5 Mart 2013 Salı

Bolivar’ın devrimci oğlu: Seni unutmayacağız!

Tüm dünya duyuyor, tüm dünya hissediyor, Chavez yaşıyor! Hepimiz onurlu Venezuela halkının yanındayız! Hepimiz Chavez'iz!

2 Mart 2013 Cumartesi

Başkan siyah ama...

Beyaz Saray’a çıkma hakkını kazanan ilk siyahi Amerikalı olan Barack Obama “Başkan siyah olabilir ama saray her zaman beyaz kalacak” sözünü doğrulamaya devam ediyor. Obama’nın General David Patreus’un yerine düşündüğü isim: “İleri Sorgu Teknikleri” ile işkenceyi sistematik hale getiren, Guantanamo işkence üssü ile anılan Bush döneminin CIA yöneticilerinden, “Suikastçı Çar” namıyla anılan John Brennan.

Eren Akyol’dan alıntıyla başlayalım: Bush döneminin kıdemli CIA yöneticilerinden biri olan Brennan, bu dönemlerde uygulanan tartışmalı güvenlik politikalarından birçoğunun, ilk elden sorumlusu.

Hatırlatalım: George W. Bush, yakaladığı terör şüphelilerine başta Guantanamo üssü olmak üzere dünyanın dört bir yanına yayılmış gizli CIA hapishanelerinde “İleri Sorgulama Teknikleri”yle işkence yapıyordu. Obama ise hiç bu zahmete girmeden doğrudan imha yöntemlerini kullanmayı tercih ediyor.

Obama Amerika’da yapılan seçimlerde başkanlık koltuğuna oturmadan hemen önce 2009 yılında “Sadece teninin rengi siyah” derken bunu kastediyordum. Bakınız: Barack ‘Hüseyin’ Obama’nın seçilmesi üzerine… Bush’un Afganistan’la başlayıp Irak’ı işgal etmesiyle başlayan süreç bir kez daha devrimci (Marksizm’i) Marksistleri haklı çıkarmış oldu.

Öyle ki “İleri Sorgulama Teknikleri” (suyla nefesini kesip boğulma psikolojisi yaratılan bir işkence türü) gibi sistematik bir hale dönüştürülmüştü. Ayrıca Obama ve Brennan’ın, adeta yeni bir oyuncakmış gibi kamuoyuna tanıttığı bu sisteme dayalı olarak, İHA’ların (İnsansız Hava Aracı) tarafından yapılan bombalamalarda, 200’ü aşkın çocuk olmak üzere yaklaşık 3 bin insan yaşamını yitirdi.

Bush’un Irak işgali macerasından geriye, Obama’nın Ortadoğu fantezileri kaldı. Bu işi şimdi Suriye’de kendilerinin pis ilişkiler taşeronu AKP iktidarı başta olmak üzere, Arap coğrafyasında (S. Arabistan, Katar vb. gibi ülkelerden) kotardıkları idamlık mahkûmları Suriye cephesine sürerek “Esad’ın aslında Beşşar Esad olmadığını, Esed olduğunu” ve orada bir diktatörlük olduğunu söyleyerek devam ettiriyorlar. Onlar kime zalim derse zalim, kime demokrasi kahramanı derlerse demokrasi ve kime diktatör derlerse bizimde onlara diktatör dememizi istiyorlar.

Onlar diktatör deyince diktatör, kahraman derlerse kahraman olarak göreceğimizi sanıyorlar. Oysa böylesi bir zorunluluğumuz yok, hele hele emperyalist devletleri desteklemek gibi bir seçeneği öne sürmek ise düpedüz ahmaklıktan öte bir şey değil.

Emperyalizme karşı kim mücadele yürütüyorsa bizce Mahir Çayan’ında belirttiği üzere: ihtilalci de, ilerici de, devrimci de O’dur. Çünkü ezilendir. Emperyalizme karşı olmayı anlatır. Bütün bunlar hem de etnik kökeni ve dini ne olursa olsun, ezilen / mazlum halkların hakkının ve hukukunun savunulması anlamına gelir.

Devrimci Marksizm bu yüzden bu kadar basit ve nettir...