30 Mart 2010 Salı

Sokaklar var düşlerimizde. .






şiirlerin barikatlara takılmadığı... uçurtmaların, kurşunlardan delik deşik olmayacağı bir dünya düşlüyoruz...

30 Mart 1972 Mahir Çayan ve 10 yoldaşı, Deniz Gezmiş'lerin idamını engellemek için 3 Amerikan askerini kaçırırlar. Kızıldere'de saklandıkları ev sarılır, devletin kolluk güçleriyle girdikleri kıyasıya çatışmada ölümsüzleşirler... ON'ların militan mücadele geleneği sosyalizm savaşımının harcı...

26 Mart 2010 Cuma

Kömür paketi, nohut paketi, makarna paketi, ‘Anayasa’ paketi...

Yazılı ve görsel burjuva basın ateşli bir şekilde AKP’nin ‘Anayasa’ paketi üzerinde yapabileceği muhtemel değişiklikler üzerinde tartışıyor. Aklı yetikçe akıl veriyor. Zaten en iyi bildikleri konu da bu gerekli – gereksiz bütün tertiplerde rol almıştır bu tipler. Şimdi de birbirlerine çemkiriyor burjuva kalemşorlar köşeciklerinden. Kaldı ki düşünce adına düşünmeye sevk etme bağlamında yaptıkları bir şey de yok. Olsa olsa gelen ve giden iktidarlar arasında yer edinme adına yalamalık(yalakalık) yapmalarıdır.

Neyse geçelim…

Erdoğan, ‘Anayasa’ paketi için her kesimi kucaklayacak bir şekilde değiştirileceğini istediği kadar söylesin, zaten kendisine ait bir fikri olduğuna bile inanmıyorum, tıpkı şu gündeme getirtilen‘Anayasa’ paketindeki değişikliğinde de olduğu gibi.

Şimdi bunu söylerken aklıma Şah Pehlevi dönemindeki İran geldi, bir de malum Türkiye… Diyeceksiniz ki ne alaka.. Doğrudur İran Şia’dır Türkiye içine de her ne kadar ‘çok’ azınlık bulundursa da Türk-İslam senteziyle birlikte Suni’dir. İkisini yan yana koysanız anlaşamazlar bile. Hatta bugün için Arap-Suni’ye doğru giden bir gidişatta vardır. Artık Türbanlılar / kara çarşaf (sonradan örtünme ihtiyacı duyan başı açıkları katmıyorum), Hacca gidip gelmiş köylü amcalarımız da eskisi gibi mütevazı olmak yerine torunlarıyla birlikte kara cübbeye bürünmüşlerdir ve birbirilerini gördükleri her alanda selamlamak için ‘Rahmetullah’ kelimesini tercih etmektedirler.

Konuyu özetlersek, Humeyni Şah diktatörlüğünü yıkmak için İngilizler tarafından sürgünden paraşütle İran’a getirilip yeraltında çalışmasını sağlarken o da geldiği topraklar(ın)da “Herkese özgürlük” şiarını kendine rehber etmişti. O dönem Humeyni’yi desteklemeyen ve biran önce Pehlevi belasından kurtulma derdinde olanlar koşulsuz onu desteklediler. İran liberalleri, sağcıları, milliyetçileri, solcu ve devrimcileri hatta illegal diğer sol fraksiyonlar ateşli bir şekilde Humeyni’yi iktidara taşıdılar ve sonrasını da malum az çok tarih bilgisi olan gerisini bilir.

Trajiktir kendisini ateşli bir şekilde destekleyen radikal sol / sosyalist devrimcileri kurşuna dizdir sözde imam Humeyni…

Şimdi de Erdoğan… O da “Demokrasi”den dem vuruyor. Hakkını isteyeni tehdit ediyor, aşağılıyor. Söz ettiği ‘Anayasa’ paketinde halklar adına bir tane bile somut bir şey yok, keza işçiler içinde. Toplu Sözleşme Hakkı’nı tanıyor ama işçilerin grev hakkı yok. Kendisine dokunan herkese şiddetli bir şekilde dokunan Erdoğan’ın ‘Anayasa’ paketi usulsüz – kalpazan – kayırmacı – yolsuzluk ve hırsızlık yapmış hiçbir AKP’liye ve diğerlerine dokunamıyor. En basitinden siz Deniz Feneri Davası'na dokunan bir AKP'li bürokrat gördünüz mü, hadi onu da geçtim bir tane sözüm ona demokrat olan ve AKP'yi desteklediğini söyleyen bir gazeteci gördünüz mü? Hayır! Şimdiyse yargıçlar – hâkimler kendi ideolojisine yakın kişilere vaat ediliyor ve teslim edilmeye çalışılıyor.. Birinden kurtulmak isterken diğerine tutturulmak denir bunun adına.

Kemalist hâkimden şikâyetçi olan ümmetçi hâkim ve yargıca teslim ediliyor. Öyle ki bu hâkim ve yargıçlar yargının tepesinde dururken bunun için hukuk fakültesini bitirmesine ve hukuk üzerine okumasına – yazmasına – çizmesine gerek yok, iktidara yakinseniz muhasebeci de olsanız bu işi yapmanıza engel hiçbir argüman olmayacak. İşte bir diğerinden şikâyet edenler, bir diğerine razı ediliyor hem de rızası alınarak yapılmaya çalışılıyor bunlar. Kömür paketine, makarnaya oy veren bir halk yığının önüne referandum sandıkları kuruluyor kara ellerle. Oysa Öcalan bütün bunları son yazısında şöyle açıklamış: “Anayasa paketiyle amaçlanan hukuk komplosudur, anayasa komplosudur” evet doğrudur. Olanda bizzat emperyal politikaların bir argümanıdır ve Erdoğan – Gül ikilisinin şimdiye kadar sergilemiş olduğu icraatlar gibi başkalarınca uygulanmaktadır.

Sonuç olarak siz Türkiye özgürleşiyor ve demokrasinin gerçek anlamda temelleri atılıyor sanıyorsunuz değil mi?

Öyle zannedin. Şiir okuduğu için hapse düşen ve her fırsatta bundan yakınan bir Başbakan’ın yönettiği ülkede bir genç, Mehmet Pekinoğlu adlı bir genç 2007’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Nâzım Hikmet’in bir şiirini okuduğu için 10 ay hapse mahkûm edildi bile.

Erdoğan istediği kadar Yılmaz Güney’den örnekler verip Nâzım’dan şiirler okusun Emine Erdoğan’la birlikte, siz 12 Eylül’ün hoşgörüsüzlüğünden şikâyet ede durun, başka bir hoşgörüsüzlüğe doğru yol alıyorsunuz…

Hazır Yılmaz Güney demişken Güney’in kadim dostu ve bugünlerin popüler bir ismiyle Ramiz dayının (Tuncel Kurtiz) YeniHarman dergisine verdiği röportajın ana başlığı olan sözle bitirelim: “Komünizmden başka yol mu var kardeş!”

25 Mart 2010 Perşembe

Serdar Turgut ve hezeyanları

Akşam gazetesi yazarı Serdar Turgut, Fethullah Gülen cemaatinin Senegal'deki okullarını ziyaret etmiş ve bugünkü köşesinde izlenimlerini aktarmış. Turgut'a göre, Türkiye'ye bu kadar yararlı olabilen bir sistemin uygulanmaması sadece parayla değil, zihniyetle alakalıymış... Ortada bir zihniyet sorunu olduğu muhakkak doğru… Sorun zihniyet(sizliğin) diplerde dolaşmasıdır… Yani hezeyan ve sanrıların artık gün yüzüne kendini vurmasıdır hem de yakıcı bir şekilde. Fethullah kliğini geçtim onun paranoyalarını da ama Turgut’un yaşı ve söz konusu olan faşist bakış açısına (kanımca kendisi hastadır ve) hastanın o sırada psikozda olduğunu, diğer bir deyişle gerçeği test etmesinin bozulduğunu göstermektedir ki, bu türlerde paranoidin geç başlangıçlığı sanırım denmektedir. Sonuçta bu türlerin cinsel nedenlerini(dürtülerini) ve şiddet eylem risklerini hem araştırılmalıdır hem de değerlendirilmelidir. Son olarak Fethullah'a övgüler düzeceğine Köy Enstitüleri'nin tarihine ve bu ülkeye sunmuş olduğu aydın birikimine bir baksınlar, hangisi akıldışı ya da bilimle alakalı?

Bu arada merak edenler için işte Turgut'un o yazısı.

6 Mart 2010 Cumartesi

Merhaba asker

Nazlı Ilıcak'a bakın ve demokratlığın kıstası nedir(?) öğrenin. . 12 Eylül darbesi öncesi 17 Aralık 1978'de şöyle yazıyor katıksız demokrat Nazlı Ilıcak: “13 ilde sıkıyönetim yürürlüğe girdi. Huzura susamış milletimiz yürekten sesleniyor: Merhaba asker...” 12 Eylül'den hemen sonra 14 Eylül günkü satırları şöyle: “Bir otorite boşluğu doğmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu boşluğu doldurdu...” Tarih 18 Eylül 1980 yılını gösterdiğindeyse: “12 Eylül bir darbe değildir", diyen "Orgeneral Kenan Evren’e tamamıyla katılıyoruz. 12 Eylül ne bir darbedir ne de bir ihtilal...”
.
Evet, işte demokratlıkları bu kadar(?) Bu arada bilinmez ama yarın Amerika AKP’den sıkılıp, icazeti ve emri AKP'ye değil de TSK'ya vermeye tekrar başlarsa kuyruklarını bacaklarının arasına sıkıştırıp ilk kaçacak ve/ya da yukarıda da verdiğimiz örneklerdeki gibi TSK’ya övgüler dizebilir bu burjuva aymazlar. Netice de ne olursa olsun demokrasilerinden, bu anlayıştan ve benzerlerinden tiksiniyorum ve çıkardıkları bu seslerden de oldukça irkiliyorum.

2 Mart 2010 Salı

Süper kahramanlar

1980 doğumlu Endonezyalı fotoğrafçı Agan Harahap “Super Hero” isimli projesinde, 20.yy’ın önemli politik ve savaş anlarındaki fotoğraflara Örümcek Adam ya da Batman gibi süper kahramanları yerleştirmiş. Süper Kahramanlar çoğunlukla olaya müdahil olmak yerine, arada ben de görüneyim de televizyondan amcamlara selam edeyim durumunda olsalar da, ilginç gözükmekte.
(Eser ve kaynak: Futuristika!)