18 Haziran 2014 Çarşamba
Evren ve Şahinkaya’ya müebbet verilmiş
Seçim barajı kaldırıldı, zorunlu din dersi bitti. YÖK, HSYK, RTÜK kapatıldı. Sembolik! 'Allah uzun ömür versin', şimdiki muktedir ‘Uzun adamı’ kaç yıl bekleyeceğiz?
3 Nisan 2014 Perşembe
Phyrrus zaferiniz kutlu olsun!
Tarih kitaplarında “Phyrrus (Pirus) zaferi” terimi geçer. İsa’dan önce 279’da Epir (kimi kaynaklara göre; Tarentum) Kralı Phyrrus, savaşa tutuştuğu güçlü Roma ordusunu yener. Ama kendisi de ordusunun neredeyse tamamını yitirmiştir. Söylenceye göre Kral Phyrrus, savaşın ardından “Tanrım bir daha bana böyle bir zafer ihsan etme” der.
Sonunda Phyrrus, savaşı kazanır ancak 50 filin desteklediği ordusunun tamamını kaybeder. Savaşı kazanmıştır, ama yanında koskoca ordudan arta kalan üç-beş sefilden fazlası kalmamıştır. Bugünlerde AKP yeniden yerel seçimlerden “güçlü” çıktı deniyor ya o yüzden anlatıyorum.
Oysa AKP’nin bu seçimlerde Türkiye genellemesiyle “%45,6 oy aldı” yaygarasına inanmıyorum. Tıpkı geçmiş dönemlerde her iki kişiden biri AKP’ye oy vermiştir %50 yalanına inanmadığım gibi. 1418 usulsüzlük, 40 il’de elektirik kesintisiyle %45,6 oy almışlarsa az almışlar bile, aksine büyük bir başarısızlık var ortada bence. Düşüncem ise 2014 - 30 Mart seçimlerinde Türkiye ortalaması aldığı oy olsa olsa %35 ile %38 arasıdır. Bu oranlarda er ya da geç bugün değilse de yarın ortaya çıkacak ve dillendirilecektir. Bunu birlikte bekleyip göreceğiz. O yüzden Phyrrus zaferinin aslında yenilmeye mahkûm galibiyetleri anlatmak için tarihçilerin kullanıldığı dille anlatmak istedim. Yani bu olaya atfen, tarihte benzer şekilde kazanılan savaşlarda yok değildir.
Peki Kral Phyrrus’a ne olmuştur? Ordusu güçsüz kaldığından sonunda kendisi de fethettiği Sicilya'daki halk tarafından taşlanarak öldürülür. Bizim “büyük patron”u elbette böyle bir son beklemiyor ama bizim de darbe alınca dağılmak gibi bir lüksümüz yok söyleyeyim.
1418 usulsüzlük, şuana kadar AKP aleyhine tespit edilen 754 tane hile, 40 il’de elektrik kesintisi ama kendine aydın diyen yazar çizer takımı utanmadan ‘demokrasi’den söz edebiliyor ve “yenilginin gerekçesi” olarak adlandırıyor bunları. Aptallar.
Olay o değil ki Reyhanlı ve Gezi direnişinde yitirilen canlarla birlikte sen “iç savaş” çıkartmak için (Suriye’deki terör örgütlerine silah ve lojistik desteği katmıyorum buna, İslamcılara silah yüklü TIR desteğini de, Alo Fatih’leri de) bomba atmaktan, o da olmazsa kendine MİT diyen sefil birkaç elamanını sınır dışına gönderip oradan füze atmaktan söz ediyorsun. Hırsızlığı, rüşveti “bakara makara” olarak gargara yapıp yutmaktan söz ediyorsunuz. O yüzden ortalık aydın aptalından geçilmiyor. Evet şurada hem fikirim bu tepkisizlikleri seçim sonuçlarına ekleyerek şunu söyleyeyim sizler %50’nin içerisindesiniz, gerici şefinizin miting alanlarında küçümsediği, aşağıladığı hatta aptal yerine koyduğu ve "Oy pusulalarında 10. sırada AK Parti'nin amblemi var. Evet mührünü nereye vuruyoruz? Sakın yazmak yok, çizmek yok, aman dikkat" dediği ahmak ve hırsız bir topluluksunuz.
Bu yüzden %50’niz kambur, kirli, yaralı ve asalak.
Şimdiden lanetli zaferiniz kutlu olsun..
12 Mart 2014 Çarşamba
15 Şubat 2014 Cumartesi
Yerseniz: Durmak yok, Kabataş yalanına devam...
Biliyoruz ki o görüntüler elinizde olsaydı çoktan sinema
salonlarında, ellerindeki mevcut kanallardan 7/24 saat yayın yapar, bilbordlarda
afişe ederdiniz bu durumu.
Öyle ya Zehra Develioğlu “kimseye ispatlamak gibi bir
derdim yok” buyurmuş, artık yalanını itiraf etmiş oluyor, o yüzden bizce susup
rezilliğiyle otursunlar evlerinde. Tayyip’te “hukukta bir kaide vardır: müddei
iddiasını ispatla mükelleftir" diye nutuk atıyordu. Öyleyse gerici
partinin şefi “iddiasını ispatlasın”, ama o da yok. Öyle görünüyor ki iktidarda
kalmak için ülkeyi yakmaya hazır ve kararlı gibi görünüyor.
Kabataş’ta türbanlı kadına taciz iddiası, görüntülerin
ardından doktor raporuyla da yalanlandı ama Erdoğan halen çemkirmeye devam
ediyor. Şöyle demiş: “adli raporu nerenize koyacaksınız” ve "tarif affetmeyecek" gibi kelimeler gevelemiş, öyleyse anlayacakları
dilde yazmak gerek. Şimdi biz soralım bu görüntüleri nerenize koyacaksınız? Öyle
ya yalanlarınız tek tek ifşa oluyor.
Son olarak tarihin kimi affetmeyeceğini, kimi boğacağını göreceğiz,
yetersiz *zevat!
*Zevat: Argoya kaydığında cibiliyetsiz kitle iması taşıyan kelime, "gavat" yerine de kullanabilirsiniz. Bu saatten sonra böyle.
4 Şubat 2014 Salı
Paralel tosuncuk
Mezhepçi ve faşist damarınız kabardığında “Dış mihrak” dediğiniz ülkelerde, ekonomik kriz gelince ülkenin en önemli ticari ortağı olduğunu hatırlar durursunuz. Bu kaçıncı şamar?
18 Ekim 2013 Cuma
Mustafa Sarıgül: Etliye ve sütlüye dokunmayan son küçük burjuva ayak oyuncusu
Yorum
yapamama özürlü mü (?) hayır, öyle değil. Aslında her ayak var; lümpenle lümpen,
entelektüele entelektüel, çağdaşla çağdaş, aydınla aydın, muhafazakarla
muhafazakar, zenginle zengin ve fakirle fakir pozlarında oldukça şirin resimleri
boy gösteriyor. En son ROK diye andığımız ve kurbağayı andıran viyaklayan
sesiyle Rasim Ozan Kütahyalı denen sülükle görüntülendi bir restoranda.
Oysa
Gezi’de gördüğümüz bi’şey vardı, neydi o (?) komün ruhu, kolektif bir
hareketlilik ve yer yer o bilincin de dışa vurumu. Bizce AKP mi, CHP mi yoksa Sarıgül
mü derken, bunun yerine Gezi direnişi içerisinde yer almış dinamo olmuş sokaktan
birini şuan ki Forumlar aday gösterebilirdi, ya da CHP başta olmak üzere yerel
yönetimleri önemsiyorlarsa diğer irili-ufaklı partiler BDP başta olmak üzere Gezi’nin
üst aşaması olan şuan ki Forum’ların fikirlerini alabilirlerdi. CHP önemsemedi bu
gerçeklik gün yüzüne çıktı, fakat BDP (HDP)’de geç kalmış gibi görünüyor. Gerçi
Sırrı Süreyya Önder gecenler de bir Tv kanalında bunun ipuçlarını verdi fakat
bana göre yeterli değil, 27 Ekim’de HDP’nin ‘Büyük Kongresi’nden sonra her şey,
her ne kadar şeffaflaşmış olsa da yetersiz kalacak gibi. Yanılmıyorsam bu işi HDP
önemsemiş ama yerel çalışmalar ve halkın nabzını yoklama ve bu verilerle ne
kadar kamuoyuna yansıtacaklar o ayrı bir tartışma konusu gibi ama biran önce
tavırlarını onlarda medya üzerinden açıklama yapmak yerine, direkt kamuoyuyla
paylaşmak zorundalar. Hem de 27 Ekim’de HDP kongresinde bunu yapmalılar.
Çünkü Gezi (eylemlerde
reel görev almış, sokakta halk ayaklanmasının içerisinde yer almış dostlar bunu
görmüşlerdir) çArşı grubu başta olmak üzere diğer taraftar gruplarıyla ve devrimci
sosyalist fraksiyonlarla birlikte, BDP’lisi, TKP’lisi, SDP’lisi, CHP’lisi, İşçi
Partisi’nin gençlik örgütlenmesi olan TGB’liler ve hatta MHP’li olarak kendini
tanımlayan (MHP’nin de çağdaş ve faşist
olmayan, kafatasçı seçmenleri varmış dediğim) MHP seçmeni sokakta
devrimcilerle birlikte bir direniş gösterdiler (her ne kadar devrimciler kadar sokaklarda olmasalar da haklarını
yememek lazım, zira katılım sağladılar) oysa bugüne geldiğimizde ve baktığımızda
bu grupların (kendini özellikle ulusalcı
ve milliyetçi olarak tanımlayanların -Kemalistler-) muhalifliğinin her
zamanki gibi sadece “silik” AKP muhalifliği olduğunu da bizlere gösterdiler. "Lanet
olsun, bunlara güvenilmez" sözcüğünü diyenler üzerine alabilirler, çünkü haklı çıktılar.
Anlayacağınız üzere her zamanki gibi direnişin o katmerli ve
can alan yakıcı gerçekliğini terk edip, bunun ardından iki dakika dayanama
yayarak, komün ruhunu özümsemeyerek bu grupların milliyetçilik hormonunun tavan
yaptığını bir kez daha gözlemlemiş olduk. Bunların derdi şikayet ettikleri o
AKP gericiliği falan değil, popülist politika, isimlerinin anılması ve zikir
edilmesi. Propagandanın iyisine kötüsüne bakmıyorlar, particiklerinin
oluşturdukları o dar grupçuklarının adlarının geçiyor olması önemli bunlar için.
Öyle ya samimi olsalardı, şimdiye kadar yitirdiğimiz gencecik
gençlerin adlarını anıp, AKP’yi de bırakın bu sisteme kin kusarlardı. Gezi
direnişinden, Lice’ye oradan Gülsuyun’a uzanan bu hassas hatta yitirdiklerimizin
yanında, gözünü kaybedenlerle birlikte, sakat kalan dostlarımızı,
yoldaşlarımızı her gün anmış ve onların acılarına ortak olmaları gerekirdi.
Bunu yapamadılar, daha doğrusu beceremediler, şimdi parayla (kiralık) adam tutsanız bu kadar olmaz,
en azından bir irade gösterir olumlu ya da olumsuz tavrını sergiler bundan
eminiz dediğimiz (!) birini değil de el birliğiyle medya kağıtları üzerinden bu kağıtları
birbirine sürterek ateşi yeniden bulma ve yakma peşinde olan Mustafa Sarıgül’ün
peşindeler. He tamam az kaldı Sarıgül ateşi yeniden bulacak, sizlerinde başı
göğe erecek. Çünkü “Çare” oymuş. Medya anketleri üzerinden “Ben
girersem kesin kazanırım” demeyi kendine destur almış birini pazarlamaya
kalkıyorlar. Anladık isyan etmiş(sin) de seni tutan kim kardeş, gir kazan (!)
kazanabiliyor musun bizde görelim dediğimiz, muhalefete muhaliflik yapan bir zatçık! “Bir
10 yıl daha muhalefette kalsak” kârdır dediğimiz biri,
hakikaten bıktırdılar.
30 Eylül 2013 Pazartesi
Tayyip’in demokratikleştik laga lugaları…
Erdoğan, beklenen demokratikleşme paketini açıkladı. Kamuda başörtüsü yasağının kaldırılması, farklı dilde eğitim ve seçim barajında değişiklik gibi düzenlemeler var. Pakette eski köy isimlerinin verilmesi, öğrenci andının kaldırılması, Hacı Bektaş Üniversitesi, “x, w ve q” harflerinin kullanılabilmesi ve Roman Enstitüsü gibi birçok yenilik de var.Gazi Mustafa Kemal'den, benim gibi değişim sevdalısı Menderes'den, Turgut Özal'a ve (değişimi sevmiyordu ama) Erbakan'a kadar, Türkiye'nin büyümesi, kalkınması, demokratikleşmesi ve özgürleşmesi için sizi şaşırtacağımı söylemiştim. İleri demokrasiyi kaldırıyor size normal demokrasiyi sunuyorum. Ey aziz milletim bırakın ülkemizi her ülkenin benim gibi zatı muhterem bir lidere ihtiyacı var, her zamanki gibi şuan promotere bakarak konuşuyorum, bunlar tabi benim kişisel duygularım değil şu Allah’ın hikmeti promoter olmasa bunları söylemem, söylemeyeceğim de ama o olunca tabii biliyorsunuz işler değişiyor yoksa beni biliyorsunuz içimdeki pislik dilime vuruyor ve saçmalıyorum.
Referandumda "yetmez ama evet" diyerek o biçim kazık yemiştiniz. Aynı oyunu bir kez daha oynuyorum. Hadi birincisini yediniz bunu da yemenizi bekliyorum. Afiyet olsun!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





