25 Ekim 2010 Pazartesi

Türban tartışmasında son noktayı koyuyorum

Burke, 'boş inançlar, cılız akıllıların dinleridir' der.

8 yorum:

Adsız dedi ki...

yuhh ya boyle iğrenç insanlar çıkıyo müslüman bi ülkeye yakışmayan hareketler sergiliyo Rabbim yukarda bugunlerın yarınıda var kımsenın yanına kalmaz bu yapılanlar soylenenler son noktayı ben koyuyumm ben İslamın bana gerekli kıldığı gıbı örtümle ve edebimle yaşamaktan cok mutluyum butun engellere ve boyle pisliklere rağmen sonuna kadar da arkasındayım

YN' dedi ki...

Olumlu bir tepki...

Kuzey dedi ki...

bu tarz insanlar yüzünden diğer insanlara karşı ön yargılar doğuyor ondan sonrada acısını biz çekiyoruz... kim ne derse desin ne yasak koyarsa koysun ben Rabbimi seviyorum ve ne ona yaranmak nede onun en iyi kulu olmak için uğraşıyorum,onu çok sevdiğim için emrine rıza gösteriyorum... bu tarz kişilerin de belli bir değeri olan nesneyi sömürmesine de dayanamıyorum!!

Adsız dedi ki...

şimdi ne düşünmemizi bekliyon! aaa, sen daha dini anlamamışsın, başı kapalı bacaklar fora, başı kapalı makyaj yapıyor, başı kapalı elele tutuştuğu gençle öpüşmediği kaldı, başı kapalı kırıtıp şuh hareketlerle erekekleri etkliyor, başı kapalı orospu olmuşsun birde kalkıp özgürlükten mi yakınıyon! şimdi buna göre bilmem kimin günlüğü-yani benim günlüğüm değilsin, ne yaşadığımı bilmiyorsun- başörtüsünün serbest kalmasından yana değil. diyalektik bu olsa gerek. dine karşı dindar reflekslerle tanrıyı savunmaya geçip ama aslında yasakçılığına, bağnazlığına, faşizmine geçit verecen değil mi! bi çeşit stokholm sendorumda denebilir. hadi iyi değişmeler...

Yeraltından Notlar!' dedi ki...

Kuzey,

Türkiye’de yine modern, yeni filizlenen Türk-Müslüman orta sınıfı’nın temsilcisi bir Müslüman kadın, bizlere modernliğin etek boyu veya çıplaklık ile eşleştirilemeyeceğinin bir kanıtı olarak günümüzün tesettür modasından örnekler sunuyor güya, bu arada verilen resmin kaynağı http://friendfeed.com/zzaa’dır.

Adsız,

TalkShow'da mısın, kafanı TV kutularından çıkar...

Kuzey dedi ki...

evet maalesef öyle... kaynak için teşekkür ederim :) mutlaka bakacağım..

Adsız dedi ki...

inanmamanız inanca saygı göstermeyeceğiniz anlamına gelmez.

Yeraltından Notlar!' dedi ki...

Adsız,

AKP, ilk hamlesini üniversite açılışlarında yaptı ve üniversitelerde türbanı bir kalemde serbest bıraktı. YÖK genelgesinin uygulanmasıyla birlikte, türbanın kampüste ve dersliklerde yasak olduğu üniversite sayısı 32′den 14′e düşerken, tümüyle serbest olduğu üniversite sayısı da 8′den 37′ye çıktı. Türban konusunda bu denli geniş bir burjuva mutabakat varken halen inanıp – inanmamaktan söz ediyorsun’uz.

Sorun inançların (dinlerin) sorgulanması değil ki, (keza öyle bir şey de olsa normaldir) “Benim dinim böyle emrediyor böyle yapacağım”, “Özgürlük istiyorummm”, öyle ki 9 yaşındaki kız çocuğu 13’ne geldiğinde “Kocaya kaçmak istiyorum, buna özgürlük istiyorum” dediğinde ne yapacaksın? Sorular çok! Dolayısıyla özgürlüklerin tanımını yapmalıyız, hem de adam akıllı çünkü birçoğu sende dâhil özgürlüklerin neyi kapsayıp kapsamadığı hakkında ciddi bir görüşün yok, birkaç gündür çeşitli bağlantılar altında ki yorumların bunun kanıtı.

Ne diyelim bir şey kırk kere söylenirse gün gelir gerçek sayılmaya başlanırmış. Burjuvazi, işçi sınıfı ve emekçileri yalnızca zorbalıkla bastırmanın değil, daha çok da ideolojik bakımdan zehirleyerek baştan çıkarmanın, “Halkın gerçekleri öğrenme hakkı”nı ayakları altında çiğnemenin ustasıdır. Türkiye’de yıllardır olanda budur.

Türbanın serbest bırakılmasının özgürlük olduğu da, kırk kere söylene söylene devrimcilere bile zerketmeyi başardığı liberal efsanelerden biridir. Bu kuşkusuz baştan beri böyle değildi. ‘80′li yıllarda Türk-İslam sentezci eğitime ve 12 Eylül darbesiyle ezilen devrimci hareketin yokluğunda palazlanan dinci gericiliğe karşı liseli öğrenciler bile öfke doluydular. Bu arada belirteyim ki insanların inançları mezhepleri ırkları ve dilleri beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Zerre kadar ilgilendirmiyor derken elbette bende kendimce inançlı ve yaratıcı bir gücün varlığına inanan birisiyim… Sadece İslamiyet’in bugün için gerçek anlamda uygulanmadığını, dindar kesimlerin ciddi bir şekilde kandırılıp – sömürüldüğünün ve temeller doğrultusunda sağıtıldığına inanmaktayım. Hatta artık abdestli kapitalistlerimiz bile mevcuttur.

Kadının türban, peçe, burka, çarşaf yelpazesindeki gibi örtünmesi ve “Kamusal alan”da bu biçimde var olması, İslam dinini yaşamanın bir gereği olarak savunuluyor ve buna liberal bir saygının gösterilmesi isteniyor. Gerçekte ise, örtünme, salt İslam’ın değil bir bütün olarak dinlerin ortak noktasını oluşturur. Kadının örtünmesini emreden hükümlerin ta Asurlara dayanmasının yanında, Hıristiyanlıkta kadınların ya başlarını örtmeleri, ya da traş etmeleri zorunlu kılınıyor. Müslümanlıkta ise kadının sokağa çıktığında örtünmesi, evdeki efendi dışındaki erkeklere görünme yasağına ve “Namuslu aile kadınları” ile fahişelerin ayrıştırılmasına dayandırılır. Buna göre, kadın örtünerek fahişelere karşı caiz olan erkek saldırganlığından kurtulma “imkânına” kavuşur! Kadın cinsinin erkeğe amade kılınması kuralı bozulmaksızın, cinsler arası ilişkilere toplum düzenini bozmayacak bir düzenleme, “Pratik bir çözüm” getirilir. “Bu kadın belli bir erkeğin kölesidir”, dolayısıyla diğer erkeklerin ona bakması caiz değildir!

Türban, ‘Geleneksel mi siyasal mı’dan önce bir toplumsal ilişki biçimidir. Kadının erkeğe daha doğmadan başlatılan, “Alın yazısı” olarak kabullendirilen kölece itaat ve esaretinin, evin bütün yük ve zahmetini omuzlamanın yanında cinsel bakımdan da erkeğin isterlerine bağımlı olmasının, buna karşılık erkeğin salt dini kodlarla değil burjuva toplumda da süregiden çok eşliliğini kabullenmenin ifadesidir. İster sosyal demokratların ikiyüzlülükle yaptığı gibi türbanla sınır çekmek için “Annelerimiz de başörtüsü takardı” biçiminde yaklaşılsın, ister ekonomik-siyasal arka planı “Dinine göre yaşama tercihi” öne çıkarılarak silikleştirilsin, onun özünde yatan toplumsal ilişki biçimi budur.

İşin özeti ben “Velev ki…”nin arka planına bakmaktayım, Emine Erdoğan’ın türbanına değil.