22 Şubat 2013 Cuma

Kravat iğnesi

Yaşar Büyükanıt Dolmabahçe’de Erdoğan’la gizli görüşmesinden önce 27 Nisan 2007’de “muhtıra” vermişti (bildiri internet aracılığıyla verildiği için "e-muhtıra" olarak da adlandırılmıştır), bu olaydan sonra Erdoğan ile Yaşar Büyükanıt 2007'de Dolmabahçe'de bir araya gelmişti. Erdoğan’ın çalışma ofisinde 135 dakika süren baş başa bir toplantı.

Sonrasını biliyoruz: Yaşar Büyükanıt, Dolmabahçe’de, Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun karşısına oldukça şık bir takım elbise ve içine şık bir kravat takarak çıkmış. Fotoğrafı ben yeni gördüm, o yüzden paylaşmak istedim.

Hani komplo momplo teorisi falan dersiniz, walla atış serbest ama atıp tutmadan önce araştırmanızı salık veririm. Zira daha önce de sormuştum "Dolmabahçe'yi sorabilecek misiniz?" diye.

Neyse…

Konuya döneyim: Paşanın pırıl pırıl parlayan kravat iğnesine dikkat ettiniz mi?

Etmediyseniz fotoğrafa bir daha dikkatlice bakın. 4 yıldızlı kravat iğnesi. Bu, ABD Büyükelçiliğinin generalliğe ve daha üste terfi eden komutanlara gönderdiği bir hediye. Hediye paketinin içinde viski, çikolata vs.. bulunur ama en değerlisi kravat iğnesidir.

Bir hatırlatma daha: Yaşar Büyükanıt, Kara Kuvvetleri Komutanı olduğunda da ABD, liyakat madalyası ile ödüllendirmiş. Ha ayrıca bu kravat iğnesini “ABD’ye derin sevgisi olan generaller” takarlarmış.

Ee, Dolmabahçe’de Yaşar Büyükanıt’ın komisyonda ne anlattı o bilinmez ama(!) ABD’ye sonsuz bağlı oldukları halde bazı komutanların başlarına gelen ortadayken Büyükanıt “büyük patrona” oldukça duygusal bir mesaj vermemiş mi, sizce?

“Ben ABD’ye hâlâ bağlıyım”…

21 Şubat 2013 Perşembe

AKP’den umutlu olmak

Malum bizimkiler (bizimkiler dedik ya, başlıkta AKP’den umutlu olmak olunca, bazıları tarafından AKP’ci damgası yemesek iyi) önlerine uzun zamandır bir hedef koymuşlar:  2023.

Bu tarihi göremeyeceklerini biliyorum, ama niyet önemli derler ya bunların niyetini okumak önemli.

Şakası yok derken, hadi canım diyenler biz söylerken her şey yaptılar, ne mi(?) örneğin: bazen “Darbeci”, bazen “Ergenekoncu”, bazen de “Demokrasi” karşıtı…

Bugün Ergenekon’un yanına Devrimci Karargâh Örgütü ve KCK davaları eklendi, Ergenekon’da ulusalcılar biçildi, Devrimci Karargâh üzerinden devrimcilere gözdağı verildi, KCK davasıyla da Kürtler tasfiye edilmeye çalışılıyor. İslami faşizm Türkiye’de böyle yükselirken, aynı zamanda da sağcıları ve solcuları da aynı potada da eritti, öyle ki Yargı, HSYK, Emniyet, TSK bugün AKP’nin elinde değil bilakis cemaatin yükümlülüğü ve yaptırımı altında, geriye bir MİT kaldı(!), o da Tayyip kliğinin elinde, bizimkisi Nakşi ya cemaati iplemiyor, takmıyor, bay Gül ise cemaat konusunda oldukça hassas ve kırılgan gibi duruyor. Hatta padişah bozuntusu Tayyip dışında bütün AKP’li yardakçılar (köleler terimi daha uygun sanırım) vekiller her gün demeç demeç hoca efendilerine selam gönderiyorlar basın üzerinden. Yalarız, yutarız tarzından…

Dedik ya: AKP bir sermaye partisi, sermayeyle birlikte finans kapitale, yani kâğıt paraya dayalı bir iktidar. Hoca efendinin din çarkı da öyle. Bu iktidar ve padişah bozuntusu Tayyip efendinin ağzından hiç düşmeyen “Koalisyonlar ülkeye bir fayda vermedi, tek başına iktidar olarak onların yapamadığını yaptık”larla günü idare etmenin peşinde de olsa, şu son günlerde bir kez daha gördük en büyük koalisyon AKP’nin 10 yıllık siyasi tarihinde gerçekleşmiş: ABD-AKP-Cemaat paradigmasında belki de nesiller sürecek bir yapı oluşturmaya çalışıyorlar… Şakası yok derken kastımız biraz da bu…

Şimdi çattırtıyor bu koalisyon, çokta büyük bir gürültü çıkaracağa benziyor… Ömür boyu seviyeli bir ilişkileri olacak değil ya, her şeyi halettiler neticede, sağ-sol, en son Feto karşıtı diğer irili-ufaklı cemaatleri bertaraf etmekti onu da yaptılar. Malumdur Allah katında okunmuş-üflenmiş Cübbeli içerideydi de, hoca efendisine söz verip bir de üstüne hoca efendi için “Rüyaya yatınca” salıverdiler… Nasıl derler Allah bile yetişemiyor bunlara…

Türkiye’deyiz diyoruz, onlar Ortadoğu’dayız diyorlar. Alakamız yok oysa ne biçim bir çelişkidir ki, zoraki bir Ortadoğululuğumuz söz konusu oldu. Varsın olsun!

Çökecekler, çökerken de biz bu tuzu kurulara tahammül etmek zorundayız. Bu da zoraki bir görev!

Türkiye’deyiz, alın teriyle işinden çıkan işçiyi, patron karşısında disiplinlileri, namazını eksik etmeden çalışan işçileri anlamak zorundayız. Ufuk bu.

Sabah kalkacak işe gidecek, eve gelecek, namaz kılacak, sabah yine işe gidecek, TV kanallarında verilen her türlü ibneliği seyredip inanacak, Cuma’yı kaçırmayacak, ezan okunduğun da çalmayacak… Cuma namazından ve ezan her okunduktan sonra da günlük hayatlarına yani puştluklarına dönecek… AKP’nin tam da istediği ve yaratmak arzusu güttüğü insan profili…

Emperyalist rekabet, badem bıyıklı vizyonerlerin büyük Türkiye düşü…

Adım adım bir kâbus kuruluyor, bu kâbus kurgusu sokağa yansımak zorunda ve yansıyor da.

Bunu 15 Nisan’da Bakırköy’de gerçekleşen Grup Yorum’un “Yaşasın tam bağımsız Türkiye” konserinde 350 bin kişi olarak, 2012 - 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda ve yasaklı olmasına rağmen gerçekleşen en büyük sivil 19 Mayıs törenlerinde ve son olarakta 105 koruma, 20 zırhlı, 8 TOMA aracı ve 3600 polisle bilim düşmanlığını künyesine kazımış, eğitim politikaları İmam Hatip okulları açmakla sınırlı bir hükümetin başbakanı köklü bir bilim kuruluşuna savaşa gider gibi gittiği ODTÜ’de boyunun ölçüsünü almıştı.

Bakarsanız, görürsünüz! Ben ne yapabilirim diyenleri dalga dalga burada görüyoruz.

Örgütlü güç hareket olarak güç kazanmazsa ve inisiyatifi almazsa, AKP’nin kurduğu bu yapı yine emekçilerin başına yıkılacak.

Sindirilmiş, faşist badem bıyıklıların her dediğine direnen ve aklını koruyanların, sınıfın aklını öne alan, halkın vicdanına bakmak önemlidir.

Tanrı’ya güveniyorlar ama üzerinde İngilizce “Tanrı’ya güvenmeyen” rengi yeşil yeşil Amerikan dolarlarını görüyoruz…

AKP’den umutluyuz!

Özel Yetkili Mahkeme (ÖYM)’lerin kaldırılıp, kaldırılmayacağı konusu bile bu sarsıntının ne kadar etkili olduğunu gösterdi.

Yıkılacaklar!

Büyük kırılma ise, komşularla sıfır sorun politikasını tıpkı 2023 hedefini önüne koyan padişah bozuntusunun ABD himayesindeki NATO üzerinden kendisine hibe edilen dolarlarla, Suriye üzerine kurguladığı tezgâhla başlayacak.

Kutlu olsun!
Bu yazım aylık sosyalist politik dergi olan Halkın Birliği’nin 2013 - Şubat sayısında yayımlanmıştır.

20 Şubat 2013 Çarşamba

Faşizm sınırsız bir keyfiyettir…

Zaman ayarlı vatanseverler: Siz, o bayrakları ülkeyi NATO ve Patriot topraklarına çeviren, derelerine HES yaptırtan, emperyalizmin taşeronluğuna soyunan partilerin kapılarına, Türkiye’deki Amerikan üslerine çekebiliyor musunuz; ondan haber verin!

6 Şubat 2013 Çarşamba

Dingili kırıklar

“Dingili kırık”, bir köylü deyimidir. Daha önce söylenmemiş olsaydı, şu kolaj çalışmasındakiler için de söylenebilirdi. Çünkü hiçbir ilkeleri yok, belki hayat boyunca da olmamıştır. İdeolojisiz yaşıyorlar daha doğrusu, hep bir ağızdan reddediyorlar da. İdeolojisi olmayan mı vardır diye sorsak “kem kümlerle” geçiştirirler. Oysa ideolojisi olmayan tek canlı türü: bir hayvanlar, iki otlardır. Başlarındaki Tayyip kliği reddedince onlar koro şeklinde inkâr ediyorlar, yok sayıyorlar ama o yok saydıkları ve “bitti” dedikleri ideolojilere de, saldırmaktan vaz geçmiyorlar. Elbette Amerikan emperyalizmine bağlılık dışında. Öyle garip bir durumları var. Ne gam(!) kırık dingilin de bir ucu boyunduruğa bağlıdır ya, kader çizgileri de oraya yani Pentegon’a, Beyaz Saray’daki Oval Ofislere bağlamışlar.

Bir insanın yaşamındaki kırılma noktalarını alt alta yazarsanız, kişiliğinin röntgeni çıkar ortaya, biz o röntgeni böyle vermeye karar verdik. Öyle ya her döneğin (dingil) kendini açıklayış biçimi (tarzı) farklıdır. O dönekler silsilesinin bir bölümünü veriyoruz.