19 Nisan 2008 Cumartesi

Kışkırtıcı alan sahibi

Dünyaca Ünlü Muhalif Noam Chomsky AKP Davası ve Türban Hakkındaki Görüşleri

"AKP Kapatma Davası" uzun süre daha Türkiye’nin gündeminde olacağa benziyor. Bundan dolayı olsa gerek kimse boş durmuyor. Odatv.com adına Cüneyt Özdemir ve ekibi, bu konuyu dışarıdan bir göze, dünyaca ünlü muhalif düşünür Noam Chomsky’e sormayı tercih etmişler. Doğrusu da coğrafyası da bu. Bizim aydınlarımız düşünemiyor. Bizce de Türkiye'nin en gerici sınıfı bugünün Türk aydınlarıdır. Coğrafi yapıyı bile bilmiyorlar. Türkiye’nin siyasi gündemiyle yakından ilgilenen Chomsky’de, Türkiye ile ilgili görüşlerini onlara açıklamış. İşte, farklı bir gözden, daha da önemlisi muhalif bir düşünürün gözünden bir Türkiye portresi… Okuyalım!

AKP’nin kapatılmasıyla ilgili şunu demiş Bay Chomsky: Bence çok kaba ve uygun değil. Ben Türkiye’de 2 kez bulundum. Özellikle 2002 yılının başlarında insan hakları üzerine göze çarpan atılımlar gerçekleştirildi. Sonraki yıllarda da o zaman ki kadar olmasa da yavaş bir ilerleme yine de vardı. Son bir iki senedir ise bu durum gerilemeye başladı ne yazık ki. (AKP'nin kapatılması kaba ama yavaş yavaşta olsa ilerleyen bir açılımın gerilemesi kaba olmuyor???) Bunu çok talihsiz bir durum olarak değerlendiriyorum.

Sonra “Demokrasi” ve “Laiklik” üzerine Bay Chomsky devam etmiş: Bana sorarsanız, benim kendi görüşüm hükümetin laik olmasından yana. Ama dine bağlılığını gösterenleri de yargılamamalılar. Bence Amerika’nın bu konuda doğru bir duruşu var. Mesela diyelim ki, genç Müslüman bir kadın MİT’te başörtüsünü (adamın aklına başka kamu kuruluşu değilde direkt MİT geliyor???) giymek isterse kimse buna karışmaz. Çünkü laik topluluktur ve bu da doğru bir yaklaşımdır. Bu durumun Türkiye’de burada olduğundan daha hassas olduğunu anlıyorum ama yinede katılmıyorum. Mesela bu konuda Fransızların kanunlarına da katılmıyorum. Bence Fransa’nın getirdiği belli kısıtlamalar uygunsuz, insanlar seçme hakkına sahip olmalı.

“Başörtüsü” tartışması üzerine de Chomsky: Burası (Amerika’yı kastediyor) ve Türkiye arasında fark var. Türkiye’de bu durum gerçekten çok daha hassas bir konu. Laik düşünceye sahip insanlar dini inançların sergilenmesine karşı olabilir, ama ben yine de bu yaklaşıma katılmıyorum. Bence nüfusun büyük çoğunluğunun İslamcı geleneklerden oluştuğu düşüncesi kabul edilirse, ülke daha özgür ve sağlıklı olur. (Neden yıkıp yeniden inşaa edemedikleri belli oldu.)

Bütün Fikirleriyle Gerçeğin Dışında
Küresel sistemin efendileri, kurucu olamayan sözde yıkıcılar besliyor ve kışkırtıyorlar Bay Chomsky gibi yakın çağ ideologlarını. Söylediği çoğu şey Türkiye’ye özgü gibi görünse de bir kişi bile aksini düşünüyorsa uygun değildir. Sistemin ihtiyacı, muhalif güçleri devrim yapacak kuruculardan uzak tutmak ve başıbozuk yıkıcılık, her zaman sistemin sigortası olmasını sağlamaktır. Sistem, yıkılmazlığını onlar aracılığıyla gösterir. Onların tarihsel rolleri, sistemin toplum üzerindeki otoritesini pekiştirmektedir.

Sistemin sahipleri, eğer kendilerine “meydan okuyan” sözde yıkıcılar yoksa onları yaratmak zorundadırlar. Her sistem muhalifini yaratırken karşıtını de yaratmaktadır. Çünkü bu o sistemin ayakta kalma dinamiğidir. Her sistem, devrimci kurucuların önlerini kesmek için, kendi düşünürlerini belki ilk etapta böyle düşünmemiş olmamasına rağmen, sonradan da üretmiştir. Siteme zaptiye kadar, “sivil itaatsizlikler” de gerekir demiştir. Örneğin 1980’lden sonra Eric Fromm’ların piyasaya salınması ve ÖDP gibi oluşumların söylediklerimize komşu örgütler olarak kurdurulması boşuna değildir.

Hiçbir doktrin, hayatın dışında kalamaz ve kalmamıştır. Bay Chomsky anarşist fenomenden beslenmektedir ve bu Anarşizm’i hayatın içine çeken, hayatını kaybetmekte olan sistemin, ölüme giden hakim sınıfıdır. Anarşizm, bütün fikirleriyle gerçeğin dışında dururken, kendisine verilen işlevle kollarından tutulup gerçeğin içine çekilir. Onun aşırı kendiliğindenciliği, sistem sahibinin aleti işlevinde hayat bulur. Bu yüzden Bay Chomsky, karşıtı olduğu “şeylerle” tezat halindedir. Bundan dolayıdır ki, Ezilen Dünya’da, bağımsız devletlerin tasfiyesi için, her türlü bölünme etkeni harekete geçirilmektedir, toplum büyük bir kaosun / keşmekeşliğin içine itilmektedir. Ve onun türevlerinden olan “sivil itaatsizlik” bu amaçla kullanılıyor, kullanılmaktadır. Bu bir kuluçka sürecidir.

Uzağa gitmeye gerek yoktur bunun için. Örneğin bu kuluçka döneminin süresi, döneğe göre değişir (hatırlayalım, bende TC’yi kastetmekteyim): Cengiz Çandar, Taner Akçam, Oral Çalışlar ve Hadi Uluengin gibiler, hemen atlatmışlardı, ve tek istikrarlı yürüyüşleri bu yolda olmuştu. Bu yüzden pekte bir şey değişmedi. Hem liberal, hem itaatsiz, hem muhalif ve milliyetçi hem de burjuva. Gerektiğinde laik, gerektiğinde İslami değer, olmadı devrimci. Onlar o dönem, dönek oldukları gün yumurtalarından çıkmışlardı. Vicdanlarını, çöp sepetini döker gibi bir çırpıda boşaltmışlardı. Şimdi yine Avrupa’yı bir kez daha hatırladık Bay Chomsky sayesinde. Ne diyelim. Hayırlı olsun.

Hiç yorum yok: