21 Temmuz 2010 Çarşamba

Erdoğan’ın temel karakteri burjuva olması değil, kaptanlar tarafından seçilmiş bir kral olmasıdır (isteyen padişah diye okuyabilir.)

Erdoğan, darbeyle hesaplaşacağını söyleyerek gözyaşı dökme şovları yaparken, AKP’li belediyeler Kenan Evren isimli caddelerin isimlerinin değiştirilmemesi için direniyor.

Liberal, dinci, yandaş medya yazarlarının köşelerinden uzunca bir süredir bir hortlak geziyor. Bir vesayet rejimi olarak Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa Mahkemesi referanduma yol mu verdi, “Vesayet rejimi çatırdıyor”; birileri AKP’ye karşı tavır mı aldı, “Hoş geldiniz vesayet rejimine…” Cengiz Çandar’lar, Ahmet İnsel’ler, Oral Çalışlar’lar, Zaman yazarları hep birlikte aynı hortlağı çağrıma / kaçırma ayinleri yapıyorlar.

Oysa şöyle bir gerçeklik var; rejim kurumsallaştıkça askerlerin rolü giderek geri çekilmiştir. Yani Türkiye’de burjuva devrimi dünya burjuvazisinin genel olarak gericilik dönemine denk gelmiştir. Buna rağmen hanedanlığa, şeriata, ümmetçiliğe, emperyalist mandacılığa karşı devrimci yanlar barındırmaktadır. Vesayet rejimi iddiacılarının amaçlarından birisi de AKP eliyle yürütülen gericiliği ve işbirlikçiliği meşrulaştırabilmek için burjuva devriminin devrimci ve Jakoben yanlarını kötülemektedir. Örneğin Barosso’nun AKP’ye destek olmak için yaptığı ziyarette söylediği “Laiklik zorla dayatılamaz” sözü aslında yapılmak isteneni çok iyi yansıtmaktadır. Özetle burjuvazi çok gerilerde kalmış devrimci geçmişini dahi reddetme aşamasına gelmiştir.

Marksistler 12 Eylül askeri darbesinin burjuvaziden bağımsız bir erk yaratmadığını yıllardır söylüyor. Tabi ki her faşist rejim gibi burjuvazi için handikapları vardır, ama burjuvazi bunu büyük bir samimiyetle arzulamıştır. Amerika ve AB emperyalistlerinin yönlendirmesi ve burjuvazinin gereksinimi olan emperyalist sistemle entegre olamaya gidişin önü 12 Eylül darbesi ile açılmış, ama devrim yapacağından değil, bu programın önünde ciddi bir engel olduğu için işçi sınıfı siyaset ezilmiştir.

Erdoğan’ın 12 Eylül rejimini ve Özal’ın devamı ve ürünü olduğunu boşuna söylemiyoruz. 12 Eylül Anayasası’na karşı çıkmalarının nedeni, daha demokratik ve işçi sınıfı için daha fazla hak içeren bir düzen istedikleri için değil, 12 Eylül Anayasası’nın tüm gericiliğine rağmen burjuvazinin bugün kaldıramayacağı kadar kırmızıçizgi barındırmasıdır.

Bu bağlamda Erdoğan’ın sahneye çıkışı kararlı bir durum değildir, kısa bir süre sonra tıpkı diğerleri gibi sahneyi krallarına bırakacaklardır. AKP’nin temsil ettiği durumda kuramla çelişik değildir. Dolayısıyla Erdoğan’ın temel karakteri burjuva olması değil, kaptanlar tarafından seçilmiş bir kral olmasıdır (isteyen padişah diye okuyabilir.)

Hiç yorum yok: