13 Nisan 2008 Pazar

Yasak bir poster

Nâzım’ın o dönemde yayımlanan tüm şiirlerini okumuştu. İbo, çok iyi bir okuyucuydu. Varlık, Papirüs, Soyut, Türk Dili gibi edebiyat dergilerini sürekli okuyordu. Bir ara Türk dilinin yapısını, sözcük hazinesini, şiirdeki gücünü ve müzikalitesini incelemeye çalıştı. Dilde, halkın anlayabileceği bir arındırmadan yanaydı. Şiirde ‘İkinci Yeni’ akımına karşıydı ama... Cemal Süreya’yı seviyordu. Nâzım, Ahmed Arif, Enver Gökçe çizgisini savunuyordu. Yazdığı şiirler bu çizginin etkisi altındaydı.

Dünya edebiyatı içinde en çok Rus romanlarına eğilim duyuyordu. Ekim Devrimi’ni, insanlığın gelmiş geçmiş en anlamlı, en büyük devrimi olarak değerlendirmesine rağmen, bu devrimin, Gorki ve Mayakovski hariç, kendi çapına layık edebiyatçılarını çıkaramadığını söylüyordu. Devrim öncesi yazarlardan en çok Tolstoy’u seviyordu.Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin derin etkisi altındaydı. Lu Sun’u ve diğer Çin yazarlarını merak ediyordu. Cağaloğlu’nda dolaşıp duruyordu.


İBRAHİM KAYPAKKAYA
VE SİLAHLI MÜCADELE / SİLAHLI DEVRİM

Her devrimin en temel sorunu, siyasi iktidar sorunu, siyasi egemenliğin ele geçirilmesi sorunudur. Egemenliği elinde bulunduran hiçbir gerici sınıf, gönüllü olarak egemenliğini başka sınıflara bırakmamıştır ve bırakmayacaktır. Toplumsal gelişmenin önünde engel olan gerici sınıf ancak zora dayanarak; öncelikle karşı-devrimci şiddet araçlarıyla örgütlediği ve ayakta tuttuğu egemenliği, emekçi yığınların devrimci şiddeti ile parçalanarak, egemen sınıf konumundan uzaklaştırılabilir. Bu, sınıf savaşımlarının tarihi tarafından binlerce kez kanıtlanan gerçek, KK-T gibi faşist diktatörlüğün olduğu ülkelerde, devrimci savaşıma atılan her sınıfın, örgütün başından hesaba katması gereken bir olgudur. İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş, sınıf savaşımının bu dersini her zaman çıkış noktası olarak ele almış, hem bir yandan şiddete dayalı devrimi, silahlı mücadeleyi reddeden pasifistlere karşı, hem de yığınların silahlı mücadelesinin yerine ve onların adına küçük öncü grupların devlete karşı silahlı mücadelesini savunan fokocu teorilere (bu konuda kendi bazı yanlışlıklarına rağmen) karşı, şiddete dayalı devrimi ve halk yığınlarının silahlı devrim savaşımını savunmuştur.

“Devrimci ahlâk, istikrar ve ilke namına zerre kadar bir şey tanıdıkları yok. Bu revizyonist hainler, bizzat eylemleri yerin dibine batırdıktan sonra şimdi de «bazı ihtiyaçları karşılamak için bu tür eylemlerin yapılabileceği»ni kabul etmiş gözüküyorlar. Bu konuda artık doğru düşünmeye başladıkları için mi? Hayır (çünkü o takdirde, «Yaşasın İhtilalci Kitle Çizgisi» denilen paçavrayı yakmaları gerekirdi!) Sadece eleştiri oklarından pek nazik vücutlarını korumak için! Üstelik şehirlerde gerilla faaliyetinin anlamını ve önemini yine de kavrayamamışlardır. Belirttiğimiz gibi, şehirlerde gerilla eylemlerinin amacı, bazı ihtiyaçları karşılamaktan da ibaret değildir. Şehirlerde girişilecek gerilla faaliyeti, köylük bölgelerdeki mücadeleye destek olarak, gerici saldırılara karşı aktif savunma vasıtası olarak ve kuvvet biriktirme vasıtalarından biri olarak önem taşır. Revizyonist baylar, meselenin özünü yine de kavrayamamışlardır.” (İbrahim Kaypakkaya, Seçme Yazılar, “15. Şafak Revizyonistleri Silahlı Mücadeleyi Kuşa Çeviriyor”, sf. 370–378)


Türkiye 'devrimci' siyasi önderleri arasında bir şekilde Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve diğer devrimcilerin resimlerini bir şekilde bulabilirsiniz. Ama Kaypakkaya'nın resimlerini bulamazsınız, çünkü yasaklıdır. Ve gölgeler altındadır. Fakat o da dalgalanacağı günü bekliyor bu topraklar üzerinde. Tıpkı diğerleri gibi. Çünkü bunu hak ediyor!

Hiç yorum yok: