18 Kasım 2017 Cumartesi

Antifa nedir, nereden doğdu?

“İlk tepkimiz hiçbir zaman şiddet değildir, ama şiddet, siyaset çantamızdaki aletlerden biridir.” (Antifaschistische Aktion) 
Almanya’da Hitler’in NSDAP’si (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) ikinci büyük partisi haline yaklaşık altı milyon seçmen ile 1930 yılında kurularak geldi, KPD ise (Almanya Komünist Partisi) Nazilere karşı 24 Mayıs 1932'de NSDAP hizbin üyeleri, Reichstag'daki komünist milletvekillerine baskın düzenleyince ertesi gün, anti-faşist eylemi açıkça ilan etti. 

“Anti-faşist eylem, örgütlü kırmızı kitlesel kendini korumanın en geniş birleşik cephesinde Hitler faşizminin cinayet terörünü ortadan kaldırmak zorundadır”, “Bütün işçilerin birleşik cephe” vasıtasıyla ortaya çıktı. 

“İşçi sınıfının eylem birliği” olarak adlandırılan KPD ve SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) çalışanlarının yanı sıra Hıristiyan örgütlü işçiler, sendikacılar ve örgütsüz örgütlerden oluşmaktaydı.  

Antifa objektif ve özet olarak Nazi faşizmine karşı, işçi ve işsizlerin, çiftçiler, esnaf ve entelektüellerin bir üniforma hareketiydi. Nazi Partisi'ne doğrudan tepki olarak 28 Eylül 1930 tarihinde faşizme karşı mücadele etmek için KPD ile ittifak eden Mücadele Birliği (KGF) yapısı mevcuttu. Her şeyden önce, KGF işletmelerde ve mahallelerde işçileri organize etmek için pratik bir girişimdi.

Anti-faşist eylemin temeli 1923 yılıdır. İlk Antifaschistische Aktion (Anti-Faşist Eylem) konfederasyon 1932 yılında Berlin'deki Reichstag Kongresi'nde gerçekleşti. Aynı zaman zarfında bir daire içinde iki fırtınası sağ kırmızı bayraklarla simge hala ağırlıklı olarak özerk antifaşist grupların orijinal veya değiştirilmiş formda kullanılır ilk kez çıktı.

Bu yüzden Antifa'nın (anti-faşist ya da anti-faşist hareketin kısaltması) kolaylıkla sol eğilimli olarak nitelendirilebilir. Anti-faşist’in kısaltması olmakla beraber, Avrupa’da anarşist ve anarko-komünist hareketleriyle bilinirler. Ancak isimlerinin işaret ettiği gibi, Antifa daha çok sol politikaları desteklemek yerine aşırı sağcı ideolojiyle mücadele etmek üzerine kuruludur. Ana akım solun tersine, seçimleri kazanmak veya yeni kanunların yürürlüğe konması için geleneksel araçlarla güç kazanmanın peşinde değillerdir.

Kökeni Komitern'in Doğu Avrupa’da başlattığı ırkçılık karşıtı direnişlere dayanmaktadır. Anti-faşist kavramının karşılığı, kısaltılmışıdır. 70'lerden bugüne ise kendine ‘anarşi’ ve ‘anarko-komünist’ yaftası yapıştıran pek çok kesimin dillendirdiği bir sözcüktür. Her türlü ırkçılığa karşı olunması temel esasıdır. Son 10-15 yılda özellikle Avrupa ve Güney Amerika’da sol tribünlerde görmeye alıştığımız bir kelime Antifa.

Genel olarak Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde sol, sosyalist, komünist, anarşist siyaset ve kişilerin; ırkçılık yanlılarına, göçmen karşıtlarına, neo-Nazilere ve emperyalist organizasyonlara karşı doğrudan yer almak yerine kendilerini birleşik ve otonom bir yapı altında konumlandırdıkları mücadele biçimini kullanıyorlar.

Antifa, çıkış temeli ve doğası gereği hükümetlere, kapitalist sistemlere karşı. Yöntemleri ise sıklıkla ana akım sol hareketlerden ziyade anarşistlerle bağdaştırılır. Antifa mala zarar verme ve bazen fiziksel şiddet olmak üzere militanca protesto yöntemlerine yönelebiliyor. Amerika’da son dönemde adından söz ettirmeye başlayan anti-faşist aşırı sol örgüt konumuna gelmiş, kutuplaşan ABD’de siyasi yelpazenin uçlarında bulunan grup hem internette hem de sokaklarda savaşıyor. 

Amerika özelinde söyleyecek olursak Trump faşizmine geçit vermemeyi kafalarına koymuş, bu uğurda her şeyi göze almış olan, isimlerinin işaret ettiği gibi, Antifa’lar bu yüzden daha çok sol politikaları desteklemek yerine aşırı sağcı ideolojiyle mücadele etmek üzerine kurulu.

Fakat anti-faşist ve anarşist, ‘It’s going down’ (Çöküyor) isimli haber sitesini yönetenlerden James Anderson, Trump’ın seçilmesinden bu yana siteye ilginin arttığını, 2015’te günde 300 kez tıklanan internet sitesinin 10 ila 20 bin arasından tıklandığını belirtiyor.

Trump’ın seçilmesi, Black Lives Matter (Siyahların Yaşamları Değerlidir) hareketi ve farklı anarşist gruplar ile ilişkili olan Antifa hareketi için bir mihenk taşı niteliğinde gibi görünüyor.

Militan anti-faşizm ya da ‘Antifa’, Amerika’da da aşırı sağ ile savaşmayı içeren toplumsal devrime dair radikal solcu siyasi görüş, bu görüşü destekleyenler büyük oranda polisin ve devletin beyazların üstünlüğü üzerinden uygulamalar geliştirmesini durdurmaya çalışan komünistler, sosyalistler ve anarşistler. 

Bu üstünlük yerine, Charlottesville’de tanık olduğumuz gibi, faşizme karşı birlikte mücadeleyi savunuyorlar. Dünya çapında çeşitli Antifa grupları var fakat Antifa sosyalizm ideolojisi gibi birbiriyle uluslararası bağlamda ilişikli bir organizasyon da değil. 

Antifa, yerel neo-Nazilerin hareketlerini gözlemleyen ve buna göre konum alan özerk anti-faşist gruplardan oluşuyor. Yerel faşistleri komşularına ve işverenlerine teşhir ediyor, toplumsal eğitim kampanyaları düzenliyor, mültecileri destekliyor ve beyaz üstünlüğünü savunan yapılar ve organizasyonları engelliyorlar.

Anti-faşist örgütlenmenin büyük bir kısmı pasif. Fakat kendilerini ve diğerlerini beyazların üstünlüğünü savunan gruplardan fiziksel olarak savunmaya ve faşist örgütlenmeleri ölümcül hale gelmeden engellemeye istekli oluşları onları liberal ırkçılık karşıtlarından ayırıyor.

Anti-faşistler kölelik ve soykırım dehşetlerinden sonra beyazların üstünlüğünü savunanlara fiziksel şiddet uygulamanın hem etik olarak meşru buluyor hem de stratejik olarak etkili buluyorlar. Onlara göre; erdemler ve bunların arkasındaki bağlamların eksikliğinde, soyut olarak şiddetin etik konumunu tartışmamalıyız. Bunun yerine çok geç olmadan, Nazilere karşı savaşmak için etik açıdan tutarlı yöntemler sunuyorlar. 

Antifa, Trump’ın yükselişinden bu yana Amerika siyasetinde yeni bir güç olarak görünse de aslında anti-faşist gelenek yüz yıl daha geriye dayanıyor. 

İlk anti-faşistler İtalya kırsalında faşist Benito Mussolini’nin ‘Siyah Gömlekliler’ine karşı savaştı, Münih’in ara sokaklarında faşist Adolf Hitler’in ‘Kahverengi Gömleklileri’yle çatıştı ve Madrid’i faşist Francisco Franco’nun milliyetçi ordusuna karşı savundu. Avrupa dışında da anti-faşizm, II. Dünya Savaşı sırasında Japonya emperyalizmine karşı çıkan Çinlilere ve Latin Amerika diktatörlüğüne direnenlere bir direniş oldu.

Bugünkü Antifa siyasetinin izi ‘ksenofobi’ (yabancı düşmanlığı) ve Britanya’da 1970 ve 80’lerde oluşan Skinhead kültürlerinden doğru sürülebilir. Ayrıca Antifa’nın Almanya’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından devrimciler ve mülteciler tarafından oluşturulan öz savunma gruplarının da kökü vardır.

Aşırı sağ gibi, dünya çapındaki Antifa üyeleri farklı grupların bileşiminden oluşuyor, ancak en aktif olan gruplar ABD, İngiltere ve Almanya’da bulunuyor.
Yukarıda belirttiğim gibi Almanya’daki hareket 1932 yılında, hızla yükselen Nazi partisine karşı koyacak aşırı solcu militan bir grup oluşturmak üzere kuruldu. Hitler’in parlamentonun kontrolünü sağlaması üzerine 1933 yılında dağıldı ve Berlin Duvarı’nın çökmesinden sonra 1980’lerde neo-Nazilere yanıt olarak yeniden ortaya çıktı.

ABD ve Kanada’da Irkçılık Karşıtı Hareket (ARA) aktivistleri, 1980’lerin sonundan 2000’lere kadar azimle Ku Klux Klanların (KKK), neo-Nazilerin ve diğer beyaz üstünlüğünü savunanların izini sürdü. Mottoları basit fakat cüretkârdı: 

‘Onlar nereye giderse oraya gideriz.’ Eğer Nazi skinheadler Indiana’da bir punk konserinde ‘Hitler haklıydı’ diye bir broşür dağıtırlarsa, Antifa onlara kapıyı göstermek için oradaydı. Eğer faşistler Alberta Edmonton’da çarşıda ırkçı posterler asarsa, Antifa onları yırtıyor ve yerine ırkçılık karşıtı sloganlar yazıyordu.

Küçük faşist gruplara verilen bu cevaplar bazılarına önemsiz görünebilir fakat Hitler’in ve Mussolini’nin yükselişi direnişin doğrudan kriz anında gösterilebilen bir ‘kapatma düğmesi’ olmadığını göstermişti. Naziler ve faşist partiler hükümetin kontrolünü kazandığında imdat valfini çekmek için artık çok geçti.

Anti-faşistler geçmişe baktıklarında Mussolini’ye eğer 1919’da henüz 100 kişilik bir çekirdek kadro iken müdahale edilseydi çok daha kolay olacağını düşünüyor, onlara göre, aşırı sağcı Alman İşçi Partisi de Hitler ilk toplantılarına katıldığında henüz 54 kişiyken, daha Hitler partiyi Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne (Nazi Partisi) çevirmeden müdahale edilseydi her şey daha kolay olurdu. 

Onları tepki göstermeye iten rejimler uzun süre önce yok olsa da anti-faşistler kendilerini ileride çekirdekten başlayıp daha büyük bir hareket veya rejim oluşturmasını muhtemel gördükleri küçük ırkçı ve Nazi gruplarla mücadele etmeye adadı. 

Bakınız, Beyaz Gül Direniş Örgütü (Die Weiße Rose), Almanya'da 1940 - 1943 arasında Nazi yönetiminin soykırım eylemlerine karşı örgütlenen ve etkinlik göstermiş Katolik ve anti-faşist bir direniş grubunun adıydı. 

Antifa’ları daha çok duyacağız gibi. Antifa’lar geçmişte sosyalizm mücadelesi yükseldiği için mücadelede bütünüyle kayboldu gibi görünse de Antifa’sız bir dönem bu yüzyılda tamamen sona erdi diyebiliriz.
***
Hitler faşizminden, Mussolini’ye, Franco’dan günümüz faşist diktatörlerine, kurşun ve şarapnel parçaları ile delik deşik olmuş duvarlara, sprey boyalarla ismi duvarlara yazılmış anti-faşistler anısına.

Yaşasın Antifa! 

Hiç yorum yok: