. Karşımızdakinin mutluluğunu görmek isteriz, üzüntüsünü değil. Birbirimizden nefret etmek ve birbirimizi hor görmek istemeyiz. Bu dünyada herkese yetecek yer var. Ve toprak hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketlidir. 
Hayatın bize çizdiği yol özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir, ama biz bu yolu yitirdik. Hırs insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine aldı, hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve kanın içine sürükledi. Hızımızı arttırdık ama bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi alaycı yaptı; zekâmızı ise katı ve acımasız. Çok düşünüyoruz ama az hissediyoruz. 
Makineleşmeden çok insanlığa gereksinimimiz var. Zekâdan çok iyilik ve anlayışa gereksinimimiz var. Bu değerler olmasa hayat korkunç olur, her şeyimizi yitiririz. 
Uçaklar ve radyo bizleri birbirimize yaklaştırdı. Bunlar, doğaları gereği, insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmaya, evrensel kardeşliği oluşturmaya ve hepimizin birleşmesini sağlamaya çalışmaktadır. Şu anda bile sesim dünyadaki milyonlarca insana, milyonlarca acı çeken kadın, erkek ve çocuğa, suçsuz insanları hapse atan, işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor. Beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: “Kendinizi ümitsizliğe kaptırmayın!” Üstümüze çöken bela, vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecektir, diktatörler ölecek ve halktan zorla aldıkları iktidar yine halkın eline geçecektir. İnsanlar ölmeyi bildikleri sürece özgürlük asla yok olmayacaktır. 
Askerler! Sizleri aldatan, sizleri köle gibi kullanan, ne yapmanız gerektiğini, nasıl düşünmeniz gerektiğini ve nasıl ölmemiz gerektiğini söyleyen bu zalimlere asla boyun eğmeyin. Sizleri bir hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin. Kafaları ve kalpleri bir makine gibi olan bu adamlara boyun eğmeyin. Sizler birer makine değilsiniz. Sizler insansınız! Kalbiniz insanlık sevgisiyle dolup taşmaktadır!  
Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder... Sevilmeyenler ve anormal olanlar! 
Askerler! Kölelik uğruna savaşmayın! Özgürlük için savaşın! St. Luke'un İncil'inin on yedinci bölümünde cennetin tek bir adamda ya da bir grup insanda değil tüm insanların içinde olduğu yazılıdır. Siz insanlar güçlüsünüz. Makineleri yapacak güce sahipsiniz. Mutluluğu yaratacak güç sizdedir! Bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce sizler sahipsiniz. Bu hayatı olağanüstü bir maceraya çevirecek olan yine sizlersiniz. Öyleyse, demokrasi adına bu gücü kullanalım ve birleşelim. Yeni bir dünya için savaşalım. 
Herkese çalışma şansı verecek, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sağlayacak bir dünya için savaşalım. 
Zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler. Ama yalan söylediler! Sözlerini tutmuyorlar. Hiçbir zaman da tutmayacaklar! Diktatörler kendilerini kurtarır ama halkı köle gibi kullanır. Artık dünyanın özgürlüğü için savaşalım, hırstan, nefretten ve hoşgörüsüzlükten kendimizi arındıralım. Sağduyulu bir dünya için savaşalım, bilimin ve gelişmenin bizleri mutluluğa götüreceği bir dünya için savaşalım. Askerler, demokrasi adına birleşelim! 
Hannah beni duyuyor musun? Nerede olursan ol, başını kaldırıp bak! Bak, Hannah. Bulutlar dağılıyor! Güneş çıkıyor! Karanlıktan aydınlığa çıkıyoruz! Yeni bir dünyanın eşiğindeyiz. İnsanların nefretten ve gaddarlıktan arındığı yepyeni bir dünyaya yaklaşıyoruz. Başını kaldırıp bak. Hannah! İnsan ruhu kanatlandı ve uçmaya başladı artık. Gökkuşağına doğru uçuyor, umut ışığına doğru uçuyor. Başını kaldırıp bir bak Hannah! Bir bak!” (Charles Chaplin, 1940 - Amerika, Komedi, Dram, Savaş)

1 Nisan 2016 Cuma

Gezi, Occupy

Bu ülkenin %60’ı gerçek anlamda hain, %10’u işbirlikçi, geriye kalan %30’u da kendisinin hangi bağımsız denkleme girdiğini bilmiyor. Belki de (!) bu yüzden hayatımda ilk kez doğru bir yerdeydim… O da şüphesiz ‪#‎Gezi‬’ydi... Tanımasam da orada yitirilenlerimizi, yaralanıpta sakat kalanlarımızı, dayanışmayı ve kolektif ruhu, komünal hareketi, direnmeyi unutmayacağım! Bu bir kırılmaydı, saraylarda oturup linç sevicileri teşvik eden, satırlı canilerin sırtını sıvazladıkça delikanlılık yaptığını sanan puştların dönemi (…) Evet, not edin; umutla ışıldayan o %30’luk çelik sütunlardan oluşan fedakar gözleri izleyin, onlar bizi kadim düşlerimize götürecekler. Yeter ki inanalım. Kazanacağız!

31 Mart 2016 Perşembe

Dünyanın bütün asık suratlıları, dağılın!

Kim satmadı ki (!) önce baba diyerek dertli mısralarında ağladıklarımız sattı. Şarkıcısı, film artisti sattı bizi. Yazarı, çizeri, şairi de sattı. Cebinizdeki son parayla bilet aldığınız, bir ton dayak yediğiniz yemek pahasına renklerine gönül verdiğiniz, “damarlarımızı kessek onun renkleri akar” dediğiniz futbol takımları sattı. Güvendiğiniz, inandığınız ikiyüzlü siyasetçiler ve onların partileri sattı. Allah’ın ayetlerinden, Peygamber’in hadislerinden söz eden inanç sahipleri sattı. Elimizde bir mizah kaldı, zira o hep hedefti ve buna rağmen satmadı bizi. 

Sadece bu topraklarda değil, tüm medeniyetlerde halen de hedef. En az gelişmişinden, en ilerisine kadar tüm topraklarda. Bundan sonrada hedeftir, hedef olacaktır elbet. Satmayacak ama bizi: İstediğin kadar devasa koruma ordularınla gez, istediğin kadar saklan, istediğin kadar kaç. Tek bir cümleyle vuracak mizah. Çünkü sadece mizah kaldı bu ülkede ayakta. Dil çıkaran, dil çıkarttıran. Evet, şimdi derin bir iç çekin ve dil çıkartın bütün o puştlara..

19 Haziran 2015 Cuma

Feride - Yılmaz Odabaşı

Kalemi güçlü olsun şairin (!) Feride, roman tadında bir şiir kitabını bize bahşettiği için.


Feride

“kasketimi eğip üstüne acıların”
-C. Süreyya-

sunu:


“istasyonda konuşan iki dilsizdi onlar
ayrılığı söyleyen kara gürültülerde
şaşkındır buralarda ayrı düşen âşıklar
kış’ın ve silahların beyaz serinliğinde...”