19 Eylül 2009 Cumartesi

Kara Panterler Partisi’nde geçen bir hayat: Mumia Ebu-Cemal ya da "Özgürlük istiyoruz!”

“Kafamda şu fikirle başladım: ‘Hakkım olan bir şey var; ölüm veya özgürlük.”
(Harriet Tumban, Siyah Özgürlük Savaşçısı)

KARA PANTERLER PARTİSİ
Zamanın kum saatinin öteki yanından baktığımızda, Kara Panterler Partisi’nin kökenin şaşırtıcı derecede sıradan bir olaya bağlı olduğunu görürüz: kötü bir devlet okulundan yeni mezun iki yoksul kolej öğrencisi, yeni şekillenen siyasal bilinçleri doğrultusunda bir çıkış yolu arayarak, kolejin ‘Siyah’ öğrenci grubuna katılmaya karar vermişlerdi.

Göründükleri kadarıyla, pek dikkat çekici insanlar değillerdi. Yirmili yaşlarındaki iki siyah genç, kendi varlıklarını görmezlikten gelmekten mutlu olan bir dünyada anlam aramaya çıkmışlardı. Aileleri içinde ilk kez yüksek öğrenim görmek isteyen (bir nevi ilk kuşak oluyorlardı ki) binlerce, belki de on binlerce genç erkek ve kadının arasında sadece iki kişiydiler. Yüksek öğrenim kurumlarına ulaşmaları, pek çok bakımdan yeni ve aşina olmadıkları bir dünyaya uzanan bir yolculuğa çıkmak anlamına gelecekti. Daha önceki yetersiz eğitimleri, pek çok genci bu yolculukta hazırlıksız yakalamıştı çünkü.

1960’lı yılların ortaları: dünyanın dört bir yanında, havasız, kapalı ve karanlık odalarda esen taze rüzgârlar gibi çeşitli hareketler hızla boy atıp durmaktaydı. Bu rüzgârlar insanlara isyanın, direnişin ve dünya devriminin iç bayıltıcı kokularını getirmekteydi!

O dönemler Merritt College’in bulunduğu California’daki West Oakland’de en büyük tartışma konusu yaşanmaktadır ve buda 1962 yılındaki Küba Füze Kriz’iydi. Emperyalist ABD ile SSCB arasında Küba yüzünden bir nükleer savaş patlak vermesi ihtimali ortadan kalkmış görünüyorsa da, muhtemel bir atom savaşının saldığı dehşet, ay ışığı kadar gerçekti. Zamanın uluslararası gerilimleri, o dönemin öğrencilerini yetişmekte oldukları dünyayı sorgulamaya itiyordu. Üstelik bu yetmezmiş gibi, ABD’nin güneyindeki, yükseltmekte olan Medeni Haklar Hareketi, gençler arasındaki tartışmalara yerel konuları da taşımaktaydı.

İşte o dönemlerde Bobby Seale adında bir öğrenci, kampus içinde dolaşıyor ve söz düellosuna girecek güce sahip olanları dinliyor, etrafında olup bitenleri gözlemliyordu. Konuşmacılar fikirlerini sessiz bir dinleyici kitlesi önünde ifade etmek yerine, en hararetli tartışmalara dalıyor, dinleyicilerinden yaylım ateşi gibi gelen çeşitli soruları da aynı hararetle cevaplıyorlardı. İşte o tartışmalar da Huey adında genç biri (deyim yerinde ise hatip bir nitelikte) ve öyle bir militanca kararırlılıkla, bilgece konuşmaktaydaydı.

Böylesi bir karşılaşma, nasıl Kara Panterler Partisi’nin doğuşunun habercisi olabilir di(?) diye sorulabilir: özetle bütün bunlardan çıkarmamız gereken tek şey, o dönemde siyah öğrenciler arasında ve radikal çevrelerde hâkim olup, daha sonra birleşerek bir ideolojinin başlangıcını oluşturacak çeşitli düşüncelerin olmasıydı. Bu her iki gencin karşılaşması, yani Bobby Seale ve Huey’in karşılaşmaları farklı bir şeyler aramasından kaynaklanıyordu. Belki de: dünyanın neden bu kadar karışık olduğunu, belki günlük sıkıntılarından kurtulmanın yolunu, belki de Siyah Amerikalılar’ın yüzyıllardır aradıkları şeyi; özgürlüğü!

Huey ve Bobby’nin bu ilk karşılaşmaları, Kara Panterler Partisi’nin varlığı süresince devam edecek güç ilişkilerinin de başlangıcını oluşturacaktı. Daha genç olmasına rağmen, Huey P. Newton’un Bobby Seale’den çok daha aktif, çok daha esnek ve çok daha geniş görüşlü bir bakış açısına sahip olduğunun aşikârlığıydı.

Bobby Seale, Huey P. Newton’u “Dünyanın Lanetlileri” adlı esrinden etkilendiği, Karayipler doğumlu Cezayir devrimcisi Frantz Fanon’la tanıştıracaktır. Bu Cezayirli devrimciden o kadar etkileneceklerdir ki, onların gözünde diğer Siyah Amerikalılar için, Fanon’un sözleri sadece Afrika’daki sömürge koşullarının değil, dünyanın sorunlarının ve Siyah Amerika’nın neden bu kadar sefil durumda olduğunun bir açıklamasıydı. Beyaz zenginliğin bolluğu ve düzeniyle kıyaslandığında, Amerikan gettosunun o geniş ve iç karartıcı yoksulluğundan bir anlam çıkarmak isteyen birinin gözünde, Fanon’un yürekli ve tutkulu yazıları güçlü bir ışıktı. Fanon’un anti-sömürgeci ve anti-emperyalist bakış açısı, genç Newton’u etkileyen tek şey değildi tabii ki… Siyah milliyetçi Malcolm X’in de, kendisinin “elle tutulamayan” ve “derin bir şekilde ruhsal” diye tanımladığı bir etkisi vardı onun üzerinde. 1955 Afrika ve Asya ve Endonezya’daki “Bandung Konferansı”nda bu devletlerin sömürge karşıtı harekete destek sözü verdiklerini de anlatmakla beraber, Malcolm X ve Fanon, Newton’un üzerinde derin etkiler bırakarak, anti-emperyalist ve radikal bir perspektife kaymasına yol açmışlardır.

Ulusal veya uluslararası çaptaki Siyah ve Üçüncü Dünya Özgürlük Mücadeleleri, Kara Panterler Partisi’ni kuran bu iki genci derinden etkilemişti. Tabii, Fanon’un yanında daha başka yazarlar ve kitaplarda bu süreçte kilit rolü oynamışlardır.

17 Ekim Devrimi’nin kurucularından Lenin, W.E.B. Du Bois, James Baldwin, Dostoyevski, Camus ve Nietzsche’nin yanı sıra Robert Williams’ın “Silahlı Zenciler” (1962) adlı kitabı da Newton’un giderek gelişen zihnini beslerken, o dönemin insanları, bir yıl önceki öfkeli getto ayaklanması olan Watts’ın küllerinde ısıtılan ruh besinleriyle beslenmekteydi.

Tarih artık 1966’lı yıllara yakın bir tarihtir: Seale ve özelikle Newton, ülkeyi orman yangını gibi kasıp kavuracak bir grup oluşturacak, Öz-Savunma İçin Kara Panterler Partisi (BPPFSD), tarih 15 Ekim 1966’yı gösterdiğinde kurulacaktır; yine daha sonra Kara Panterler Partisi (KPP) adını alacak olan parti, kırktan fazla ABD kentinde taraftar bulacak ve ülkenin dört bir yanında Faşizme Karşı Milliyetçi Cepheler adı altında bilgi merkezlerine sahip olacakadır. Yani Kara Panterler Partisi artık kurulmuştur…

MUMİA EBU-CEMAL’E ÖZGÜRLÜK!
Geçmişi asırlara dayanan Siyah Diremiş Hareketi’nde iki eğilim vardır; birincisi, sahibi hastalandığında “Neyin var efendi, hasta mıyız?” diye soran “Ev kölesi” tavrının tipik bir örneği olan ve Martin Luther King, Jr.’da simgelenen “Medeni haklar” modeli; ikincisi, sahibi yatağına düştüğünde, efendisi bir an önce ölsün diye dua eden “Tarla kölesi” tavrını benimseyen Malcolm X’in çizgisinde somutlanan derin direniş hareketi. İşte, Kara Panterler Partisi, Malcolm X’in çizgisinde, tüm mücadelesini ‘Siyahlar’ın nihai kurtuluşuna adamış bir ‘kitle şiddeti’ne dayalı bir özgürlük hareketinde, 1982’de Philadelphia’da bir polis memurunu öldürmek suçuyla hapse girip idama mahkûm edilen Mumia Ebu-Cemal de on beş yaşından itibaren Kara Panterler Partisi’nin en aktif militanlarından biri…

Mumia Ebu-Cemal 9 Aralık 1982’de, bir polis memurunu öldürmekle suçlanıp aynı şehirde tutuklandığında, Siyah Gazeteciler Birliği’nin Philadelphia şubesinin başkanlığını yapmaktaydı ve önde gelen radyo yayıncılarından da biriydi… NPR, Mutual Black Network, National Black Network, WUHY (şimdi ki adıyla WHYY) ve diğer istasyonlarda ödül kazanan programlarıyla, Philadelphia’da “Sesi çıkmayanların sesi”ydi.

Mumia Ebu-Cemal henüz 15 yaşındayken, George Wallace’ın başkanlık kampanyasında bir mitingde protesto gösterisi yaptığı için dövülmüş ve tutuklanmıştı. 1968’in sonbaharında, Kara Panterler Partisi’nin Philadelphia şubesinin kurucu üyelerindendi ve İstihbarat Bakanı olmuştu. 1970 yazında California, Oakland’deki parti gazetesi için çalıştı. Devrimci Halkın Anayasa Kongresi’nin toplanmasında ve kent polisinin Panterler Partisi’nin üç yerel ofisine birden baskın düzenlenmesinden kısa bir süre önce Philadelphia’ya ya geri döndü. Ondan sonraki on yıl boyunca Mumia Ebu-Cemal’ın Philadelphia Emniyeti’nin ve Rizzo yönetimini alan ağır eleştirileri onu “İzlenmesi gereken” bir gazeteci durumuna getirdi. Mumia Ebu-Cemal Belediye Başkanı Rizzo’nun 1978 yılında MOVE örgütüne (Batı Philadelphia’da Poweyton Village semtinde) yönelik kuşatmasını teşhir edişi, kenti yönetenleri özellikle kızdırmış ve çok geçmeden radyodaki işini kaybetmişti. Giderek büyüyen ailesine bakabilmek için artık taksi sürücüsü olarak geceleri çalışmak zorundaydı.

9 Aralık 1981-82’de sabahın erken saatlerinde polisin silahlı takibine uğrayıp, dövülerek gözaltına alınan ve polis memuru Daniel Faulkner’i öldürmekle suçlandı. Philadelphia’nın ünlü “İdamcı yargıcı” Albert Sabo’nun yönetiminde mahkemeye çıkarılan Ebu-Cemal, 3 Temmuz 1982’de cinayetten suçlu bulundu ve ölüme mahkûm edildi. Yıllarca süren itirazların ve uluslararası protestoların sonucunda, 11 Aralık 2001’de 3. Temyiz Mahkemesi ölüm cezasın bozdu, fakat hükmü kaldırılmadı. Tarih 2002 yılının Ekim ayını gösterdiğineyse; dava Pennsylvania Yüksek Mahkemesi’nde de değerlendirmeyi bekliyordu.

Mumia Ebu-Cemal hayatı boyunca, Kara Panterler Partisi’nin ülke çapındaki gazetesinden başlayarak, toplumumuzdaki ırkçılık ve eşitsizlik üzerine yazılar kaleme almıştı. Ebu-Cemal bugün hala dünyaya sunulmuş olarak lanse edilen demokrasinin beşiği ve özgürlüğün ülkesi Amerika Birleşik Devletleri’nde tutsak ve tecrit altında. Karl Marx şöyle diyordu bir kitabında hem de bundan tam yüzyıl öncesinden: “Bugün Amerika’nın zengin olmasının tek nedeni zencilerdir (Siyah Irk) bugün o ırkı, Atlantik kıtasından alın Asya’ya ya veya da herhangi bir ülkeye yerleştirin o kıtayı ya da o ülkeyi zenginleştirirsiniz” diyordu.

Bugün ABD gibi birçok ülkede Mumia Ebu-Cemal’ler tutsak ve tecrit altında, sadece davalarına inandıklarından dolayı. Çünkü onlar bu 21. yılda hala capcanlı bir şekilde umutlarını gelecek kuşaklara taşımanın kavgasını veriyorlar.

Hiç yorum yok: