Charlie Chaplin,
özellikle sessiz sinema döneminde yarattığı “Şarlo” karakteriyle özdeşleşen ve hepimizin aklında
Şarlo olarak yer eden bir oyuncu, yönetmen, yazar ve senarist. Şarlo
olarak bizi hep güldüren, güldürürken düşündüren ve buna ek olarak da ayrıca
ağlatabilen ender insanlardan bir tanesi Chaplin. Şarlo karakterinin neden tüm dünya tarafından bu kadar
sevildiğini ve anlaşıldığını tüm
insanların duygularına hitap ettiğini ise yine kendisi “Konuşursam beni sadece İngilizce bilenler
anlayacak, ama sessiz bir filmi herkes anlayabilir ve dünya İngiltere'den
ibaret değil” diyerek çok güzel
açıklıyor.
Charlie Chaplin'in
Adenoid Hynkel isimli Tomania diktatörünü canlandırdığı “The Great Dictator / Büyük Diktatör” ise onun ilk sesli filmi olma özelliğini
taşımaktadır. Chaplin bu filmde, Amerika Birleşik Devletleri'nin henüz Hitler Almanyası
ile dost olduğu bir dönem olan 1940'da,
Hitler'in politikalarını yerden yere vurarak yermekte ve onunla dalga geçmenin
sınırlarını zorlamaktadır.
İşte aşağıda okuyacağınız metin Charlie Chaplin'in Büyük Diktatör filminin
finalinde yaptığı bu dört dakikalık konuşmasıdır. Bu arada, Chaplin'in “Büyük Diktatör” filminden sonra bir daha asla
Şarlo karakterini canlandırmadığını da belirtelim. Kim bilir, belki de
yukarıdaki sözünde de dediği gibi, Şarlo'nun İngilizce konuşarak tüm dünya
yerine sadece İngilizler (ve İngilizce konuşanlar) tarafından anlaşılmasını
istememiştir. Kim bilir, belki de bu yeni seslendirme teknolojisini Şarlo'nun o
masumiyetini ve saflığını bozacak teknolojik bir unsur olarak görmüştür... Kim
bilir?
 |
Yahudi
berber (Charlie Chaplin) Hannah'yı (Paulette Goddard) gösteriyor. |
The Great Dıctator / Büyük Diktatör, “Diktatörün
dünyaya yaptığı final konuşması”
“Üzgünüm ama ben imparator olmak istemiyorum.
Bu benim işim değil. Ne kimseyi idare etmek ne de ülkeleri fethetmek istiyorum.
Elimden gelse, herkese, ister Yahudi, ister zenci, ister beyaz olsun tüm insanlara
yardım etmek isterim.
Hepimiz
karşımızdakine yardım etmek isteriz. Bütün insanlar böyledir. Karşımızdakinin
mutluluğunu görmek isteriz, üzüntüsünü değil. Birbirimizden nefret etmek ve
birbirimizi hor görmek istemeyiz. Bu dünyada herkese yetecek yer var. Ve toprak
hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketlidir.
Hayatın bize çizdiği yol özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir, ama biz bu
yolu yitirdik. Hırs insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine
aldı, hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve kanın içine sürükledi. Hızımızı
arttırdık ama bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul
kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi alaycı yaptı; zekâmızı ise katı ve acımasız.
Çok düşünüyoruz ama az hissediyoruz.
Makineleşmeden çok insanlığa
gereksinimimiz var. Zekâdan çok iyilik ve anlayışa gereksinimimiz var. Bu
değerler olmasa hayat korkunç olur, her şeyimizi yitiririz.
Uçaklar ve radyo
bizleri birbirimize yaklaştırdı. Bunlar, doğaları gereği, insanın içindeki
iyiliği ortaya çıkarmaya, evrensel kardeşliği oluşturmaya ve hepimizin
birleşmesini sağlamaya çalışmaktadır. Şu anda bile sesim dünyadaki milyonlarca
insana, milyonlarca acı çeken kadın, erkek ve çocuğa, suçsuz insanları hapse
atan, işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor. Beni işitenlere şunu
söylemek istiyorum: “Kendinizi ümitsizliğe kaptırmayın!” Üstümüze çöken bela,
vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir
sonucudur. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecektir, diktatörler ölecek ve halktan
zorla aldıkları iktidar yine halkın eline geçecektir. İnsanlar ölmeyi
bildikleri sürece özgürlük asla yok olmayacaktır.
Askerler! Sizleri
aldatan, sizleri köle gibi kullanan, ne yapmanız gerektiğini, nasıl düşünmeniz
gerektiğini ve nasıl ölmemiz gerektiğini söyleyen bu zalimlere asla boyun
eğmeyin. Sizleri bir hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına
sürenlere boyun eğmeyin. Kafaları ve kalpleri bir makine gibi olan bu adamlara
boyun eğmeyin. Sizler birer makine değilsiniz. Sizler insansınız! Kalbiniz
insanlık sevgisiyle dolup taşmaktadır!
Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler
nefret eder... Sevilmeyenler ve
anormal olanlar!
Askerler! Kölelik uğruna savaşmayın! Özgürlük için savaşın! St. Luke'un
İncil'inin on yedinci bölümünde cennetin tek bir adamda ya da bir grup insanda
değil tüm insanların içinde olduğu yazılıdır. Siz insanlar güçlüsünüz.
Makineleri yapacak güce sahipsiniz. Mutluluğu yaratacak güç sizdedir! Bu hayatı
özgür ve güzel kılacak güce sizler sahipsiniz. Bu hayatı olağanüstü bir maceraya
çevirecek olan yine sizlersiniz. Öyleyse, demokrasi adına bu gücü kullanalım ve
birleşelim. Yeni bir dünya için savaşalım.
Herkese çalışma şansı verecek,
gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sağlayacak bir dünya için savaşalım.
Zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler. Ama yalan söylediler!
Sözlerini tutmuyorlar. Hiçbir zaman da tutmayacaklar! Diktatörler kendilerini
kurtarır ama halkı köle gibi kullanır. Artık dünyanın özgürlüğü için savaşalım,
hırstan, nefretten ve hoşgörüsüzlükten kendimizi arındıralım. Sağduyulu bir
dünya için savaşalım, bilimin ve gelişmenin bizleri mutluluğa götüreceği bir
dünya için savaşalım. Askerler, demokrasi adına birleşelim!
Hannah beni duyuyor musun? Nerede olursan ol, başını kaldırıp bak! Bak, Hannah.
Bulutlar dağılıyor! Güneş çıkıyor! Karanlıktan aydınlığa çıkıyoruz! Yeni bir
dünyanın eşiğindeyiz. İnsanların nefretten ve gaddarlıktan arındığı yepyeni bir
dünyaya yaklaşıyoruz. Başını kaldırıp bak. Hannah! İnsan ruhu kanatlandı ve
uçmaya başladı artık. Gökkuşağına doğru uçuyor, umut ışığına doğru uçuyor.
Başını kaldırıp bir bak Hannah! Bir bak!” (Charles
Chaplin, 1940 - Amerika, Komedi, Dram, Savaş)