25 Şubat 2010 Perşembe

Biri Çankaya Köşkü’yle, Başbakanlık Konutu’na yığınak yapsın, sokaktan geçen 2 kişiden biri TBMM’ye yürüyüş düzenlesin diğeri de TSK’yı provoke etsin!

Hemen hemen son 8 yıldır Erdoğan iktidar koltuğuna ‘demokrat’ muhafazakâr kıçını oturtur oturtmaz, İslamcı AKP ile bugüne kadar kendisini devletin tek sahibi gören Kemalist (generaller) rejim arasında ritimsel bir rekabet yaşanıyor. AKP kendince yeni dengeler kuruyor, zaten kim olsa bu dengeyi kurmayı amaçlar. Ha sosyal – demokratlar, ha milliyetçi cephedekiler, ha muhafazakârlar ve demokrasi düşkünü İslamcı diğer güruhlar.

İşte sistem içi bu çatışma Ergenekon denen ne i-düğü belli olmayan devasa örgütle başlayıp (bu Ergenekoncuların, 1. ve 2. emperyalist dünya savaşını başlattığını ve hatta İslamiyet’in ilk yıllarında İslam dinine karşı Müslümanlara komplolar düzenlediğini de düşünüyorum), cemaatçilerin üzerine gittiği için Erzincan Başsavcısı’nın tutuklanmasıyla ayyuka çıktı. Malumunuz daha sonra 23 – 24 Şubat (yani bugün) 2010 tarihinde son bulan ''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 3 Kuvvet Komutan’ın serbest bırakılmasıyla şimdilik zoraki ve mutlu sonla bitti… Elbette serseri bir mayın gibi habire dünya turuna çıkan Çankaya Köşkü’nün müdavimi Gül’ün çağrısıyla, Erdoğan kliği ve Başbuğ görüşmesi de buna etki olurken bizim pek güzide burjuva medyamız nefesi başka yerden alırcasına hem görsel alanda hem de yazılı basında bizi bilgilendirmekle meşguldü.

Tanrı eksikliklerini göstermesin.

Biri Çankaya Köşkü’yle birlikte kapısını, diğeri Başbakanlık Konutu’na yığınak yapsın, sokaktan geçen herhangi 2 kişiden biri TBMM’ye yürüyüş düzenlesin, geriye kalanda TSK’yı provoke etsin!
Elbette yazının başlığını uzun tutmamın sebebi yanlış anlaşılmasın, tamamen manevidir ve hiçbir maddiyat gütmektedir. Temel amacım demokrasiye bir nebzede olsa katkı sağlamaktır.

O yüzden şimdi bir düşünelim, darbe yapmak isteyen herhangi bir ülkenin herhangi bir ordusu darbe yaparken planlar ve krokiler üzerinde kafa yorar mı(?) siz şuradan, biz buradan saldırın ve ablukaya alın, iktidarı değiştiriyoruz, heykellerimizi yıktırmıyoruz der mi, demez elbette. Hele bu iş darbe gibi ciddi bi’iddiaysa… Bir askerin görev arkadaşları çeşitli iddialar gündeme getirtilip intihar edecek ve o askerde halen sessiz kalacak ve bir türlü yüzüne gözüne bulaştırdığı darbe yapmayı bütün donanımına rağmen beceremeyecek, hiç inandırıcı değil.

Siz bakmayın Erdoğan ve Yaşar Büyükanıt arasında ki gizli Dolmabahçe mülakatından sonra altçığına son model Audi marka lüks bir otomobilin çekilmesine, AKP bilmeden de olsa bu adamın salaklığını iyi kullandı… Zaten salak olmasaydı E-Muhtıra gibi bir şey icat edip yayımlamazdı. Değil mi?

Bundan bir ders çıkarmış olacak ki, hem temkinli hem de emekliliğine 8 ay kalmış Başbuğ kazasız – belasız bu işten sıyrılmanın yollarını arayıp duruyor.. Neticede aynı duruma Büyükanıt’ta düşmemiş miydi(?), Tanrı’dan gizli Dolmabahçe mülakatı oldu da Erdoğan onu tehdit ederken dosyaları tıpkı kendisi ve Gül, Başbuğ görüşmesinde Bond çantayla geldi, kim bilir neler neler gösterdi de o da Büyükanıt gibi acaba emekli olursam beni de Ergenekon kapsamında alırlar mı diye düşündü de, 3 Kuvvet Komutanı’nın serbest bırakılmasıyla zoraki ve yine temkinli ve yine ürkek ayrılmak zorunda mecbur kaldı 3’lü masadan.

Zaten uyarı mesajı daha önceden verilmemiş miydi, örneğin Başbuğ’un iki gazeteci ile yapmış olduğu röportajda “Elimizde belgeler var, gerektiğinde halkla paylaşırız” açıklamasından birkaç gün sonra, kendisinin ses kayıtları yayınlanmadı mı? Bu aynı zamanda Başbuğ’a bir uyarı dahası bir tehdittir. “Elindeki belgeleri açıklarsan, biz daha çok belge açıklarız.” İlginç olan, Genelkurmay Başkanı’nın bu konuşmayı Brüksel NATO merkezinde yaptığı söylendi. İster NATO, ister Genelkurmay Merkezinde olsun, bu konuşmanın dinlenip internet sitelerine havale edilmesi için yüksek bir dinleme teknolojisinin kullanılması gerektiği ortaya çıkıyor. Özel korumalı merkezlerdeki dinlemeleri Türkiye’nin elindeki teknoloji ile yapmak çok zor; ama ABD, İngiltere, Fransa, İsrail, Almanya gibi ülkelerin elindeki teknoloji ile bunu yapmak mümkündür. Söz konusu konuşmanın generallerin yıllarca babaları olarak gördükleri Pentagon tarafından servis edildiğini en iyi bilen de Başbuğ’un kendisidir.

Şimdi bütün bunlardan söz ederken bölgesel güçleri unutmamak lazım, örneğin Amerika’yı, örneğin Avrupa Birliği’nin ve diğer Batı’lı güçleri…

Başta Fethullah Gülen Cemaati olmak üzere, bugün için ülke siyasi iktidarının makam, mevki ve yetkilerine fazlasıyla sahip olan kimi kesimler; kontrolleri dışında bir erkin bulunmasına, üstelik kendi iktidarını ve varlığını tehdit etmesine göz yummamaktadır.

O yüzden siz inanmayın mensubu olduğu Batı’lı cemaatinin gazetesinde Ramiz Ozan Kütahyalı tarzı siyaset yaptığını sanan yavşakların dediğine, Fethullah Gülen bile aynaya her baktığında aynaların çarpışmasından olsa gerek kendisinin etkisinde kalıp yüzyılın ve bu ülkenin gördüğü 3 büyük yalancısının Köşklerden çıkarken söylediklerini dinleyip – dinleyip salya sümük ağladığına. Olayın özü küçük bir sancının rejimsel denklemleri arasında saklıdır ve bu rejim bildiğiniz – bileceğiniz ve size vaat edilen rejim değildir. Öyle askerle falan da artık bu saatten sonra bastırılamaz, hele ki son 3’lü kutsal ittifaktan sonra Amerika’dan kimse icazet almadan hiç kimse bastıramaz..

Sadece…

Halkların özgür ve örgütlü gücünden başka!

Hiç yorum yok: