14 Aralık 2009 Pazartesi

Cübbeli, Fethullah, Erdoğan ve sonsuzluk

“Boş inançlar, cılız akıllıların dinleridir.”
(Burke)

Şöyle bir baktım mecmualara - dergilere Abdullah Gül, Çek Cumhuriyeti gezisinden sonra şöyle demiş; “Bu yıl bitmeden güzel şeyler olacak, bir fırsat var, bu fırsatı kaçırmayalım,” diyerek büyük ihtimallerle şu Kürt meselesi (açılımı) ve Alevi çalıştayından hareketle, özetle demokrasi teranelerinden söz etmiş anlamını çıkartarak, zamanıdır diyerek bir yorum yapma hakkım olsa büyük ihtimalle şöyle derdim, “yere yapışmış durumdalar” (…) Hem AKP’nin cumhurbaşkanlığı makamı olarak hem de topluca AKP’liler olarak… Nede olsa Tayyip memleketinden döndü, sürprizleri vardır herhalde (?) AKP’nin mi yoksa Erdoğan’ın apışması mı dediğim ve nihayetinde yüzüne - gözüne bulaştırdığı bir süreçten geçtik.

Bundan söz - beste - düzenleme - müzikte yapılırsa Emre Altuğ tarzı geçici ve moda bir yaz parçası çıkartılır… Tin tinn tin: bu yaz çok sıcak geçecek… Kışı bilmiyoruz?

Apo’nun koğuş olayı oldubitti, güç göstergesini PKK’nin üzerinden yapacak diye yorumluyor şuan tıpkı Cübbeli Ahmet hoca tarzı: bilginin olmadığı her yerde şeytan vardır, (bak hele sen) ezelden bilecek tek kişi önder Abdullah Öcalan’dır, tövbe edin gelin, “ölümüze secde etmediniz dirimize secde edin” haydi toplu secdeye… Ne diye peki bu secde, ne demeyelim yaptırım gücü var işte… Günaha girme…

Tanrı’da bakacak, Obama’da bakacak… Ve sizinle Tanrı’dan önce sohbet edecek başkan Obama!

Fakat öncesi var Nobel ödüllü bay Obama ve Pentagon… Cemalinin hakkı hakkında izin verirse güneş doğmadan önce size cenneti vaat edecek başkan Obama, hadi girin barışın kapısından içeri. Ne taassup dildir bu dil, nakledenden razı olsun Tanrı. Enteresan bir durum, dua ediyoruz gerçekleşiyor, kaza ediyoruz kabul oluyor, hele sünnet ise farzdır. Papazlar alınmasın, hele ekümenlik üzerine hiç almasın…

Durum Cübbeliye özgü, "helal olan her şeye binerim…"

Tanrı hepinizi korusun..
Süreç geldi dayandı, AKP kapatılmayla karşı karşıya gelince güya o söz ettikleri ‘Anayasa’ üzerinden (yargıyla birlikte) tepinip dururken, DTP kapatıldı (!), demokrasi cephesinde yine AKP kazandı. Ne de olsa DTP terör, AKP demokrasi taraftarı her zamanki gibi bir mağdur rolü söz konusu. Kim yaparsa tutunur, tutturulur. Fragman iyi gerçekten, hele sponsor söz konusu olunca topluca başımız sağ olsun… Bütün sponsorlarımız taraftar değiştirdi çünkü laikler Fethullahçı olu verdi.

Hem ılımlı artık bir ordumuz var, hem de ılımlı dinimizle birlikte ılımlı bir devletimiz, bu tıpkı Cübbeli Ahmet hocanın Karaköy’de çay satmasından sonra paraşütle başımıza ‘Hoca’ olarak yapıştırılması gibi. Yani bir zencinin karanlıkta dişlerinin parlaması gibidir, ne muazzam bir şeydir o öyle. Cübbeli zenciye hayran, ben sınıfsal ve Cübbeliden farklı olarak insan ve de sosyalliğini öne alarak bakıyorum toplumsal olaylara, hazır empati de moda. O hadisleri göz önüne alıyor, Fethullah’ın hicri takvimle insana bakması Hz. Meryem’le bağdaşabiliyor. Meyrem'e koca da oldu mu pezevenk! Bak topu buna benziyor, Cübbeli Ahmet’in tarihi 1500 sancakla Roma’yı fethetmesine benziyor.

Hızır aleyhisellam ne gariptir Cübbelinin yanında ona deccalı gösteriyor, Kerbela’da gerçekten ne olmuştu (?) da onlara Emmevi camilerini gösterdiler, horaaa hepimiz Müslümansız, hora bu seferde cennete.

500 hadis döneminden zamanımıza 1,5 milyon olmuş -günümüzden söz ediyorum-, e dinimiz elden gidiyor dini kurtarmak lazım…

Kürtleri ve Türkleri kim kurtaracak (?) ABD, ya Tayyip’i (?) ona da bildirilmiştir, haksız bu sıkıştırmadan kurtulacaktır o da, refaha erecektir. Kim sayesinde (?) cevap (!) manaya bak ey kardeşim!

Topla..
Bütün pislikler ortalığa saçılmış durumda ve bu ortalığı temizlemek zor gibi, çünkü işin içinde feodalizm var, din var, burjuva siyaset var, propaganda ve demagoji var.

Yani yalanlar silsilesi hâkim, yani risal âlemleri karanlık, risal sözcüğünü her anana da inanmayın.

Çünkü ne diyorlar: risal, siyaset, şeyhül İslam (din)

İsviçre minareyi yasakladı, topluca ayağa kalktı Müslümanlar, Alevi köylerine camiler zorlan yaptırıldı oturuyoruz, imam mı (?) tek başına kılıyor namazı… DTP güya PKK’nin tasfiyesine karşı durduğu için kapatıldı, ortalık karıştı… Oysa ne dinde bırakın minareyi ne de cami vardır, bize göre değil kitapta da belirtilmiştir, Peygamber kendi eliyle yıkmış camiyi, gerçek bilginlerse, gerçekten objektif tarihçilik - gazetecilik, ilahiyatçılık yapacaklarsa söz etsinler de görelim… Bakın Tövbe Süresi: 106–110, cami neden yok?

Benden size tasfiye; her şeye inanmayın hele hele din söz konusu olduğunda, burjuva siyaset mi (?) zaten ona inanıp inanmamanızı beklemiyorum fakat şu son günlerde din üzerinden yürütülen sohbet, tartışma, muhabbetinin galeyanına gelmeyin.

Çünkü Tv’ler kanal kanal bunlarla dolu.

Cübbeli gibi ipsiz sapsız birini Karaköy'de çay satarken al gel, hoca yap... Tv'lerde kanal kanal gezdir... Sonra ortalıkta hurafeler dolaşıyor diye şikâyet et... Bu Erdoğan’ın 2001 yılında aday olsaydı bile muhtar seçilemeyeceği gibi ama oldu mu başbakan...

Varoluşçu diğer pezevenk Fetullah'ta peygamber miydi, burası Türkiye'ydi değil mi?

Topunuzun diyeceğim ama neyse... (!) işte noktaları siz doldurun!

13 Aralık 2009 Pazar

Erdal Eren

Erdal Eren, 12 Eylül Darbesi öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü iddiasıyla tutuklanmış ve 13 Aralık 1980 tarihinde asılarak idam edilmiş olan TDKP üyesidir.18 yaşını doldurmayanlar reşit sayılmadığından, dönemin hükümeti yaşını büyüterek idam edilmesine karar verdi. ODTÜ’lü Sinan Suner’in 1980’de öldürülmesini protesto etmek için düzenlenen gösteride Erdal Eren de göstericiler arasındaydı. Göstericiler ve kolluk güçleri arasında çıkan arbedede er Zekeriya Önge yaşamını yitirdi; Erdal Eren’le birlikte 24 kişi gözaltına alındı. Eren, Zekeriya Önge’yi öldürmek suçundan tutuklandı. 2 Şubat’ta gözaltına alınan Erdal Eren, hızlı bir yargılama sürecinin ardından, 19 Mart 1980’de (gözaltına alındıktan 46 gün sonra) idama mahkûm edildi. Erdal Eren’in henüz 16 yaşında olması, avukatlarının sundukları deliller ve tanıkların ifadeleri kararın uygulanmasını engelleyemedi.

12 Eylül cuntasının karanlığında yaşı 17’den 18’e mahkeme kararıyla büyütülerek idam edilen liseli bir gençtir Erdal Eren. O kahraman değildir, olması da gerekmez. Suçlu mu, suçsuz mu bu da o kadar önemli değil, (gerçi buz gibi ortadır bilirkişi raporunda Erdal’ın suçsuzluğu) devletin dişlerini ne kadar sivriltebileceğini gösteriyor bize. İdamın ne kadar olağanlaşabildiğini... Ve diyor ki insanlar çocuklarına: sakın ha! Aman oğlum / kızım bak biliyorum bu düzen kötüdür; ama sakın ha! Sen dersine çalış, oku. İleride düşün bunları. Bir Erdal Eren vardı, yaşını mahkeme kararıyla büyütüp idam ettiler, Allah korusun. .

Tahtaya vurmayın ablalar ağabeyler. Taşlara kafalarınızı vurun. Sustu herkes, tüm gençler sustu. Hiçbir şey yok dillerde, sevinç yok dillerde veya umutla söylenen sözler... Önümüzdeki maça bakacağız diyor insanlar. Diğerlerini geçmek için daha çok çalışacağım, üç dil öğreneceğim, çift master yapacağım diyor. Binlerce sınava hiç gocunmadan girip, standart sapmanın bana vereceği tüm avantajları da kullanarak tüm gençliğimi tahta sıraların üstünde geçireceğim diyor. Sakın ha demeyin artık, n’olur demeyin. Hala karanlık odalarda kola şişeleriyle gençleri iğfal ediyorlar. Sevimli bir ressam dede oluvermedi mi Kenan Evren? Yetmez mi bu belleksizlik, sinmişlik? Yaşamaya geciktik veya çok mu erkenciyiz?

8 Aralık 2009 Salı

Teşekkür yazısı

Türkiye’nin siyasi parti literatürüne ‘yeni’ sağ - sol - liberal partiler katılmaya devam ediyor. Türkiye’de yaşadığımı her zaman hatırlatmak zorundalar ya bunlar. Hepsine teşekkür ediyorum.

Hani özgürlük ve demokrasinin beşiğiyiz ya, bizi yöneten bir iktidar liderciği, ‘memurlar greve çıktı’ diye ‘hesabını sorarım’ demesi ne kadar demokrasi tanımlamasıysa ve bunlarla uyuşuyorsa ‘Hamdolsun’ o kadar demokratız işte hepimiz. Şaşırmıyorum dersem yerdir artık bu yüzden. Türkiye’de halkın sırtından hiçbir partinin emekten, eşitlikten, sömürüsüz, sosyal bir yaşamdan ve toplumdan söz etmeyen o kadar çok parti dururken, birer kan emici görevini görenler de varken bir de yenilerinin eklenmesi beni çok duygulandırıyor. Artık kaygı duymuyorum, aksine her gün yeni bir umut ediniyorum sayelerinde.

Parti açılımı
Yurdum gündemi her gün baş döndürücü bir hızla klavye başına oturtuyor işte ister istemez. Mübarek Fethullah ve burjuva tayfasının medyası lokomotif gibi çalışıyor çünkü. Biz insanlarda her gün ‘hıyarın kerameti’ misali topyekûn özel imal ve kurdurulmuş olanın üzerine bocalanıyoruz.

Bocalanmasına bocalanıyoruz da bir tane adam da çıkıp kardeşimmm ‘geriye bakma çukura düşersin’ demiyor / diyemiyor. Çünkü eleştiren bizden önce almış eline inisiyatifi de ilk bocalananın kendi olduğunu saklıyor. Böylesine boktan bir serzenişi var işte adam akıllının da!
.
Daha dün Onur Öymen’in Dersim örneğinden dem vurup ‘bunlar işte böyledir, bilinçaltındakiler dışa vurdu’ serzenişlerinden sonra Onur Öymen’e teşekkür mesajları yağmıyorsa ben de başka birşey bilmiyorum.. Apo bile demiş ‘CHP’nin içindeki en dürüst adam Onur Öymen’dir’ diye… Hani Apo söyledi ya bende Onur Öymen’e hak verme cesaretinde bulundum, maazallah Apo bu cümleyi zikir etmeden önce ben ya da başkası kullansaydı kesin CHP’li bilemediniz en kaba şekliyle faşist olurduk. Artık inisiyatifi AKP’lilerle birlikte Tanrı katında Amerikalılara bırakıyorum, korusunlar kendisini, ne diyeyim adam oturduğu yerden bilinçlerimizi açıp ufkumuzu genişletti. Beş dakikada çözümledi olayı. Zaten kendisi dememiş miydi(?) Marx olsun, Engels ve Lenin olsun bilimsellikten uzaklar ve bi’şey bilmiyorlar, ben biliyorum diye. Haklı Hz. Meryem’in kitaplarını kendisi kadar okumadım ben, zira aslında hiç okumadım desem yalan söylememiş olurum. İlgi alanlarımız değişik hakikaten.

Kaldı ki demokrasi karşısında tüyleri diken – diken olanlar da var bugünlerde şuan günah çıkartıyorlar, ‘benim ailem CHP’liydi’ hep Baykal’a ve partisine verdik oylarımızı diyenlerde eklenince bu iş daha eğlenceli bir hal aldı. Dersim Katliamı deyince, CHP’li olacaktı ya ne bok olacaktı, tek parti döneminden söz ediyoruz, senin Amerikan sevdalısı Türkiye’yi ‘küçük Amerika’ yapacağız diyen aptal muttasıfları çıkmadan önce Adnan Menderes bile ailece CHP’ye oy verirdi, hatta gece – gündüz orasını burasını köşenden yaladığın Erdoğan’ın da babası dâhil akılımmm.

Sen oy vermişsin çok mu?

Zaten CHP’nin süzgecinden geçmeyene adam demem ben.

Hadi çok partili sisteme geçtikte CHP’li yıllar biraz geride kaldı ama kendine solcuyum diyorsan mutlaka en az Perinçek’in yakınından – çizgisinden geçeceksin. (Çok ciddiyim) belki böyle adam oluruz ne bileyim.

Sen koy seven çıkar
Sağ milliyetçi cenahta Osman Pamukoğlu, liberal solcularda Ufuk Urasçılar derken sosyal demokratlarda Rahşan Ecevit’in yeni prensi Hulki Cevizoğlu ve nihayetinde de Mustafa Sarıgül gibi Fethullah’ın sol vizyonlarından sonra Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız’da (oysa kendisinin bir edebiyat öğretmeni olarak girdiği tartışmalardan hazır cevap tavrıyla beğenirdim) solda yeni bir parti kurma çalışmaları içinde yer aldıklarını açıklayınca Onur Öymen’e bir teşekkür daha benden… Sayesinde herkesi bir akıl tutulması sardı, kabul etsin.

E adam bir açıklama yaptı karanlık ne kadar ‘şey’ varsa ortaya çıktı… Hatta adamın bu açıklamalarından kendine görev bile çıkartanlar oldu. Örnek ‘Dersim Katliamı’, sonra yeni particiklerimizi de öğrendik sayesinde ne diyelim. Büyük beceri hem onunkisi hem de Erdoğan’ınkisi. Bence hayali dedektif kahraman Sherlock Holmes’e özenen Ergenekon savcısı Zekeriya Öz harekete geçmeli ve Ergenekon Terör Örgütü Davası’ndan tutukladıklarını hemen serbest bırakmalı Onur Öymen’i acilen tevkif ettirmeli, aranan ve bir türlü bulunamayan 1 numaralı adam da bence Onur Öymen’dir diye de acil son baskı haber gir(il)meli ajanslara, buradan çağrı yapıyorum Zekeriya’ya, yeniden isminden söz ettirip Erdoğan ve bilumum diğer cemaatçi patronlarının gözüne girebildin o beceri var sende malum her boku yedin buna da bir kılıf bulur, o kaypak ve beceriksiz imajını hafızalarımızdan silebilirsin.

Son olarak
Öncelikle bizi o tek hücreli İmralı çizgisinden (gerçi yeni yerine taşındı ama olsun yıllarca bizi oralardan çıt kırımsı dağarcılığıyla) uyandıran ve ufkumuzu açtıran ‘vay be demek böyleymiş’ dedirten Abdullah Öcalan beye, keza yıllardır demokrasi palavrasıyla uyutmaya çalışan diğer iktidarlara karşı verdiği amansız mücadelesiyle kalplerimizde kendisine ve yedi ceddini anmadan uykularımızın gelmediği yüzyılın son boşbakanı sayın Erdoğan’a, kendisi ‘ben Atatürk’ün altı okunu, dedemin ve nenemin resimleri gibi duvarıma astım’ diyen muhalefetin lideri büyük Kemalist Baykal’a ve onun biricik dostu Öymen’e, ‘Gülen aleyhine olan insanlarla görüşmem, laf söyletmem, konuşulanları dinlemem, yazıları da okumam’ diyen Sarıgüller ve emperyal senaryoların diğer figüran oyuncularına teşekkür ederim.

Sayenizde sosyalizme ve devrime olan inancım/ız her gün artıyor.

Teşekkür ederim, sokaklarda sürekli çatışan ve emperyalistlerle onların kolluk kuvvetlerini zorda bırakan devrimcileri, çıkılmaz sanılan bu süreçten ve geleceğe güvenle bakan, şuan kazanamayacakta olsak yine de varız dedirttiğiniz niceleri için hepinize teşekkürler.